🔴 Amerika’nın HTŞ ile SDG arasında müzakere önerdiğini ve bunu teşvik ettiğini belirten siyaset bilimci Profesör Hamit Bozarslan, Amerika’nın günümüz koşullarında Türkiye’nin Rojava’ya askeri bir müdahalesi için de yeşil ışık yakmayacağını belirtti. İsrail ve Fransa faktörünün unutulmaması gerektiğini belirten Bozarslan, ”Amerika güçlü bir Suriye istese de SDG’nin tasfiye olmasını da istemiyor” dedi.
Suriye ve Rojava merkezli son gelişmeleri gazeteci Günay Aslan’ın youtube kanalında değerlendiren Bozarslan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:
*Suriye’de bütün sorun Suriye meselesinin Suriye tarafından nasıl çözüleceği meseledir. Bunun da koşulu, halkların temsil edildiği, çoğunluğun kabul edildiği ademi merkeziyetçi bir Suriye’dir.
*HTŞ sosyal tabanı olan bir iktidar değildir. 18 milis örgütüne dayanan cihadist bir iktidardır. HTŞ yönetimi Suriye’de İslam emirliği kurmaktan vazgeçecek mi, milis mantığından vazgeçecek mi? Legal rasyonel bir devlet olmayı kabul edecek mi? Suriye’ toplumunun çoğunluğunu kabul edecek mi? Meselenin özü budur, bu gözardı edilmez. Bu olmadığı sürece de Suriye’de çözümün olması ve Suriye’nin İsrail karşısında tutunması mümkün değildir. Yani burada önemli olan Suriye’deki iktidarın niteliğidir, bunun değişip değişmeyeceğidir.
*Amerika’nın politikasında belirsizlikler ve boşluklar var. Fransa’nın öne çıkmasının bir nedeni de bu olabilir. Suriye’de ve bölgede bazı işler Fransa’ya bırakılmış da olabilir. Fransa bu anlamda tarihsel tecrübesi de olan bir ülke ve müzakerelere ev sahipliği yapması önemlidir. Öte yandan Amerika güçlü bir Suriye istese de SDG’nin tasfiye olmasını da istemiyor. Yarın ne olur bilemem ancak bugünkü koşullarda askeri bir operasyon için yeşil ışık yakacağını sanmıyorum. Ayrıca İsrail faktörü var, Fransa faktörü var. Şu anda ağırlık olarak istenen müzakere süreçleridir. HTŞ ve SDG arasında müzakereler teşvik edilmektedir.
*Arap ülkeleri de yeni dönemde Şam hükümetine destek verseler de Kürt düşmanlığı yapmıyorlar. Kürtlerin haklarına karşı bir tutum almıyorlar. Bu konuda İhvan’ın üslendiği Katar’ı elbette ayrı ele almak gerekiyor.
*Türkiye’nin ne yapacağı önemli. İsrail Suriye’de Türkiye’nin etkisinin artmasını istemiyor. Türkiye de bölgedeki Kürtleri kabul etmeye yanaşmıyor. Türkiye Kürtleri kabul edebilir mi, ona da bakmak gerekir. Türkiye uzun süre Güney Kürdistan’a karşı da direndi ancak, sonuçta yeni bir politika benimsedi ve şimdi ilişkiler iyi seyrediyor. Aynı şey Rojava için olabilir mi ona da bakmak gerekiyor.
Türkiye’de bir eğilim Kürtlerle savaşın maliyetinin çok yüksek olabileceğini ve bunun HTŞ rejimini çökertebileceğini de görebiliyor. İsrail Ahmed El Şara’yı yarın ortadan kaldırabilir. Bu rejime çok ağır darbe vurabilir. Bu konuda Amerika’nın İsrail’i feda edebileceğini ya da terk edebileceğini de düşünmüyorum.
*Rojava şimdi çok hassas bir konuda. Silah bırakmak intihar olur diyor yetkililer ve haklılar. Süveyda ve Alevi katliamları gerçeği çok bir biçimde ortaya çıkardı. Sitemli bir saldırı yaşandı. 3 bin kişi hayatını kaybetti. Rojava elbette hassas bir süreçten geçiyor ve yarın farklı senaryolar da gerçekleşebilir. Kürtler bir yığın alternatifi açık durumdalar. Rojava’nın bu şekilde kalmayacağı tahmin ediliyor. Bazı şeyler değişebilir. Rojava’nın daha çok Kürt temelli olarak tanımlanmasının vakti geldi mi, gelmedi mi ona da bakmak gerekiyor.
*İllaki sınırların değişmesi gerekmiyor fakat Rojava ve Başur eksenli gelişmeleri öncülüğünde Kürdistani oluşma süreci de yaşanıyor. Bu bir Kürdistan devletinin kurulması, sınırların çizilmesi anlamına gelmemektedir ancak Kürtlerin sınır aşan bir biçimde özneleşmesi, bir aktör olarak ortaya çıkması çok çok önemli bir gelişmedir.










