Esin Akgül: Görmezden gelinen kimliklerin güçlü hikâyelerini görünür kılmak için sanatı önemli buluyorum

Almanya doğumlu, Konya Karacadağ kökenli Kürt yönetmen ve aktivist Esin Akgül, çocuk yaşta tanıştığı özgürlük mücadelesinden, sanat ve siyasetle kurduğu bağa kadar yaşamının dönüm noktalarını anlattı.

Baki Karadeniz/Amsterdam

Türkiye’de kadın ve Kürt kimliğiyle yaşadığı baskıları, sürgün olarak geldiği Hollanda’da mülteci olarak karşılaştığı zorlukları ve sanatın bu süreçlerde kendisine nasıl bir ifade alanı sunduğunu paylaştı.

Akgül, sinemada estetikten çok hikâyenin özü ve duygunun aktarımını öncelediğini vurgularken, kadın sinemacı olarak misyonunu “görmezden gelinen kimliklerin güçlü hikâyelerini görünür kılmak” sözleriyle özetliyor.

Akgül ile mücadele ve sanat geçmişini konuştum.

Kendinizi bize anlatabilir misiniz?

İsmim Esin Akgül, 1975 Almanya doğumluyum. Ben iki yaşındayken ailem Almanya’dan köyümüz Konya/Kulu’ya bağlı Karacadağ’a geri döndü. 14 yaşımda Ankara’ya taşındık. Burada halk dansları,kültürel çalışmalara ilgim vardı. Halk dansları ekibinde oynadım. 16 yaşımda, gerilla saflarına katılan ablamın etkisiyle özgürlük mücadelesiyle tanıştım. Siyaset ve kültürel çalışmalar yaşamımın önemli bir parçasıydı.

Demokratik siyaseti önemsiyordum. HADEP’te yıllarca gençlik ve kadın kollarında siyasi çalışmalarda yer aldım. Siyasi çalışmalarım sırasında kurumlarda gençlere ve çocuklara halk dansları eğitimi verdim. En son Viranşehir Belediyesi Kültür Sanat Merkezi’nde iki yıl boyunca çocuklara, kadınlara ve gençlere halk dansları eğitimi verdim. Kamerayla da orada tanıştım. TV kanallarında teknik ve görsel birimlerde çalıştım. Gendimi geliştirme zemini buldum.

Daha sonra belgesel çekmeye, kendi hikâyemle başladım. Özgeçmişinizin siyaset ve sanat hayatınıza nasıl bir etkisi oldu? İç Anadolu sürgün hikâyesini, Şêxbizeynî aşiretini “Min Kîyim” (Ben Kimim) adıyla beyaz perdeye yansıttım. En son Avrupa’da İç Anadolu Kürtleri Platformu’nun (PKAN) projesi olan, İç Anadolu Kürtlerinin tarihini ele alan “Lêger” belgeselini yönetmen Ömer Leventoğlu ile birlikte yaptık.

Yıllar boyunca biz İç Anadolu Kürtleri izimizi aradık. Ben ve ailem de birçok İç Anadolu sürgün Kürdü gibi dilimiz ve kültürümüzden dolayı çoğu zaman dışlandık. Siyaset ve sanat da bizim için kendimizi ifade etme alanları oldu.

Kadın olarak sanat ve siyasete ilişkin fikirleriniz. Sizin için sanat ne ifade ediyor, siyasetin sanatla ilişkisini, ikisinin iç içeliğini ya da özgünlüğünü değerlendirebilir misiniz.

Bana göre sanat, kendini ifade etme biçimidir. Toplumsal baskılardan sıyrılıp özgürce kendini ortaya koymaktır. Siyaset ile sanat her ne kadar birbirinden ayrı gibi görünse de aslında birbirine bağlıdır. Siyaset kitleye hitap eder, sanat ise duygularla konuşur. Ancak ikisi de toplumları değiştirme gücüne sahiptir.

Yaşadığın ülkede (Hollanda’da) öteki olma, kadın olma hallerinin sanatına ve günlük yaşamına etkilerinden bahseder misin?

 Yaklaşık dokuz yıldır Hollanda’da yaşıyorum. İlk geldiğimde çok zorlandım. Geldikten iki ay sonra Ter Apel mülteci kampında kızım Dilvîn dünyaya geldi. Yaklaşık üç yıl pek bir şey yapamadım. Buna rağmen nerede olursam olayım sanata devam etmeye karar verdim ve belgesel çekmeye başladım. Yaklaşık sekiz yıldır Jin TV’de gazeteci olarak çalışıyorum. Kadın olmak birçok ülkede zor. Türkiye’de hem kadın hem Kürt olmanın zorlukları daha da fazlaydı. Bazen öteki olmak, sanatta yaratıcılığı daha güçlü kılabiliyor.

Burada da kadın olarak öteki olmanın getirdiği zorluklar var. Bu durum daha çok üretmemi ve çalışmamı gerektiriyor. Zorluklar, aynı zamanda güçlü bir yaratıcılığı da beraberinde getiriyor. Bu ülkede haliyle ekside başlıyorsun hayata.

Kürt kadın aktivist olarak Hollanda’da geleceği nasıl kurguluyorsun.?

Hollanda dışarıdan bakıldığında demokrat bir ülke, herkes eşit haklara sahip gibi görünüyor. Fakat gerçekte kadınlar eşit değil ve ciddi sorunlar yaşıyor. Özellikle göçmen kadınlar, öteki muamelesini yoğun bir şekilde hissediyor. Bu durumla ilgili geniş çaplı çalışmalar yapılmalı, dikkat çekilmeli. Benim de bu alanda çalışmalarım oldu ve hâlen devam ediyor.

Sinemada estetik ve içerikte sizin için neler öncelikli.

Sinemada estetik; hikâyenin özü, akışı, duygunun verilmesi ve diyalogların doğallığıdır. Ayrıca ses, renk ve müziğin filme kattığı duygusallık da benim için önceliklidir. Kadın sinemacı olarak uzun vadede kendine biçtiğin rol hakkında neler düşünüyorsun. Kadın sinemacı olarak uzun vadede kendime biçtiğim rol; görmezden gelinen, bastırılan ya da yanlış/eksik anlatılan, ezilen kimliklerin, özellikle kadınların saklı ve güçlü hikâyelerini görünür kılmaktır.

İlginizi Çekebilir

Sinem Xan Bedirxan’dan Kürtlere çağrı: Berivan Aymaz’a destek olun
Finlandiya 2045 yılında dünya için dört senaryo öngörüyor 

Öne Çıkanlar