Ender İmrek: İsrail’in İran’a saldırısı ve bölgesel olası gelişmeler

Yazarlar

ABD-İran görüşmeleri sürerken, İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, 26 Ekim 2024’te başlayan “Yükselen Aslan Harekatı” ile yeni bir boyut kazandı. Saldırı 13 Haziran 2025 itibarıyla devam ediyor. Aynı gün akşam saatlerinde İran’ın “Demir Kubbe”yi deldiğine tanıklık edildi. İran, “İsrail’i kalbinden vurduğunu iddi ediyor. İran’ın İsrail’e yanıtının kapsamı ve boyutları başka bir yazı konusudur. Biz burada İsrail’in saldırısının etkilerini değerlendireceğiz.

Öncelikle belirtilmesi gereken İsrail saldırılarının kapsamının çok büyük olduğudur. İsrail, İran’ın nükleer tesislerini, başta özellikle Natanz olmak üzere, balistik füze üretim tesislerini, hava savunma sistemlerini ve askeri karargahlarını hedef aldı. İsrail saldırılar, 200’den fazla savaş uçağı ve insansız hava aracıyla gerçekleştirildi; Mossad’ın İran içinde sabotaj operasyonları yürüttüğü belirtiliyor. Tabriz’deki Shahid Fakouri askeri üssü ve havalimanı ile Şiraz’daki hedeflerin de vurulduğu aktarılıyor.

İran, üst düzey kayıplar verdi. Ölenler arasında, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Komutanı Tümgeneral Hüseyin Selami var. Dahası, Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri de öldürüldü. DMO Hava Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Amir Ali Hacızade, Nükleer bilimciler Feridun Abbasi ve Muhammed Mehdi Tehranchi, DMO üst düzey isimleri Gholamali Raşid, Taherpour ve Davoud Şayhian öldürüldü. İran, İsrail saldırısında 78 kişinin öldüdüğünü açıkladı. İsrail öldürüldüğünü açıklasa da İran, Nükleer müzakereleri yürüten Ali Şamhani’nin ise ağır yaralı olduğu belirtiliyor.

İran’ın tepkisini özetleyecek olursak; İran, saldırıları “savaş ilanı” olarak nitelendirdi ve BM Güvenlik Konseyi’ni (BMGK) acil toplantıya çağırdı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, saldırıları “İran’ın egemenliğine ağır bir ihlal” olarak tanımladı. İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney, İsrail’in “ağır bir bedel ödeyeceğini” ve “acı bir kaderle karşılaşacağını” belirtti. İran, 100’den fazla insansız hava aracıyla (İHA) İsrail’e misilleme yaptığını açıkladı. Ancak çoğunun önlendiği belirtiliyor. İran’ın Ekim 2024’teki gibi 200 balistik füze fırlattığı gibi daha büyük çaplı bir yanıt planladığı bildiriliyordu ve bu yazı yazıldığı saatlerde İran’dan İsrail’e yapılan saldırının haberleri geçiyordu.

İsrail saldırısında ABD’nin tutumu bakacak olursak; ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’in saldırılarından önce bilgilendirildiğini, ancak ABD’nin operasyona katılmadığını açıkladı. Trump, İran’ı nükleer programını durdurmaya çağırarak “daha vahim sonuçlar” konusunda uyardı ve diplomatik bir çözüm için baskı yaptı. ABD, bölgedeki personelini tahliye etmeye başladı ve USS Carl Vinson uçak gemisini Umman Denizi’ne konuşlandırdı. Ulusal Güvenlik Konseyi, 13 Haziran 2025’te toplandı.

Uluslararası tepkilerin güçlü olduğu söylenemez. Suudi Arabistan, Türkiye ve BAE, saldırıları kınadı ve gerilimin düşürülmesi çağrısı yaptı. Rusya, İsrail’in eylemlerini “saldırganlık” olarak nitelendirdi; Çin ise “derin endişe” duyduğunu belirtti. UAEA, Natanz’da radyasyon artışı olmadığını doğruladı, ancak acil toplantı çağrısı yaptı. İsrail’in hala saldırdığı düşünüldüğünde bu açıdan endişe duymak için çok neden var.

Bu Gelişmeler Bizi Neyi Gösteriyor?

ABD ile Nükleer görüşmeleri yapan İran’ın bu denli kapsamlı bir saldırı ile karşılaşması ABD’den habersiz olamaz. İsrail’in stratejik hedefi açısından İran’a saldırı Trump’ı yol vermesiyle gerçekleşti. İran’ın burnu sürtülmek isteniyor. İsrail, İran’ın nükleer programını ve askeri kapasitesini uzun vadeli olarak zayıflatmayı amaçlıyor. Hamas, Hizbullah ve Husilerin etkisiz hale getirildiği bir ortamda, İran’ın “Direniş Ekseni”ni çökertmek ve Ortadoğu’da hegemonik bir güç olmak istiyor. Filistin’de 60 bin insanı katleden, Gazze’de taş üstünde taş bırakmayan, Lübnan’ı dize getiren Siyonist Netanyahu yönetimi ömrünü uzatmayı da bu saldırılara bağlıyor.

Bu saldırıyla birlikte karşılık verilse de İran’ın zaten zayıf olan konumu daha da derinleşecek. İran, ekonomik yaptırımlar, iç politik istikrarsızlık ve vekil güçlerinin zayıflaması nedeniyle savunmasız hale getirildi. Elbette bir potansiyele sahip ancak hava savunma sistemlerinin büyük ölçüde imha edilmesi, İsrail’e karşı misilleme kapasitesini sınırlıyor. Buna rağmen bu yaşanalar karşısında daha etkili bir yanıt vermenin yolunu bulacaktır.

İsrail saldırısı ile ABD’nin iki yüzlü politikası bir kez daha test edilmiş oldu. Trump, nükleer anlaşma için diplomasiyi zorluyor görünse İsrail’in “meşru müdafaa” hakkını desteklediğini her zaman açıkladı. Bu da aslında bahane bulmakta oldukça mahir olan İsrail’in elini güçlü kıldı. Ancak, ABD’nin İran ile doğrudan bir savaşa çekilmekten kaçındığı görülüyor.

Tablo bize bölgesel gerilim daha da artacağını gösteriyor. Saldırılar, Ortadoğu’da mezhepsel (Şii-Sünni) ve jeopolitik gerilimleri artırıyor. Petrol fiyatlarının %5-10 artması, küresel enerji piyasalarını sarstı. Altın, borsa, dolar, birçok alanda sarsılmalar oldu.

Ortadoğu’da Büyük Bir Savaş İhtimali Nedir?

İsrail saldırı İran’da büyük kayıplara ve prestij kaybına neden oldu. Ancak bunun büyük çaplı bir savaş olasılığı, birkaç faktöre bağlı. Birincisi; İran’ın misilleme kapasitesi ya da ölçüsü ne olacak. İran, Ekim 2024’teki gibi sınırlı bir füze saldırısı düzenleyebilir, tepkiler büyük olsa da hava savunmasının zayıflaması ve komutan kademsindeki kayıpları, kapsamlı bir yanıt vermesini zorlaştırıyor. Irak’taki milislere balistik füze transfer ettiği iddiaları var, bu dolaylı bir misilleme stratejisine işaret ediyor. Ancak ne olacağını kestirmek kolay değil.

Ayrıca İsrail’in kararlılığı sürüyor. İsrail, “operasyonun devam edeceğini” açıklayarak daha fazla saldırı sinyali verdi. Netanyahu’nun “İran’ın nükleer silah edinmesini engelleme” hedefi ve ısrarı çatışmayı uzatabilir.

Diğer taraftan ABD’nin tutumu İsrail’i pervasız kılıyor. ABD, İsrail’e savunma desteği verebilir, ancak doğrudan saldırıya katılmayacağını vurguluyor. Bu, topyekûn bir savaşı sınırlayabilir, ancak İran’ın bölgedeki bazı ABD üslerine saldırması durumunda her şey değişebilir.

Olasılıklar üzerinden hareket edecek olursak; İsrail’in kapsamlı ve adeta nokta atışlarla hedeflerini bertaraf ettiği saldırı İran’ı derinden sarstı. Bölge en çok etkilenen alan olsa da yankıları dünyayı etkiledi. Mevcut durumda, sınırlı misillemelerle gerilim devam edebilir, ancak topyekûn savaş olasılığı düşük görünüyor. İran’ın ekonomik ve askeri zayıflığı, İsrail’in hava üstünlüğü ve ABD’nin diplomasi baskısı, bölgedeki bir çok faktör büyük bir savaşı frenliyor. Ancak, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma veya Irak’taki milislerle ABD üslerini hedef alması gibi adımlar atması, çatışmayı tırmandırabilir.

İsrail-İran Savaşı’nın Ortadoğu ve Bölgeye Etkileri

Mezhepsel gerilimler yeniden tetiklenebilir. İran’ın zayıflatılması, Şii-Sünni dengesini Sünni güçler (Suudi Arabistan, BAE) lehine değiştirebilir. Ancak, bu, Irak ve Lübnan gibi ülkelerde Şii milislerin tepkisini tetikleyebilir.

Diğer önemli bir gelişme enerji krizi olacak. İran’ın petrol üretimine darbe vurulması veya Hürmüz Boğazı’nda sabotaj, küresel enerji fiyatlarını artırır. Yüzde 12 yükselen Brent petrol, saldırılar sonrası 74 doları aştı.

Vekil güçler faktörü yeniden sahneye çıkabilir. İran’ın vekil güçleri olarak bilinen ve son yıllarda büyük darbeler alan, yönetim aygıtı dağılma aşamasına gelen Hizbullah, Husiler, Irak milisleri zayıflasa da yeni radikal grupların ortaya çıkması riski yok değil.

Diğer tarafta küresel güç rekabeti birçok şeyi etkileyebilir. İran’ın Rusya ve Çin’le ittifakı daha da güçlenebilir. Çin’in İran’dan petrol ithalatını artırması gündeme gelebilir, ABD’nin “azami baskı” politikası farklı etkilere neden olabilir.

Körfez Ülkelerini de izlemek gerek. Suudi Arabistan ve BAE gibi önemli merkezler, İran’ın zayıflamasından memnun, ancak bölgesel istikrarsızlık ve petrol piyasalarındaki dalgalanmanın onlarda da endişe yarattığını kestirmek zor değil.

İran’da İç Karmaşa Çıkar mı?

Buna hepten olanak dışı demek zor. Olası iç kargaşa İran’ın işini zorlaştırabilir. Zira üst düzey komutan ve bilimci kayıpları, rejimin liderlik zincirinde boşluk yaratabilir. Hamaney’in DMO’ya Muhammed Pakpour’un atanması gibi boşluğu doldurma çabası ve aynı zamanda dş düşman karşısında iç cepheyi sağlam tutma söylemi ve içerideki baskı artışı olasılık dahilinde. Ancak, ekonomik kriz derinleşerek sürüyor. Riyalin değer kaybı devam ediyor. 1 USD = 1,009,500 riyal oldu. Ve halkın savaş korkusu, rejime yönelik memnuniyetsizliği daha da artırabilir. Tahran’daki protestolar ve “İsrail’e ölüm” sloganları, rejimin milliyetçi söylemi körüklediğini gösteriyor olsa da bu, iç muhalefeti bastırmaya yetmeyebilir.

İran, 2019 ve 2022’deki protestolar gibi halk ayaklanmalarına karşı kırılgan olduğunu kaydetmek gerek. Rejimin savaş gerekçesiyle baskıyı artırması, terse tepebilir ve özellikle gençler ve kadınlar arasında yeni bir isyan dalgasını tetikleyebilir. Ancak, İsrail karşısında oldukça açık veren rejimin iç güvenlik aygıtının hâlâ güçlü olduğunu eklemek gerek.

Gelişmeler Kürtleri Nasıl Etkiler?

İran’daki Kürtler yani Rojhilat Bölgesinin oldukça hareketli ve duyarlı olduğu biliniyor. İran’ın Kürdistan bölgesindeki Kürtler, idamlar ve işkencelerle yüz yüze kalan halk, rejimin zayıflamasından yararlanmak isteyebilir. Ancak, rejimin savaş hali nedeniyle baskıyı artırması, Kürt hareketlerini hedef alabilir. Zira İran, geçmişte PJAK, Komala gibi Kürt gruplarını bastırmak için sert önlemler aldı. İç karmaşa artarsa, Kürtler özerklik taleplerini yükseltebilir, ancak bu, rejimin daha fazla baskısıyla sonuçlanabilir.

İsrail’in İran’a saldırısının her alanda olduğu gibi Suriye’deki Kürtler içinde etkileri olacaktır. Rojava’daki YPG/YPJ güçleri, İran’ın zayıflamasından dolaylı olarak etkilenebilir. İran’ın Suriye’deki Şii milisleri destekleme kapasitesinin azalması, diğer yanda Rojava’nın özerkliğini güçlendirebilir. Ancak, hala barış, çözüm ve demokratikleşme konusunda adım atmayan ve operasyonları sonlandırmayan AKP yönetiminin Rojava’ya yönelik operasyonları artabilir, çünkü İran’ın bölgesel etkisi zayıflarken Erdoğan yönetimi Kürt güçlerini daha büyük bir tehdit olarak görebilir.

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) ise, İran’ın zayıflamasından ekonomik ve siyasi olarak faydalanabilir, ancak İran destekli Şii milislerin (Haşdi Şabi) Irak’taki Kürt bölgelerine yönelik tehditleri artabilir. İran’ın Irak’taki milislere füze transferi gibi olasılıklar, bu riski artırıyor.

Özcesi, İsrail saldırısının Kürtler için genel etkileri olacaktır. Hak eşitliği talepleri, kendi kendilerini uygun gördükleri biçimlerle yönetmek isteyen Kürtler, İran’ın iç karmaşasından veya bölgesel zayıflamasından kısa vadeli fırsatlar yakalayabilir, ancak Kürtler söz konusu olunca neredeyse aynı refleksleri gösteren bölge egemen devletleri gibi Türkiye ve diğer bölgesel aktörlerin tepkileri, bu fırsatları sınırlayabilir.

Buradan hareketle Rojava ve Rojhilat kürtlerinin durumu için bazı öngörülerde bulunmak olası. Mevcut tabloya bakarak “Rojava’yı neler ekliyor?” diye sorulacak olursa; HTŞ yönetimindeki Suriye’deki Kürtler, İran’ın Suriye’deki etkisinin azalmasından faydalanabilir, çünkü Şii milislerin gücü zayıflayabilir. Ancak, Türkiye’nin Rojava’ya yönelik baskısı artabilir. Türkiye’nin desteğini arkasında alan HTŞ bu durumu bir avantaj olarak görüp Kürtleri etkisiz kılmak isteyebilir.

Diğer tarafta Nisan 2025’te Kürt partileri PYD ve KNC’nin birleşik bir siyasi vizyon oluşturması, Rojava’nın özerkliğini güçlendirme çabalarını gösteriyor. Ancak, İsrail-İran çatışması Suriye’yi daha fazla kaosa sürüklerse, Rojava bu kaostan olumsuz etkilenebilir.

Rojhilat için ise şunlar söylenebilir: İran’daki Kürtler, rejimin zayıflamasından özerklik taleplerini yükseltmek için yararlanabilir, ancak bu, rejimin sert misillemeleriyle karşılaşabilir. Rojhilat’taki PJAK gibi partiler, İran’ın iç karmaşasından faydalanarak faaliyetlerini artırabilir, ancak bu, İran’ın Kürt bölgelerine yönelik baskıyı artırmasına neden olabilir. Hesapların bu kapsamda yapılması gerek.

Türkiye’nin Etkilenme Biçimi

Öncelikle Jeopolitik Etkilerine bakacak olursak, Türkiye, İran’ın zayıflamasını stratejik bir fırsat olarak görebilir, ancak bölgesel istikrarsızlık, mülteci akınları ve enerji fiyatlarındaki artış Türkiye’yi olumsuz etkiler. Türkiye, İsrail’in İran’a saldırılarını kınadı, ancak İran’la da yakın bir ittifak içinde olduğu da söylenemez.

Türkiye’ye ekonomik etkileri de olacak bu gelişme dikkatle izlenmeli. Düşürülemeyen enflasyon, yüksek vergiler, hayat pahalılığı ve düşük ücretler, önlemeyen TL’nin düşüşü, yüksek işsizlik gibi kapsamlı bir ekonomik kriz içindeki Türkiye bu gelişmeden etkilenen ülke olacak. Petrol fiyatlarındaki artış, Türkiye’nin enerji ithalat faturasını kabartacaktır. Savaşın yayılmasıyla Hürmüz Boğazı’nda çıkacak bir kriz, Türkiye’nin enerji güvenliğini tehdit edebilir.

Ayrıca güvenlik riskleri açısından da yeni gelişmeler olabilir. İran’ın Irak’taki milisleri veya Suriye’deki vekil güçleri aracılığıyla misilleme yapması, Türkiye’nin sınır güvenliğini etkileyebilir. Ayrıca, İran’ın zayıflaması, Suriye’de Türkiye’nin karşısındaki YPG/YPJ güçlerini dolaylı olarak güçlendirebilir. Türkiye bu gelişmeleri gerekçe göstererek Kürtler yönelik saldırılarını artırabilir.

İsrail’in İran’a Saldırısı ve Türkiye’nin İçerideki Kürt Sorunuyla İlişkilendirmesi

Gelişmeye Kürt sorunu ve bölgesel dinamikler açısından bakmakta yarar var. Türkiye, İran’ın zayıflamasını, içerdeki Kürt sorununu baskılamak için bir gerekçe olarak kullanabilir. Örneğin, Türkiye, İran’daki PJAK veya Suriye’deki YPG gibi Türkiye’ye sürekli olarak barış ve demokratikleşme çağrıları yapan Kürt güçlerini “İran destekli teröristler” olarak etiketleyerek operasyonlarını meşrulaştırmak isteyebilir. Ancak, bu, Kürt toplumunda tepki yaratabilir ve iç gerilimi artırabilir. Bunun farklı boyutlara ulaşması olasılığı da yabana atılacak bir olasılık değil.

Elbette bölge ülkeleri ve tüm güçler bu gelişmeyi fırsatlar ve riskler kapsamında değerlendirmek isteyecektir. Türkiye, İran’ın zayıf olduğu bir ortamda Rojava’ya yönelik askeri operasyonlarını artırabilir. Ancak, bu, ABD ile gerilimi tırmandırabilir, çünkü YPG, IŞİD’le mücadelede uluslararası güçlerin müttefiki. Ayrıca, İran’ın iç karmaşası, Türkiye’deki Kürt hareketlerini cesaretlendirebilir. Bahçeli’nin bu konuları değerlendirerek bir tutum belirlediği ve Erdoğan’ı farklı biçimlerde uyardığı da düşündüğünde bu yönlü gelişmeler uluslararası güçlerin de dahil olduğu yeni bir tablo da yaratabilir.

Ancak AKP iktidarının Öcalan’ın çağrısı ve PKK’nin çağrıya uyarak fesih ve silahları bırakma kararına karşın atılan bir adımın olmadığına bakarak söyleyecek olursak stratejik yaklaşım hiç de iç açıcı olmayabilir. Erdoğan yönetimi, Kürt sorununu çözmek yerine, bölgesel kaosu fırsat bilerek güvenlik odaklı bir politikaya yönelebilir. Ancak, bu da uzun vadede iç barışı zedeler ve Kürt meselesinin siyasi çözümünü zorlaştırır.

Sonuç Olarak;

İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, Ortadoğu’da güç dengelerini sarsıyor ve İran’ı zayıflatırken İsrail’in bölgesel hegemonyasını güçlendiriyor. Büyük bir savaş olasılığı düşük, ancak sınırlı misillemelerle gerilim devam edebilir. İran’ı aynı gün akşam saatlerinde İsrail’e yönelik peş peşe bir saldırı başlatması ne tür etkiler yaratacak ne tür hedefler vurmuş olacak ve İsrail’i nasıl etkileyecek bunu kısa zamanda göreceğiz.

Halkı üzerinde kurduğu baskı rejimiyle büyük öfke biriktiren İran’ın işi o kadar da kolay değil. İran’da iç karmaşa riski atlanmamalı, ancak rejimin güvenlik aygıtı bunu bastırabilir. Kürtler, İran’ın zayıflamasından kısa vadeli fırsatlar yakalayabilir, ancak Türkiye’nin müdahalesi bu fırsatları sınırlayabilir. Türkiye, bölgesel kaosu Kürt sorununu baskılamak için kullanabilir, ancak bu da iç gerilimi artırır. Diğer yanda Rojava ve Rojhilat Kürtleri hem fırsatlarla hem de risklerle karşı karşıya. İsrail saldırısı sonrasında bölge, enerji krizi, mezhepsel gerilimler ve küresel güç rekabetiyle daha karmaşık bir hale gelebilir.

İlginizi Çekebilir

İran’ın nükleer tesisleri nerede ve hangileri saldırıya uğradı?
Trump: İranlılar beni arayıp hâlâ bir anlaşma istediklerini söylüyor

Öne Çıkanlar