🔴 Lozan Antlaşmasıyla Türkiye’de Hristiyan halkların mülkiyet, eğitim, kültürel ve diğer birçok alandaki hakları garantiye alınmış olsa da pratikte uygulanmadı…Son yüzyıllık süreçte benimsenen tekçi anlayışın sonucu olarak Hristiyan halklara ait olan kültürel varlıkların, dini ve tarihi yapıların bir kısmı yok edildi, bir kısmı da camiye dönüştürüldü…
🔴 Bugün Türkiye’de “Ulu cami” olarak bilinen camilerin çoğu eskiden kiliseydi. Maraş lisesi bir Süryani manastırıydı. İstanbul ve Trabzon’daki Ayasofya kiliseleri camiye çevrildi. Malatya, Urfa, Adıyaman, Hakkari, Mardin, Siirt, Batman gibi bölgelerde ya tahrip olmuş ya da camiye veya ahıra çevrilmiş çok sayıda kilise ve manastırlar var.
🔴Bu tekçi anlayış sadece Asuri/Süryani, Ermeni ve Rumlara karşı uygulanmadı, başta Kürtler olmak üzere Türk olmayan diğer tüm halklara karşı da uygulandı…”Azınlıkların el konulmuş taşınmazlar sorunu devam ediyor. Yüzlerce taşınmazın iadesi için azınlık vakıflarınca açılan davalar oldu, bunların bir kısmı AİHM’e taşındı…
Başka bir ulusa, dine, kültüre ve inanca ait tarihi yapıların insanlığın ortak mirası olarak korunmasına ilişkin birçok uluslararası sözleşme ve yığınla Birleşmiş Milletler bildirgesi var ancak, uygulamada tam tersi yaşanıyor. Din, ulus, mezhep ya da ticari çıkar çatışmaları nedeniyle zaman zaman ortaya vahim sonuçlar da çıkıyor. Binlerce yıllık yapılar, kültürel miras olarak korunmak yerine yok ediliyor.
Filiz Deniz: Nûpel
Bunun en trajik örneklerinden biri de ‘kavimler kapısı’ olarak da adlandırılan Mezopotamya ve Anadolu toprakları üzerinde inşa edilmiş tekçi ve inkarcı anlayışa sahip Türkiye’de yaşanıyor.
Cumhuriyet’le birlikte özellikle Hıristiyanlara ait manastır, kilise, köprü, çeşme, okul, tiyatro gibi tarihi yapılar ya dönüştürülüyor ya da yok olmaya terk ediliyor. Ermeni, Asuri Süryani, Rum, Yahudi gibi azınlıklara ait araziler, hatta mezarlıklar bile talan ediliyor. Ve yüzyılı aşkın bir süredir bu uygulamanın bir sonu da gelmiyor.
Son olarak geçtiğimiz günlerde Ani Katedrali’nin camiye dönüştürülemesi tartışmaları gündeme geldi. Kendisi de Süryani olan DEM Parti Mardin Milletvekili George Aslan, konu hakkında Meclis’e soru önergesi verdi.
Bir keresinde Meclis Genel Kurulu’nu anadili Süryanice selamladığı için sözlü saldırıya uğrayan George Aslan ile Ermeni, Asuri Süryani Rum vd. azınlıkların tarihi miraslarının devlet eliyle nasıl gasp edildiği üzerine kısa bir söyleşi gerçekleştirdim.
Kiliselerin camiye dönüştürülmesi meselesi Cumhuriyet dönemi boyunca zaman zaman gündeme gelen ancak bir çözüm de üretilmeyen kronik bir mesele olarak orta yerde duruyor. Son olarak tarihi Ani Katedrali’nin camiye dönüştürüleceği söyleniyor ve siz bu konuda bir Meclis önergesi verdiniz. Önergeye geçmeden önce sormak istiyorum; Ermeni, Asuri Süryani ya da Rum kiliseleri ile ilgili yüz yıldır süren bu uygulamanın altında yatan neden dini mi, siyasi mi, milli mi? Sizce temel nedeni ne bu uygulamanın?
Uygulamanın altında hem dini hem siyasi hem de milli nedenler yatmaktadır. Bu meselenin geçmişi Osmanlıya kadar gidiyor ancak cumhuriyet döneminde kiliselere yönelik uygulamaların nedeninin son yüzyıllık süreçte benimsenen tekçi anlayışın sonucu olduğunu söyleyebiliriz. Bu anlayış nedeniyle Türkiye’de yaşayan farklı halklar, inançlar ve kültürler eritilmesi gereken potansiyel bir tehlike olarak görüldü. Onun için Hristiyan halklara ait olan kültürel varlıkların, dini ve tarihi yapıların bir kısmı yok edildi, bir kısmı da camiye dönüştürüldü. İstanbul’daki Ayasofya, Trabzon’daki Ayasofya kiliselerinin camiye çevrilmesi buna örnektir. Tabii bu tekçi anlayış sadece Asuri/Süryani, Ermeni ve Rumlara karşı uygulanmadı, başta Kürtler olmak üzere Türk olmayan diğer tüm halklara karşı da uygulandı.
Elinizde bir veri var mı? Bugüne kadar kaç Asuri Süryani, kaç Ermeni ve kaç Rum kilisesi camiye dönüştürülmüş? Yaklaşık da olsa bir rakam verebilir misiniz?
Bu konuyla ilgili ne yazık ki kapsamlı çalışmalar yapılmadı, dolayısıyla elimizde net bir sayı yoktur. Ancak yüzlerce kilise ve manastırın ya camiye çevrildiğini ya da farklı amaçlarla kullanıldığını biliyoruz. “Ulu cami” olarak bilinen camilerin çoğu eskiden kiliseydi. Maraş lisesi bir Süryani manastırıydı. Malatya, Urfa, Adıyaman, Hakkari, Mardin, Siirt, Batman gibi yerlerde ya tahrip olmuş ya da camiye veya ahıra çevrilmiş kilise ve manastırlar var.
Süryani toplumu açısından bakarsak, sadece Tur Abdin bölgesinde onlarca kilise artık ibadete kapalı, bazıları yıkılmış ya da başka amaçlarla kullanılıyor. Ermeni ve Rum kiliseleri için de benzer durum geçerli.
Bu kiliselere gidecek kimse kalmamış olsa dahi bunların kültürel bir miras olarak korunması gerekmiyor mu? Bunların korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması için sizce ne yapılması gerekiyor?
Bu yapılar yalnızca dini yapılar değil. Bir halkın o coğrafyadaki varlığının da sembolüdür. İnsanlar göç etmiş ya da sayıları azalmış olsa da Türkiye’nin ortak tarihi yapıları olarak görülmeli ve korunmalıdır. Restore edilen kilise ve manastırlar dini kimlikleri korunarak ait oldukları sahiplerine teslim edilmelidir.
Ayrıca kiliselerin camiye çevrilmediği yerlerde yıkıldıklarına da tanık oluyoruz. Yine Hristiyanlardan kalma okul, köprü, çeşme gibi yapıların da korunmadığını biliyoruz: Bu kültürel talan ve yağma nasıl sonuçlar üretiyor? Bunların asıl sahipleri bu uygulamalar karşısında neler hissediyor ve nasıl bir tepki veriyor?
Daha önce ifade ettiğim tekçi anlayış sadece dini yapılara yönelik değildir elbette. Bir halkın varlığı inkar ediliyorsa o halka ait köprü, okul, kilise ne varsa yokmuş gibi davranılıyor, yıkılmasına göz yumuluyor. Bütün bu olumsuz uygulamalar o halka “burada size yer yok” mesajı veriliyor. Bu da insanların kendi ülkeleriyle olan aidiyetlerini zayıflatıyor.
Önergeye gelecek olursak; Meclis’ten nasıl bir tutum almasını bekliyorsunuz? Ayrıca girişiminize farklı partilerden destek veya tepki geldi mi? İktidar ve muhalefet partilerinin konuya yaklaşımları üzerine ne söyleyebilirsiniz
Kültür Bakanlığı’na Ani Katedrali’nin restorasyonundan sonra kimliğinin korunması ve son yirmi yılda camiye dönüştürülmüş kiliselerin envanterinin çıkarılmasıyla ilgili önerge sunduk. Henüz bir cevap alamadık, umarız olumlu bir cevap gelir. Beklenti ve temennimiz başta iktidar partisi olmak üzere meclisteki tüm partilerin bu konuda duyarlılık göstermesidir.
2016 de Surp Giragos Kilisesi ve diğer yapıların el koyma kararı, Diyarbakır Barosu ve vakıflar tarafından Lozan Antlaşması çerçevesinde AİHM taşındı. 2017’de Türkiye Danıştay el koymayı durdurarak iptal etti ve iade süreci başlatıldı. Benzer şekilde Mardin’deki Mor Gabriel Manastırı’na ait Süryani vakfına ait 55 tapu, 2018 başında iade edildi. Lozan Antlaşması ile Hristiyan azınlıkların mülkiyet hakları koruma altına alınması noktasında neler söylemek istersiniz?
Lozan Antlaşmasıyla Türkiye’de Hristiyan halkların mülkiyet, eğitim, kültürel ve diğer birçok alandaki hakları garantiye alınmış olsa da pratikte tam anlamıyla uygulanmadı.
Cumhuriyet döneminde mal edinmeleri yasaklandı, ardından vakıf mallarının çoğuna el konuldu. Bunların içine Tuzla Ermeni Yetimhanesi, Mardin’de günümüzde müze olarak kullanılan Süryani Katoliklere ait Patrikhane gibi tarihi yapılar da var.
Azınlıkların el konulmuş taşınmazlar sorunu devam ediyor. Yüzlerce taşınmazın iadesi için azınlık vakıflarınca açılan davalar oldu, bunların bir kısmı AİHM’e taşındı. Açılan tüm davalara rağmen söz konusu taşınmazların çok az bir kısmı iade edildi.
AİHM’de, azınlıkların mülkiyetlerinin geri verilmesi noktasında açılan bir çok dava devam ediyor hala. Bize bu davalar hakkında ve biraz bilgi verebilir misiniz? AİHM’ye başvurularda öne çıkan en önemli dava hangisi?
Mor Gabriel Manastırı’nın arazileriyle ilgili AİHM’e taşınan dava bilinen en önemli davalardan biridir. El konulan taşınmazlara karşı Asuri/Süryani, Ermeni ve Rum vakıflarınca açılan açılmış pek çok dava oldu. Bunların bir kısmı sonuçlandı, bir kısmı da halen devam ediyor. Sonuçlanan bazı davaların kararları ise uygulanmıyor.









