Bu ülke Kürt hadisesini “musibet” telaki ettiğinden dolayı doğrultusunu kaybetti. Politik paranoya diğer bir ifade ile nefretin psikopolitiği, kontrgerilla gibi hukuk dışı yapıları temel güç haline getirdi. Bununla da kalmadı: Uzun dönem Ülke siyasetine yön veren paramiliter güçler yeni bir ağırlık merkezi oluşturdu. Cumhurbaşkanı ve dönemin komuta kademesinden şahsiyetler de bu durumu teyit etti. “Faili meçhul”lerin “resmi politika” olduğunun altını çizdi.
Erk yüzleşmekten kaçındıkça kontrolü kaybetti ve Ülke “karanlık odakların cenneti”ne dönüştü. Siyasal akıl, “Kürt karşıtı” olma koşuluyla her türlü kötülüğe, palazlanmaya, yağma ve talana göz yumdu. Ülke kaynakları “terörü önleme” adı altında aynı odaklara servis edildi. Özellikle Kürt bölgelerinde asker-sivil bürokrasi içinde (ki buna Korucular da dahildir) yeni rant sınıfları oluştu.
Ülkenin temel sorunlarına yabancılaşan Kleptokrasi (yağma düzeni) her türlü kötülüğü içine almakla kalmadı; militarize olmuş yeni bir asalak sınıf da yarattı. Sermaye yeraltına çekilince Ülke bir anda kara para cenneti haline geldi. Fuhuş, yolsuzluk, uyuşturucu arttı.
Anti Kürt yapılar “denetim dışı” bırakılmakla kalmadı “kademelere” sızarak/yerleşerek belirleyici hale geldi. “Ankara”, “Suruç” gibi hadiseler hasıl oldu. Özellikle eğitim ve yargı kaotiği toplumdaki “adalet-özgürlük” duygusunu bitirdi.
Anlamı şudur: “Kürt karşıtlığı” üzerine kurulu siyaset çökmüştür. Devleti oluşturan asli unsurlar aşınarak “güven sıralaması”nda gerilere düşmüştür. Karşıtını yaratan şiddet sistemin kendi içinde de sorunlaşmıştır.
* * *
Tek çare siyaset, devlet ve toplumun yeniden inşasıdır. Bunu yolu ise Henri Bergson’un geliştirdiği “Açık toplum” dur. Açık siyaset ve temsildir. “Açık toplumlarda devlet toleranslı ve bürokrasiden uzaktır. Politik sistemler şeffaf ve esnektir. Devlet hiçbir sırrı halktan gizleyemez. Bu toplum modeli tamamen otorite karşıtıdır. Siyasi hürriyet ve insan hakları açık toplum yapısının temel taşlarıdır. Açık toplum aynı zamanda çoğulcu ve kozmopolittir.”
Değişim ve demokratikleşme için “şapkadan tavşan çıkarmaya” gerek yoktur. “Açık toplum ve siyaset” yolunu izlemek, adımlar atmak yeterlidir. Byung Chul Han’ın tanımladığı “Palyatif toplum” yani, “acısız bir toplum, sorunlarından acılarından arınmış bir toplum” belki zordur, belki mümkün değildir ancak “açık toplum” her açıdan mümkündür. İnsan yavaş yavaş yok oluyor; kayboluyor, sıkışıp kalıyor. Buna “sosyal tükenme” de diyebiliriz. Açık toplum, kapitalizmle belli bir tükenmişliği yaşayan ve yavaş yavaş yok olan insanın geri dönüşü, kurtuluşu olabilir.









