Evin Zapsu: BDT coğrafyasında Kürt kadınının sessiz direnişi

Genel

  Bu yazıyı, uzun yıllar Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) coğrafyasındaki Kürtler arasında faaliyet yürüten ve bugün yanımda kalan M… arkadaşımın aktardığı derin tanıklıklar üzerine kaleme alıyorum. Onun hafızasında yer etmiş, çoğu zaman sessizlikle örülmüş, kimi zaman da unutturulmak istenmiş yaşanmışlıkları kâğıda dökmek, yalnızca bir yoldaşın sözlerini kayda geçirmek değil; aynı zamanda bir halkın uzak diyarlardaki izini, acılarını, direnişini ve umutlarını geleceğe taşımaktır.

Elbette, bu satırlarda eksik kalan, henüz dile gelmeyen pek çok yön olacaktır. Onlar da bir sonraki yazıda yerini bulacak; çünkü bu hikâye tek bir yazıya sığmayacak kadar derin ve çok katmanlıdır. Yüzyılların tarihini yüklenmiş halkların göçü, yalnızca yer değiştirme değildir; belleğin savrulması, kimliğin bölünmesi, kadınların omuzlarında taşınan bitimsiz bir mücadeledir.

BDT (Bağımsız Devletler Topluluğu) coğrafyasına dağılan Kürt halkının hikâyesi, işte bu sürgün belleğin ve kimliğe tutunma direncinin kaydıdır.

Kürtler, BDT topraklarına üç ana hatta yerleştiler: Orta Asya, Kafkasya ve Rusya’nın derin bölgeleri. Ağrı isyanı ve Stalin döneminin göçertme baskıları bu göçlerin temel kaynaklarıydı. Müslüman Kürtler, Kafkasya’dan Orta Asya’ya sürgün edildiler; tren yolculuklarında açlık ve susuzluk nedeniyle ölümler yaşandı—Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan’da günümüzde hâlâ varlıklarını sürdüren bu topluluklar, bu acılı mirasın taşıyıcılarıdır.

Türkmenistan’a yerleşen bazı Kürt gruplarının tarihi üç yüzyıldan fazladır. Kazakistan’dakiler ise hâlâ feodal yapılar içinde yaşam sürerken, kültürel değerlerini korumakta ciddi bir direnç gösteriyorlar. Aşiret temelli bağlarla örgütlenmiş bu topluluk, kültürel sürekliliği bir arada yaşamdan beslenerek koruyor.

Reel sosyalizm döneminde kültürel kurumlaşma—radyo, gazete, eğitim—bazı örgütlülük sağlasa da, Sovyet sisteminin çöküşü bu yapıların dağılmasına yol açtı. Dil, kültür ve coğrafyadan kopuş derinleştikçe kimlik parçalanması kaçınılmaz hale geldi. Müslüman ve Êzidî Kürtler arasındaki kışkırtmalar, halkın içsel parçalanmasını hızlandırdı. Buna rağmen Kürt kimliği tamamen yok olmadı. Özellikle son yıllarda Kürt özgürlük hareketlerinin bu coğrafyada etkisini artırmasıyla birlikte, ulusal kimliğe sahip çıkma içsel bir seferberliğe dönüştü.

Çatı kurumlar, kültürel örgütlenmeler, Öz-Kültür Dil Kurumları gibi yapıların oluşturulmasıyla yeniden bir birlik inşa edilmeye başlandı. Kadınlar bu direncin baş kahramanlarıdır. Göç, kadınlar için yalnızca mekân kaybı değil, duygusal ve sosyal bağımlılığın yıkımı demektir. Aile ve çocuk yükümlülükleri, ekonomik sorumluluklar ve psikolojik baskılar, Kürt kadınlarını bazen sessizliğe itmiş, bazen de içsel bir çığlığa dönüştürmüştü.

Kadınlar, önce pasif izleyiciler, sonra aktif öznelere dönüştüler. Sorunlarını tartışan, çözüm arayan, siyasete müdahil olan özneye. Komiteler, yerel örgütlenmeler ve bilinç çalışmaları kadınları kendi iradesini açığa çıkaran bir güce dönüştürdü. Bugün BDT coğrafyasında yaşayan binlerce Kürt kadını için “dönüş”, sadece coğrafi değil, öz benliğe dönüş anlamına geliyor.

Diasporada yetişen genç kadınlarda kimliğe tutunma ile asimilasyon arasında bir gerilim gözlemleniyor ve bu kırılmaya karşı ailelerin ve örgütlerin duyarlılığı kritik bir rol oynuyor. Yüzlerce Kürt kadının kalpten gelen ülkeye dönüş talebi artık nostaljik değil, politik bir duruş. Ekonomik ve siyasal zorluklara rağmen bu kararlılık umut vericidir. Göçün, asimilasyonun ve parçalanmanın yükü altında dirençle ayakta duran kadınlar, Kürt belleğini dünyaya yazdıran sessiz öncülerdir.

/Kayseri Kadın Kapalı Cezaevi/

İlginizi Çekebilir

Ronî Riha: Kobanê’de Bir Cûdî
Karayılan: Bizim için demokratik siyaset stratejiktir

Öne Çıkanlar