Hani Ana: Yorgunum, bırakın uyuyayım

Genel
🔴Seksen yıllık ömrünü sürgünde tamamlayan, oğlu Zeki Gürbüz’ün katledilmesinden dolayı memleketine giriş yasağı konulan Hani Gürbüz Ana, Avrupa’da hayata veda etti.
 
Bu sadece bir ölüm değil; hukukun intikama dönüştüğü bir dönemin hakikati.
Hülya İmak, Yeni Özgür Politika’ya yazdı:

Anne yerinden doğruldu…

“Kalbim çok yorgun… bırakın uyuyayım…” dedi Hani Gürbüz Ana… ve sustu…

Bir annenin cümlesi böyle bitti… bir hayat böyle kapandı…

Ama bu, sadece bir ölüm değil… bu, bir dönemin utancı…

Seksen küsur yıllık bir ömür… ve o ömrün sonu, ait olduğu topraklardan uzakta… sürgünde…

Avrupa’da tamamlamak zorunda kaldığı bir hayat… zorunda bırakıldığı bir yalnızlık…

Seksen yaşını geçmiş bir anneye, katledilen oğlundan dolayı memleketine giriş yasağı konuluyor…

Elindeki pasaport alınıyor… yani sadece bir belge değil, bir insanın geçmişi, bağı, hafızası elinden koparılıyor…

Aile boyu Türkiye’ye giriş yasağı konuluyor…

Bir annenin değil sadece bir ailenin tümden koparılışı bu…

Oğlu Mustafa Öner (Zeki Gürbüz), Rojava’da  bir suikastla katledildi.

Anne, mezarına bile gidemiyor, vedalaşamıyor.

Bir annenin en temel hakkı… elinden alınıyor…

Ve acı bireysel bırakılmıyor, büyütülüyor, genişletiliyor, cezaya dönüştürülüyor…

Kardeşler… çocuklar… eski eş… hepsi hedef… hepsi cezalandırılıyor…

Anne gözlerini hayata yumduğu sırada, büyük oğlu… Yaşamını yitiren oğlunun kızı… onun eşi… cezaevindeydi…

Evet… anne çok yorgundu.

Yorgun olan sadece kalbi değildi; yorgun olan bir hafızaydı… bir bekleyişti… bir umuttu…

Tüm aile cezalandırıldı

Bu, hukuk değil. Bu, açık bir intikam duygusu…

Evet, devlet geçmişte de baskıcıydı ama hiçbir dönemde, suçu bu kadar kolektifleştirip bir aileyi topyekûn cezalandırmamıştı…

12 Eylül dönemi bile dahil…

Bugün ise başka bir şey var… iktidarın merkezinde duran zihniyet açıkça intikam alıyor. Bunu hukukla değil öfkeyle gerçekleştiriyor. Bu bir yönetme biçimi değil, bir hesaplaşma psikolojisi; farklıyı yok etme, yurtdışına sürme stratejisi.

Hepsi aynı cümlenin içine sığdı

Hani Ana’nın cenazesi memleketi Dersîm/Kürmeş’e gitti. Yaşarken gidemediği yurduna…

Çocukları ise annelerinin son yolculuğuna eşlik edemedi.

Ve o cenazede kadınlar toplandı. Acı, yerinde durmuyor artık, dolaşıyor içimizde. Konuşuyor, döne döne hatırlatıyor genç gidenleri….

Ve her seferinde yeni gidenle bir ağıda dönüşüyor…

Önce “Zeki” diye ağıtlar yükseldi…

Sonra “Özgür”…

Sonra diğerleri…

İsimler çoğaldı… acı çoğaldı…

Bir annenin hikâyesi… bir halkın ağıdına dönüştü…

Zeki… Özgür… Nurhak… Abbas… Ali… Aziz…

Hepsi yan yana geldi… hepsi aynı cümlenin içine sığdı…

Çünkü bu artık tekil bir hikâye değil…

Bu, bir düzenin hikâyesi…

Ve bu hikâye bize bir şey söylüyor…

Sessiz kalırsak… bu devam edecek…

İtiraz etmezsek… bu normalleşecek…

Bir annenin “uyuyayım” dediği yerde… biz uyanık kalmalıyız…

Çünkü mesele sadece bir annenin ölümü değil… bir toplumun vicdanı…

İlginizi Çekebilir

Mesrur Barzani, ABD’li diplomat Waltz ile güvenlik konusunu görüştü
Trump: İran’ın santrallerini vurmak mükemmel olacak; NATO hiçbir şey yapmıyor

Öne Çıkanlar