Hasta mahpus aileleri soruyor: Yargı paketlerinde bize neden yer yok?

Fatma Tokmak, Beşra Erol, Mehmet Emin Çam, İsmail Tamboğa, Mehmet Çağlar, Abdülvahip Kavak… Bu isimler, Türkiye cezaevlerinde her gün biraz daha ölüme yaklaşan yüzlerce hasta mahpustan yalnızca birkaçı. Kimi 73 yaşında, kimi kalp krizi geçirmiş, kimi felçli, kimisi kanser hastası. Ortak noktaları ise; ağır hastalıklara rağmen dört duvar arasında tutulmaları.

Türkiye cezaevlerinde yüzlerce mahpus, hayatını tehdit eden hastalıklarla baş başa bırakılmış durumda. Adli Tıp Kurumunun “Cezaevinde kalabilir” raporları, infaz erteleme taleplerinin reddi için gerekçe haline geliyor. Sağlık hakkı sistematik bir şekilde yok sayılıyor. Kelepçeli muayeneler, yetersiz tedavi koşulları, ring araçlarında saatler süren yolculuklar, hastane sevklerinin engellenmesi ya da geciktirilmesi artık sıradan uygulamalar. Aileler her an hapishaneden gelebilecek kötü bir haber tedirginliğinde soruyor: Süreçte çocuğumuzu bırakırlar mı?

En az 335 mahpusun durumu ağır

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün verilerine göre Türkiye’de 395 cezaevinin toplam kapasitesi 299 bin 881 kişi. Ancak yine cezaevlerinde 403 bin 60 kişi var. Bu 103 bin kişi için yatacak yer olmaması demek. Yerde, koridorda, mutfakta, memur odasında… Mahpuslar bulabildikleri her boş yerde yatıyor. AKP’nin iktidara geldiği 2002’de toplam tutuklu ve hükümlü sayısı 59 bin 429’ken AKP’li yıllarda cezaevlerindeki kişi sayısı yüzde 570 arttı.

İnsan Hakları Derneğinin (İHD) verilerine göre Türkiye cezaevlerinde en az 1412 hasta mahpus var. Bunlardan 335’inin durumu ağır, 230’u günlük yaşamını kendi başına idame ettiremiyor. 517 hasta mahpusun durumuna dair değerlendirme yapılmamış, hastalığı ne durumda ya da tedaviye ulaşabiliyor mu bilinmiyor. Üstelik durum bu rakamlardan çok daha ağır olabilir.

Tümör, kalp krizi, böbrek hastalığı…

“Babama en son gittiğimde yürüyemiyordu. İki arkadaşının kolunda görüşe geldi. Ağrıları çoktu. Bu kadar hastalığa rağmen hâlâ bırakmıyorlar. Daha ne olması lazım?​” Bu cümle, 73 yaşındaki hasta mahpus Mehmet Emin Çam’ın kızı Şimel Çam’a ait.

2013 yılında DBP Siirt il eş başkanıyken KCK soruşturmaları kapsamında tutuklanan Mehmet Emin Çam, 9 yıl hapis cezası aldı, mart 2022’de Batman’da evine baskın yapıldı. Çam, hasta yatağından alınarak cezaevine kondu. 17 gün tek kişilik hücrede tutulduktan sonra, şu anda kaldığı Batman Beşiri T Tipi Cezaevine sevk edildi. Burada 11 kişilik bir koğuşta kalıyor. Koğuşta kendisi gibi 3 hasta mahpus daha var.

Beynindeki tümör üç beyin damarını tıkamış durumda. İki kez kalp krizi geçirdi. Damarlarından ikisi halen tıkalı ve risk yüksek. Aynı zamanda böbrek hastası; iki kez ameliyat geçirdi, böbrek kistleri yeniden oluşuyor. Safra kesesi alınmış, sol tarafı felçli, sağ kulağında işitme kaybı var. Her iki gözünde de katarakt ameliyatına rağmen kalıcı görme sorunları bulunuyor. Yürüyemiyor, merdiven çıkamıyor. Cezaevindeki arkadaşları ona destek olmaya çalışıyor. Ciddi unutkanlık problemleri yaşıyor.

‘Cezaevinde kalabilir’ raporu veriliyor

Bu tabloya rağmen tahliye talebi Adli Tıp Kurumunca defalarca reddedildi. Son raporda “Kocama hali niteliği taşımıyor” ifadesi yer aldı. Şimel Çam, şöyle diyor: “Bu kadar hastalıkla uğraşan birine böyle bir şey yazmak dalga geçmek değil de nedir? Bugün babamı görmeye gittim, artık tamamen umutsuzdu. Saymakla bitmiyor hastalıkları. Biz ailecek artık umudu kaybettik.”

Evrensel Gazetesi’nden Eylem Nazlıer’e konuşan  Şimel Çam Babasının cezaevinde kendisine şöyle dediğini aktarıyor: “Beni bu halde bile bırakmayacaklarsa artık bırakmazlar. Bize reva gördükleri bu. Çocuklarımızla, torunlarımızla geçireceğimiz zamanı bile çok görüyorlar.”

Çam, ATK raporunun gecikmesinin babasında kısa süreli bir umut oluşturduğunu, ancak gelen ret kararının bu umudu tamamen yıktığını söylüyor: “10’uncu yargı paketinden çok umutluydu. Ama ret cevabı gelince çok sarsıldı. Ağrıları zaten vardı, ama şimdi kendini daha da bıraktı. Bayramda ‘çifte bayram’ yaşarız diye düşündük. Ama gelen karar hepimizi yıktı. Annem o günden beri evden çıkmıyor. Babamdan daha ağır hastalar var içeride. Onların da orada kalmaması gerek. Bu insanlar pazarlık konusu yapılmamalı.”

“Fotoğraf çekmek istemiyor”

73 yaşında, ölümcül hastalığı olan birini tahliye etmememin ölüme terk etmek olduğunu ifade eden Şimel Çam, “Eğer bir barış süreci varsa, bu insanları siyasi hesaplarla orada tutmak vicdansızlık. Bir hasta tutsağın yaşam hakkı müzakere konusu olmamalı. Her geçen gün biri daha hayatını kaybediyor. Biz babamızın böyle bir haberini almak istemiyoruz” diyor.

Çam ailesi, Mehmet Emin Çam’ın psikolojik olarak da yıprandığını anlatıyor: “Fotoğraf çektirmek istemiyor. ‘Kimse beni böyle görmesin’ diyor. Günden güne eriyor.”

Oğlumu bıraksınlar, tedavi olsun”

İsmail Tamboğa ise henüz 16 yaşındayken tutuklandı. O gün bugündür demir kapılar ardında, artık 26 yaşında… İlk başta mide kanseri dendi, yanlış teşhisle uygulanan tedaviyle bünyesi çöktü. Tamboğa mide kanseri değildi, böbreklerinde protein kaçağı vardı. Bütün dişleri döküldü, çene kemiği zarar gördü, yüz yapısı bozuldu. Artık ağzında bir tane bile diş yok. Tek çözüm olan implant yıllardır yapılmadı.

 

Ağır hasta mahpus İsmail Tamboğa

 

İsmail, yıllardır mama ile besleniyor. Avukatı Mehtap Sert, Yargıtayın dosyayı bozduğunu ve İsmail’in yeniden yargılanacağını söylüyor. Ama her geçen gün sağlığından biraz daha kaybediyor.

Babası Abdullah Tamboğa, oğlunun fiziksel halini anlatırken sesi titriyor:

“Zayıflamıştı, çökmüştü, gözleri boş bakıyordu. Oğlum beni zor tanıdı. Akciğer hastalığı da var… Ne olur bıraksınlar da tedavi olsun artık. Süreç var ya, hâlâ devam ediyor… Çocuklarımızı bırakırlar mı?​”

İlginizi Çekebilir

Tahran’dan BM’ye başvuru: İsrail ve Amerika İran’a saldırılardan sorumlu tutulmalı
Şeyh Said ve 1925 Serhildanı Köln’de düzenlenen mitingle anıldı

Öne Çıkanlar