Delil Karakoçan: Politik pratiğin yarattığı soru; Sol her durumda ilerici midir?

Genel

Metafizik hayvandan, diyalektik insana dönmeyi başarmaktır ilericilik. Niçin’i ve Nasıl’ı gevelemeden doğru yanıtı bulmak ve böylece “bunaltı içinde yuvarlanmaktan” kurtulmak… “İmansızların imanı” olarak yeni dinler yaratma yerine, bilimin ve bilginin aklına uyarak toplumsallaşmak…

*

“Gerici Sol” tabiri doğru mudur? Ya da “Sol gericilik” var mıdır? Konu irdelenmeye değer. “Gericilik” ya da “İlericilik” Yön’lerle ilgili bir husus değildir. Politik kimlik ya da sıfatlarla da açıklanamaz. İlericiliği ya da Gericiliği belirleyen teorik tespitler, programlar, aidiyetler olamaz! Parti programında çevreci içerik var diye çevreci olunmaz mesela. Kadın hakları var diye de “kadın özgürlükçü” olunmaz. Sosyalizmi istemekle sosyalist olunmayacağı gibi… Daha pek çok şey sayılabilir…

“İlericilik” teorik olarak tanımlanabilir ancak pratik karşılık bulmadıkça yani açık tutuma dönüşmedikçe sadece bir kavram olarak kalır. Kavram olarak kalan, pratikleşmeyen her şey “geri(ci)dir.” Hayatın akıcı ve akılcı ritmini bozar. Bu husus politik yapılar açısından çok daha doğrudur. Teori sadece açıklar ancak pratik değiştirir, yapar ve ilerletir. Bu bağlamda dogmatik Solu, tutucu Solu, ulus-devletçi Solu, değişim yetisi olmayan Solu, entegre olmuş Solu; gerici Sol ya da Sol gericilik olarak tanımlamak yanlış olmaz.

Pratik yani tavır önemli olduğu kadar aynı zamanda belirleyicidir.  İlericilik de gericilik de tasfiyecilik de “tutum” da saklıdır. “Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz” özdeyişi de buradan gelir; değerli bir özdeyiştir. Lafazanlığa, demagojiye yüz vermez. Söze, söyleme değil pratiğe bakar. Soyuttan somuta geçişi sağlayan tek şey pratiktir. 

Ancak doğru “söz dizileri” de pratiği besler; kılavuzu olur. Pratik, sözden ilham alır. Söz ise hakikate dayanır ancak hakikati besleyen ve değişimi yaratan da “tutum”dur. Bir diğer ifadeyle fiildir; “eylemde bulunmak”tır.  Ancak pratik her zaman “söz”ü dinlemez. Böyle durumlarda pratik, göz bağına dönüşür, “söz”ü eskitir; çelme takıp düşürür. Söz eskiyince tutum yani pratik kılavuzsuz kalır ve amaçtan düşer. Düşmekle de kalmaz, zıddını beslemeye başlar. Sol geri(ci)lik, kendi içinde karşıtını yaratmak; karşıtını beslemek olarak tanımlanabilir. Yurtseverlik de öyle… Sol yurtseverlik kendi içinde karşıtını yarattıkça gericidir.  

Buraya kadar anlattıklarımız doğru ancak eksiktir. Eylem de bir başına ilericiliği belirlemez. Burada kavrayış ve davranış kolektifi devreye girer. Pratik salt nesnel ve kurumsal olanı yaratır ancak içerik kazandırmıyorsa buna, ilerici pratik ya da sosyalist pratik denemez. Örneğin Rus pratiği Sovyetleri yaratmıştır. Ancak Sovyetlere, Sosyalist içerik kazandırmamıştır. Irak’ta da bir Kürt Özerk Yönetim oluşmuştur ancak ilerici, demokratik içerik kazanmamıştır. Böyle uzak-yakın örnekleri vardır. İçerik, özgürlükçü paradigmaların özüdür.

Burada sosyalist ruh ve bilincin toplumsallaşması önem kazanır. Sosyalizm, sosyalistlerin değil, sosyalizmi içsel yaşayanların eseri olabilir. İlericilik de öyle… İlericilik, kaygı ve korkularından arınmış, sevgi ve adalet duygusunu içselleştirmiş toplum ve yaşam bilinciyle hareket etmektir. 

Tarihsel ve güncel arka planlar…

Politik hafızayı zorlayalım ve az gerilere gidelim: Kolektif sosyalizm bilinci oluşmayınca, ulusal, sınıfsal güçler ve çelişkiler neoliberal potalarda eridi. Sınıf tutumlarının yerini, demokratik kolektivizm değil, karşıtına öykünme çabaları aldı. Emperyalizmi, “kapitalizmin üst ve son aşaması” gören sosyalist yaklaşımlar; kapitalizmi “ebedi ve mutlak” gören neoliberal anlayışlara “yenilerek” yedeklendi. Günlük pratik sorun ve gündemlere, dalaşa, kısır/verimsiz politik söylemlere hapsolarak karşıtlarına benzeşenler, süreç ve sorunlara paradigmasal bakan doğru ve etkin tutumlardan koptu…

Bundandır ki iç-iktidarıbiz”leştiren “ilericiler”, kendilerini alternatif politika ve yapılar oluşturma yerine, “dış- iktidar” eleştirisine odaklanan bir kısırdöngünün içinde bularak gericileşti! 

Böylece gericilik, günümüzde en geniş sosyal ve politik tabana ulaşmış oldu! Bir din versiyonu olan dogmatizm, sosyalist literatür ve argümanları eritti. Devlet, Ulus, İktidar gibi aşılmış kavram ve tanımlara tapınan sorunlu bir zümre yarattı. Simon Critchley’in “İmansızların imanı” olarak tanımladığı bu husus, metodik olarak metafiziği Solun “sağlama”sı haline getirdi! Böylece demokratik sol değerler yerini yeni teolojiye bıraktı. Ulus, devlet, iktidar gibi aşılmış, miadını doldurmuş kavramlara değer atfedilerek değişim karşısında korunması gereken kutsallar olarak savunulur oldu.  “Durağanlık + mutlaklık + değişmezlik” Sol kararlılık, Sol tutarlılık olarak sunuldu!

Yeni Sol siyasal akıl: Tanımsızlığın alkışlattığı pragmatizm.

Bugün, Lenin’in bir çocukluk hastalığı olarak tanımladığı Sol komünizm, “icat edilmiş, çocukça radikal şiarlarla kendilerini geri kalmışlardan tecrit etmek”le sınırlı kalmadı. Sonrasında pragmatizme kaydı. Değişim karşısında korkunç direnç göstererek, teorik ve onun yansıması olarak politik-pratik kaotiğin öznesi oldu. Gerçeklikten kopuk olarak Sol komünizm, teorik zeminde kendini sabit ve değişmez tutarken, pratikte “faydacılığa” yöneldi. Böylece Sol, “sınıf kimliğini” kaybederken, gericiliği kültürel boyut kazandı. Küresel doktrinlere, ideolojik yönelimlere yenilerek, iç içe geçişlerin, entegre kültürlerin yarattığı muğlaklık ve tanımsızlık ortamında kayboldu. 

1900’lü yıllarda “çocukluk hastalığı”na yakalanan Sol zümre, pragmatizme kaydı ve böylece pragmatizm siyasetin dili ve dini haline geldi. 

Pragmatizme gönül veren akıl, duyusunu yitirmiş toplumlar yaratarak büyük politik ahlaki çöküntüye yol açtı. Çöküntü, siyasal hayatta “tutarsız, tanımsız ve şekilsiz” bir ağırlık oluşturdu. Siyasal figürler çoğunlukla faydacı-hazcı çehrelere büründü. Böylece daha çok içgüdüsel bir dürtü olan hazcılık, politik alana taşınarak, yaratma ve yaşama sanatıyla açıklanmaya başlandı. Pratik fayda, temel doktrinlerin, paradigmaların yerini alarak “siyasetin doğru ve akılcı karşılığı” olurken; siyasetçi, öncü/ön açıcı vasfını yitirerek sıradanlaştı…

Siyasetçi sıradanlaşınca yapılan da “sıradanlığın siyaseti” oldu. Arkaik arka plan olarak “geçmiş” anılmaz olurken, “gelecek” kayboldu. “An”, tüm bayrakları indirerek sosyalist romantizmi bitirdi. “Çürümenin kitabı” olarak Sol gericilik, tanrısızlar adına, sayısız tanrı yarattı… 

Sol gericiliğin iflası: İlerici Solun geri dönüşü…

İçimizde barındırdığımız kokuşmuşluk yoluyla metafizik hayvan oluruz.” der, E.M. Cioran (*) ve şöyle devam eder: “Düşünce tarihi: Düşkünlüklerimizin geçit resmi. (…) ‘Niçin’inini, ‘nasıl’ını geveleyip durmak; ikide bir Sebep’e -ve bütün sebeplere kadar gitmek, işlevlerde ve melekelerde bir karışıklık olduğunun göstergesidir; bunun da sonucunda ‘metafizik sayıklama’ gelir- uçurum bunaklığı, bunaltı içinde yuvarlanma, esrarın nihaî çirkinliği...” 

Metafizik hayvandan, diyalektik insana dönmeyi başarmaktır ilericilik. Niçin’i ve Nasıl’ı gevelemeden doğru yanıtı bulmak ve böylece “bunaltı içinde yuvarlanmaktan” kurtulmak… “İmansızların imanı” olarak yeni dinler yaratma yerine, bilimin ve bilginin aklına uyarak toplumsallaşmak…

Buradan bakarak doğru okumalar yapıldığında şunu görürüz: Kürt siyasal odağın değişim adımının teorik, felsefi açılımında Sol gericiliğin iflası, ilerici Solun, Sosyalist Solun geri dönüşü var…

_________________________________

(*) Çürümenin kitabı. E.M. Cioran. Metis Yayınları.

(Kaynak: Munzurpress.com)

İlginizi Çekebilir

Analiz: İsveç’te garip bir Rus Ortodoks kilisesi veya casusluk faaliyeti 
İmamoğlu’nun ‘diploma’ iddianamesi hazırlandı: Sekiz yıl dokuz ay hapis istemi

Öne Çıkanlar