Filiz Deniz: Yazmak kötülüğe karşı direnen bir yürek işi

Yazarlar

Bazen bir duygu gelir, sessizce oturur yanı başımıza. Ne çağırmışızdır, ne de beklemişizdir ama gelir işte. Nereye gitsek, hangi sokağa dönsek, hep o duyguyla karşılaşırız. İçimizde büyür, taşar, sonunda kelimelere dökülür.

İşte o andan sonra insanın elinden kalemi almak mümkün değildir. Yazmak bir mecburiyet olur, hem de öyle sıradan bir mecburiyet değil, kalbin direnişi gibi bir şey.

İnsan kötülüklerle çevrili bir dünyada yaşar. Adaletsizlik, yoksulluk, haksızlık, yalnızlık… Her biri insanın üstüne çöker. Ama bazı insanlar vardır, bu ağırlığa boyun eğmez.

Kimi bağırır, kimi yürür, kimi susar… Bazılarıysa yazar. Çünkü bilirler, kelime bazen yumruktan güçlüdür, bazen bir satır bir isyan kadar etkili olur.

Dostoyevski, hapishane yıllarında bile insanın içindeki iyilikle kötülüğü didik didik yazdı. Onun için yazmak, karanlığa karşı bir ışık yakmaktı. Yazmasaydı delirebilirdi belki.

Virginia Woolf, kadın olmanın, insan olmanın ağırlığını kelimelere dökerek taşımaya çalıştı. Yazmak onun nefesiydi.

Kafka, içinde sıkışmış korkuyu, yabancılaşmayı kâğıda aktardı; her satır bir iç hesaplaşmaydı.

Dünyanın yer köşesinde  yüreğiyle yazanlar vardı.

Kiminin eli kiminin yüreği kimimin ruhu nasırlıydı…

Kiminin kalemi yoksulluğun içinden filizlenmişti.

Her bir kalem kendi dünyasını yarattı…. ama aynı sebeple yazdılar: içlerindeki sıkışmış sesi susturmak için. İnsanlığın derdini taşıdılar. Onlar da biliyordu; yazmazlarsa, kötülük sadece dışarıda değil, içlerinde de büyüyecekti.

Ama Sabahattin Ali’nin hikâyesi bir başka acıydı. O, kelimelerin gücüne yürekten inanmıştı. Yaşamanın onurunu yazıya döktü. “Kuyucaklı Yusuf”ta haksızlığa karşı duran bir insanın sessiz öfkesini anlattı. “Kürk Mantolu Madonna”da kalbini saklamaktan yorulmuş bir ruhun yalnızlığını…

Sonra bir gün, sınır yolunda, kimsesiz bir yerde cansız bedeni bulundu.

Sabahattin Ali’nin ruhu hâlâ o topraklarda dolaşır. Bir köy yolunda rüzgârın sesinde, bir işçinin yüzündeki çizgide, bir gencin defterinde onun izi vardır. O, yazının bedelini canıyla ödemiş ama aynı zamanda kelimenin ölümsüzlüğünü kanıtlamıştır.

Yazmak bazen bir sığınak, bazen bir meydan okumadır. Her çağda, her ülkede, kötülüğe karşı duran birileri kalemiyle direnir. Çünkü yazı sadece kâğıda düşen mürekkep değildir; halkın sesi, susturulmuşların nefesidir.

Bir duygu gelir, oturur yanı başımıza…
Biz susarız, ama kelimeler susmaz.
Yazmak, kötülüğe karşı hâlâ en sessiz ama en güçlü direniştir.

İlginizi Çekebilir

Hatimoğulları Erbil’de konuştu: Türkiye’nin stratejik olarak Kürtlerle barışa ihtiyacı var
Yahudi nefreti ile Siyonist tarih anlatısının kesiştiği yerde: Kim Bu Yahudiler?

Öne Çıkanlar