Türkiye’nin en köklü ve karmaşık sorunlarından biri olan Kürt meselesi, yeniden umut verici bir ivme kazandı. Bugün, yani 26 Ekim’de, Kürt hareketi tarafından atılan önemli bir adım, barış ve demokratik çözüm yolunda kararlılığın somut bir göstergesi oldu. PKK, Abdullah Öcalan’ın “barış ve demokratik toplum çağrısı” doğrultusunda kongre toplayarak fesih kararı almış, silahlı mücadeleyi sona erdirme yönünde tarihi bir adım atmıştı. Bu sürecin ilk sembolik eylemi, 30 kişilik bir grubun silahlarını bir kazanda yakmasıyla gerçekleşmişti.
Şimdi ise, Sabri Ok liderliğindeki bir grup, ikinci aşama için yeni koşullar hazırladı. Ok, Türkiye sınırları içindeki silahlı güçlerin medya savunma alanlarına çekildiğini ve sınır boylarındaki birliklerin de geri çekileceğini açıkladı. Bu gelişmeler, Kürt tarafının barış konusundaki ısrarını bir kez daha ortaya koyarken, iktidardan beklenen karşılıklı adımları acilen gündeme getiriyor.
Öcalan’ın Çağrısı ve PKK’nın Kararlı Adımları
Abdullah Öcalan, İmralı Cezaevi’nden yaptığı çağrılarla Kürt hareketinin yönünü belirleyen kilit bir figür olmayı sürdürüyor. “Barış ve demokratik toplum” vurgusu, silahlı mücadelenin ötesinde, demokratik entegrasyon ve eşitlik temelinde bir çözüm arayışını temsil ediyor. PKK, bu çağrıya uyarak kongre topladı ve örgütün feshi yönünde karar aldı. Bu, yalnızca sembolik bir jest değil, pratik bir dönüşümün başlangıcıydı.
Barış ve Çözüm Sürecinde Yeni Bir Aşama
İlk aşamada, Besê Hozat’ın da aralarında bulunduğu bir grup, silahlı hareketin teslimiyetini simgeleyen bir eylem gerçekleştirdi. 30 kişi, silahlarını bir kazanda yakarak barışa olan bağlılıklarını ilan etti. Bu görüntü, toplumda derin bir yankı uyandırdı ve barış sürecine güçlü bir destek oluşturdu. Ancak, bu destek eş zamanlı olarak iktidara karşı derin bir güvensizlik dalgası yarattı. Zira iktidar, sorunu “terörsüz Türkiye” çerçevesinde ele alarak, adını koymaktan ve demokratik adımlar atmaktan kaçınıyordu.
Yeni Açıklama ve Atılacak Adımlar
Bugün ise süreç yeni bir evreye taşındı. Sabri Ok’un, Türkçe okuduğu açıklamada, Türkiye sınırları içindeki silahlı güçlerin tamamen medya savunma alanlarına (muhtemelen Irak’ın kuzeyindeki bölgeler) çekildiğini duyurdu. Sınır boylarındaki birliklerin de geri çekileceği belirtilerek, provokasyonlara mahal vermemek için her türlü önlemin alındığı vurgulandı. Kürtçe de okunan bu açıklama, sürecin devam edeceğine dair net bir taahhüt içeriyor.
Ayrıca Sabri Ok’un açıklamadan sonra sorulara verdiği yanıtlarda da karalı tavrını sürdürdüğü görüldü. Ok, devlet tarafından bu adımların yanıtlanarak, yasalar ve düzeltmelerle ilerlemesi gerektiğini belirtti.
Toplumsal Baskı ve İktidarın Pasif Tutumu
Kürt hareketinin bu adımları, toplumda barışa olan özlemi güçlendiriyor. Ancak, iktidarın tutumu güvensizliği körüklemeye devam ediyor. Sorunu güvenlik odaklı bir “terör” meselesi olarak kodlayan yaklaşım, 3 yıllık Suriye ve Irak tezkeresi ve son zamanlarda bölgedeki operasyonlar demokratikleşme ve çözümden uzak bir duruş sergiliyor. Diğer tarafta toplumsal baskının etkisiyle TBMM’de bir komisyon kurulmuş olsa da aradan geçen bir yıl içinde beklenen adımlar henüz atılmadı. Komisyon çalışmalarını neredeyse tamamlamış durumda; ancak Öcalan ile görüşmenin sürece yayılması, ciddi soru işaretleri yaratıyor.
Umut Hakkı İçin Adım Atılmalı
Öcalan’ın çağrıları, Kürt toplumu ve örgüt içinde bariz bir etki yarattığı tartışılacak bir durum değil. Fesih kararı, silah bırakma/yakma ve geri çekilme kararları, bu etkinin somut çıktıları. İktidarın bu gerçekliği görmezden gelmesi, süreci tıkıyor. Güvensizlik, yalnızca Kürt tarafında değil, genel toplumda da yayılıyor. Çünkü barış, tek taraflı bir irade ile sürdürülemez; karşılıklı güven ve somut adımlar gerektirir.
2013-2015 Sürecinden Dersler
26 Ekim’deki açıklama aynı zamanda gelişmeleri anlamak için geçmişe bakmanın şart olduğunu gösteriyor. Kuzey’den gelen silahlı grup ile yapılan açıklama aynı zamanda bir uyarı taşıyor. 2013-2015 çözüm süreci, benzer umutlar yaratmıştı. Ancak provokasyonlar, yüzlerce Kürt gencin geri çekilme sırasında hayatını kaybetmesine yol açtı. Kobani dayanışmasına sert devlet tavrı, hendek çatışmaları, iktidarın 2015 seçimlerini hazmedememesi ve başka gelişmeler süreci baltaladı. Bugün atılan adımlar, o acı deneyimlerden ders çıkarıldığını gösteriyor olsa da gözler iktidarın tavrına dönmüş durumda. Açıklamada provokasyonlara karşı tetikte olma vurgusu, bu bilinçten kaynaklanıyor.
Tarihi bir gelişmenin yeni aşaması olarak nitelendirilebilecek bu hamle, iktidarı daha fazla gecikmeden sorumluluk almaya zorluyor. 26 Ekim adımı, tüm bahane ve gerekçeleri bertaraf etmiş durumda. İktidarın “ipe un serme” tutumundan sıyrılması, açıklamalarla yetinmeyip eylemde bulunması gerekiyor.
Siyasi ve Hukuksal Reformlar İçin Gecikmemeli
Hızla atılacak adımlar var. AİHM ve AYM kararları hala uygulanmıyor. Demirtaş, Yüksekdağ, Kavala, Can Atalay ve yüzlerce isim derhal serbest bırakılması gerekirken hala tutsak. Buna bağlı olarak atılması gereken acil adımlar var. Barış sürecinin ilerlemesi için bu adımlar atılmalıdır ki toplumda süren güvensizlik dağılabilsin.
Bu açılardan, İmralı Görüşmelerinin artık bir yeni aşama kavuşması bekleniyor. Önümüzdeki Salı günü, 28 Ekim’de İmralı Heyeti ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında yapılacak görüşme, dönüm noktası olabilir. Bu görüşmenin, Öcalan’ın basın, siyasetçiler ve muhataplarla görüşebileceği bir ortam yaratmasında yeni bir adıma evrilmesi bekleniyor. Umut hakkı dahil, infaz yasası ve TMK gibi yasaların revizyonu gündeme gelmeli.
TBMM Komisyonu’nun rolü daha görünür olmalıdır. Komisyonun Öcalan ile görüşmesi sürüncemeden çıkarılmalı. Raporunda ortaya çıkan adımlar daha da belirginleşmişken süreci uzatmadan somut adımlarla ilerletmek gerek.
Zira güvensizliğin bertaraf edilmesinde devletin tavrı belirleyici olacaktır. İktidar, güvenlik odaklı söylemden vazgeçip, demokratik entegrasyonu ön plana almalıdır. Yerel yönetimlerde yeni adımlar, kayyımların derhal kaldırılması, anadilde eğilim hakkı gibi adımların önünde bir engel bulunmuyor. Siyasi operasyonlar, gözaltı ve tutuklamalar, TELE1’e kayyım atanması ve genel yayın yönetmeni Yanardağ’ın casusluk gibi hiçbir inandırıcılığı olmayan suçlamalara muhatap olması gibi pratiklerden hızla uzaklaşılmalıdır.
Bu kapsamda atılacak adımlar, yalnızca Kürt meselesini çözmekle kalmayacak, Türkiye’nin demokrasisini güçlendirecek.
Barışın Kalıcılaşması İçin Fırsat Penceresi
Sonuç olarak; Kürt hareketinin 26 Ekim’deki yeni adımı, barış ve çözüm konusunda ne denli ısrarcı olduğunu kanıtladı. PKK’nın geri çekilmesi, fesih kararı ve sembolik silah yakma eylemleri ve silahlı grupların sınır dışına çekilmesi tarihi bir dönüşümün parçaları. Şimdi top, iktidarda. Silah bırakanlar için düzenleme aciliyet kazanıyor. Güvensizlikleri bertaraf etmek, provokasyonları önlemek ve demokratik adımları atmak, sürecin başka bir aşamaya taşınmasını sağlayacak.
Toplum, güçlü bir barış arzusu içinde. Bu arzu, oyalama ve uzatmaya tahammül etmiyor. 28 Ekim görüşmesi, umutları yeşertebilir. Aksi takdirde, kaçırılan fırsatlar yeni acılar doğurabilir. Barış, cesaret ve karşılıklı güvenle mümkün. Türkiye, bu fırsatı değerlendirerek, kalıcı bir çözüm yoluna girmelidir









