Delil Karakoçan: Şu “bizim” ABD ve doğru yaklaşım…

Yazarlar

Son yıllarda ABD sevgisi hayli arttı! Bazıları neredeyse “bizim ABD” diyecek!  İsrail’de bu kulvara doğru çekildi çekilecek! Çıkarlar işte! Pratik faydalar! İşin özü, perde arkası, asıl amacı hiç önemli değil; güncele yanıt olsun, bir rahatlama yaratsın yeter! Mantık bu! Ancak bu ABD var ya, bazen yan çiziyor, tutum değiştiriyor! Bir müttefik gibi davranmıyor, rahatsız ediyor!

ABD’ye şaşıyor musunuz sahiden? Çok mu pragmatist ve tutarsız? Çok mu değişken buluyorsunuz? Ortadoğu’da çok mu inişli-çıkışlı? Tam “doğru tutum aldı”  derken yön mü değiştiriyor, zalim? (!)

ABD ile anti emperyalistler bu kadar yakınlaştı mı gerçekten? Bu büyük sempati sağlıklı mıdır?

ABD’nin besin kaynağı…

ABD bugün de insanlığın yaşadığı sosyo politik kaotikten besleniyor. Kapitalizm hala “tek hakim güç.” Bağlı Ulus devletler belli zorlanmalar yaşasa da hala bir çok iç ve dış kaynağa sahip. Bu kaynaklar çoğunlukla problemli ve güvensiz de olsa (ki günümüzde güvenli ilişki yoktur)  mevcut. Sınıf ya da ulus temelli mücadelelerin aşılmış olması, politik kültürel farkın kapandığı anlamına gelmez.  Hala “tek hakim” ve  baskın “mülkçü” davranışları sergiliyor.

Bilindiği gibi Sovyet tehdidin aşılmasıyla “anti Sovyet” doktrinlerin yerini “ticaret mantığı” aldı. Küresel siyaset ve siyasi aktörler tüccarlaştı. Politik motivasyonlar “Sat-Sat!” oturdu. Bundandır ki ABD için bugün de dünya barışı değil “pazar” öncelikli. Küresel konsensüs olan “Ortak pazar” ı tek pazar”a dönüştürme gayreti içinde…

Ortadoğu’ya da böyle baktığı açık. Bu durumda Kürtlerin “kahraman”, “direnişçi” “seküler”, “anti cihadist” olarak tanımlanması bir noktadan sonra anlamını yitiriyor! ABD Bölgeye bakarken gördüğü ilk şey pazar ve petrol… Trajediler, tarihsel haksızlıklar, toplumsal haklar filan onun için sadece illüzyon; vizyon ve vitrin! Trump’un, Barrack’ın, Putin’in, bilmem kimin eşinin insan haklarına, yoksul çocuklara ve çevre sorunlarına duyduğu ilgi gibi…

Faydacı okumalar, doğru saptamalar yaptırmaz.

Bu nedenle bazı çevrelerin pratik fayda üzerinden yaptığı okumalar, “doğru saptamalar” için kafi olmadığı gibi, hayli yanılgılı da.  Küresel ekonomik kriz, Çin, Japonya ve Rusya ile daralan pazar, kaynakların hızla tükenişi ABD’yi dönemsel fırsatçı politikalara odakladı… Suriye  Kürtleri ABD için, seküler  çekici bir topluluk ancak kendileri için stratejik olmayan  bir unsur. Hepsi bu. Yani stratejik müttefik gibi algıladığı yok; algılamaz da. Kimse kendini kandırmasın!

Küresel güçler; Bir: Çok kutuplu dünyada, İki: “Sat-Sat”cı, pazarlamacı bir mantıkta, Üç: Dengelerin ve güç ilişkilerinin sıkça değiştiği bir dünyada ilişkilere asla stratejik önem atfetmez!

“Güvensizlik, emperyalizmin güvenlik sistemidir!

Ortadoğu’daki  ABD!

ABD   bölgesel istikrardan önce pratik faydaya bakar, “azami kârı” önemser. Kontrole alamadığı yapılardan kuşku duyar. Duymakla kalmaz düzeneğini bozar. “Yeni Dünya Düzeni”nin merkezinde stratejik ilişkiler, güven gibi değerler pek olmaz,  baskın tutum pazarlamacı mantıktır. Kapitalist, devleti bir şirket gibi görür ve tamamen şirket mantığıyla yönetir. Dikkat ettiyseniz son yıllarda siyasal aktörlerin çoğu da bu gelenekten…

Bu bağlamda ABD’nin, Ortadoğu ve Suriye’de  izlediği pragmatist, değişken ve tutarsız politikaları hiç de şaşırtıcı değil. Çünkü ABD bir düzen ve istikrar arayışında değil. Bunu müdahale ettiği  her alanda yarattığı “iki ucu açık” ve istikrarsız rejimlerde görmek mümkün. Ürdün, Sudan, Afganistan, Irak, Suriye… Birçok örneği var. Müdahalelerde bulunur ancak temel sorunların hiçbirini çözmez! ABD de her zaman bir “çözüm” vardır ancak “kalıcı çözüm” yoktur.

ABD’den stratejik sonuçlar beklemek saflık olur.

ABD, Kürt beklentilerini büyük olasılıkla karşılamaz. Taktik, dönemsel çıkarlara dayalı ilişkilerden stratejik sonuçlar beklemek saflık olur.  Neo emperyalizmin karakteristiği “müdahale et, alan kap, pazar oluştur, Sat-Sat” tır.   İlişkilendiğinin kim ya da kimler olduğunun bir önemli yoktur. Önemli olan bu döngüdür.

Bu bağlamda ABD’yi Kürtlere, hak ve özgürlüklere duyarlı bir merkez gibi düşünmek hatalı olur.

ABD’nin Suriye’deki varlığı Kürtler için belli bir avantaj sağladığı doğrudur. Ancak bundan, böyle devam edeceği anlamı çıkmaz. Bundan klasik bir ABD karşıtlığı çıkarılmasın. Kürt sorunun demokratik çözümünün oluşturduğu parametrelerde elbette ABD var. Fransa İngiltere, İtalya, Almanya, Rusya var. Kürt sorunu aynı zamanda bir bölge sorunu; hatta küresel bir mesele. Bu bağlamda elbette dikkate alınır, taktik ilişkiler, hatta ittifaklar da kurulabilir. Ancak tüm bunlar ABD’nin karakterini değiştirmez. ABD’ye stratejik rol biçmek sapmadır. Eksen kaymasıdır. Bağımlı siyasettir. Ve bu siyaset; öz güç, öz irade, öz nitelik gibi politik ve sosyo kültürel değerleri tasfiye eder.

Saha izlenimlerim…

 Bir de şu var: Saha izlenimlerim önemli bir eksen kaymasının olduğuna işaret eder. Çözümün temel aktörleri ve nitelikleri konusunda hayli ayrışık, çatallaşmış görüş ve eğilimler var. Birinci eğilim: Devletin asla adım atmayacağı ve önceki süreçlerde sergilediği davranışları tekrar edeceğidir. Aynı eğilim, “yaparsa ABD yapar, ABD çözer” gibi bir dış güç arayışı içindedir. İkinci eğilim: Kürtlerin değişen şartlar ve ihtiyaçlardan dolayı değil, “içte zorlandığından dışta ise Suriye’deki Kürt kazanımlarını korumaya çalıştığından” diyalog yolunu seçtiğini düşünmektedir. Tüm bunlar ayrı yazı konuları olabilir.

Özetle: Birey, her fırsatta her sıkıştığında gözleri ABD’yi arayan, ona sığınan, ondan medet uman anlayıştan kurtulduğu an, ABD-Kürt ilişkileri hakkında doğru okumalar yapabilir. Aynı biçimde, subjektif anlayış ve yaklaşımlardan sıyrılarak çözüm sürecinin hangi neden ve tarihsel -güncel ihtiyaçların gereği olduğunu kavradığı an doğru tutum alabilir.

/Munzurpress.com/

İlginizi Çekebilir

Kürdistan’dan petrol sevkiyatı: Şirketler Bağdat’tan yazılı garanti talep ediyor
Konya’da 4 yaşındaki çocuğa cinsel istismarda bulunan şahıs gözaltına alındı

Öne Çıkanlar