Kürtlerde tarihi değerlerden kopuk bir edebiyat ve sanatın geliştiğini ileri süren Hozan Comerd yeni albümü için, ”tarihin derinliklerine inmek durumunda kaldım” diyor ve ekliyor: ”Şunu açıkça söylemek isterim ki eğer biz bu tasavvuf sanatını yeniden güncellersek Kürt sanatı ve edebiyatında yeni bir çığır açarız.”
Xozan Comerd’le son albümünü konuştum.
Neden “Xozan” koydunuz bu çalışmanızın adını?
“Xozan” Kürtçenin dimilî lehçesinden gelen bir kelime “Kendini tanı” demek. Ben sana bir anımı anlatayım bu bende bir kırılmadır aslında. Bir derneğe gittim ve içeri girdim bir kadın arkadaş kalktı geldi elimi sıktı. Ama öyle böyle bir el sıkması tokalaşması değil, öyle bir elimi tutup sıktı ki, sanki o el tüm kalbimi avucunun içine aldı gibi hissettim.
Odur budur bu bağ var…
Ben 40 senedir ülke ülke dolaşırım çok seyahat ettim ama 40 yıl boyunca sadece 5 defa otelde kaldım. Bu halk dünyanın dört tarafına dağılmış gittiğim her yerde de misafir olmuşumdur. Her evde biraz artarak biraz çoğalarak, biraz azalarak çıkmışımdır. Kendini tanımakla başlıyor her şey…Xozan bunu hatırlatıyor.
Xozan’da Kürt kültürü ve edebiyatının en önemlileri diyebileceğimiz Ehmedê Xani, Melayê Cizîrî, Melayê Batê, Seyda Tirêj gibi tarihsel değerlerin eserlerini yorumlamak nasıl bir duygu? Okurken neler hissettiniz?
Çok acılar yaşandı. Yaşanıyor. Kürt direnişi, dağlarda yoksul köylülerle başladı ve dünyanın dört bir yanına yayıldı. Bende sanat alanında geçmişe inerek tasavvuf, kaside, ilahi şiirler, mesnevi, bunlarla buluşarak, bunları yeniden tanımaya çalıştım.
Alevi olmamıza rağmen, babam beni küçük yaşta Karlıova’da medreseye gönderdi. Karlıova’nın Kayikeye diye bir köyü vardı, benim çocukluğum orda geçti. 4 sene bir Seyda’nın (Mele) yanında kaldım ve o aile de Aleviydi. Bir yandan Alevilik yani saz vardı duvarda, pirleri, mürşitleri var bir taraftan da Kuranı Kerim vardı.
1948’den 1965 kadar oradaydık. Yani Alevilik ve medrese kültürüyle şekillendim o yaşlarda. 1965’de Dersim’e geldik. Ve o dönem 1965 kuşağından derin bir etkilenmem oldu. Amcam İşçi Parti temsilcisiydi. Bir yandan medrese eğitimi bir taraftan Alevilik bir taraftan Komünizm ve Sosyalist kültür… Üç kültür ile yoğruldum diyebilirim. 1965’ların sonunda kendime yakın bulduğum DEV-YOL çalışmalarına katıldım.
Düşünün Alevilik, Sünnilik, derin bir Kürtlük kimliği ve buna Sol-Sosyalist bir çizgi ekleniyor.
Melayê Cizîrî, Melayê Batê, Pertew Begê Hekarî tüm bu değerler de seni sarıyor. Böyle bir altyapı da var. Daha sonradan biraz bu sanat nedir sorusu kafamı ruhumu tırmalamaya başladı…
Melayê Cizîrî, tasavvufî Dîvân’ı, Kürtçe yazılmış edebî eserleri, Feqiyê Teyrân ve Ahmedê Xânî, Irak’ta Baba Resûl Berzencî ve Şemsüddin Ahlâtî, İran’da ise Şihabüddin Şâzilî gibi önemli mutasavvıfların yetiştiği bir dönemdir. Bu dönemde bir taraftan Kürtler arasında çeşitli tarikatlar yayılırken, diğer taraftan ilmî ve tasavvufî eserler Kürtçe olarak kaleme alınmaya başlanmış.
Mesela, Baba Tahir-i Uryan İranlı Kürt mutasavvıf, çok büyük bir şairdir. Tüm bu saydığım isimleri birlikte değerlendirdiğimde kökleri “Din”dir ama dalları budakları kahramanlıktır, ihanettir, aşktır, kadındır doğadır hepsi var içerisinde. ve insan bunları coşkuyla okuyor.
Xozan’ı dinlerken diğer albümlerden farklı kılan birçok şey olduğu hissediliyor. Başka bir dokunuş, başka bir ruh var sanki?
Çok haklısın. Bu çalışmam tamamen yoğunlaşmam ile ortaya çıktı. Günlerce konuştuk tartıştık. Şu anda bile bir arkeolog ruhuyla geçmişi deşiyorum. Geçmişi… Kökleri… Bir arkeolog nasıl narin ve imtihan ile kazısını yeryüzüne çıkarmak istiyorsa bende öyle yapmak istiyorum.
Bu halkın bu saatten sonra sanat ve kültüre ihtiyacı var. Tarihten sanatı ve kültürü çek geriye ne kalır Filiz?
İster istemez aldığım Alevilik ve medrese eğitim beni ruhi olarak bir yere kanalize etti. Aslında tüm bunlara birazda yabancılığımız var. Kendi değerlerimizden uzak bir sanat şekillenmesi görülüyor. Hala da öyledir tüm bu tarihi değerlerden kopuk bir edebiyat ve sanat gelişti Kürtlerde.
Tüm bunları birleştiğinde ben biraz bu sanatın derinliklerine inmek durumunda kaldım. Ben şunu açıkça söylemek isterim eğer biz bu tasavvuf sanatını yeniden güncellersek Kürt sanatı ve edebiyatında yeni bir çığır açarız.
Ney, şarap, aşk, şiir, tasavvuf, edebiyatın önemli metaforlarındandır. İran edebiyatının da tasavvuf ve dini ritüellerinde bu vardır ve saf bir din yoktur.
“Ger tu meyfiroş bî û sermest bu yî ez jî papendê meyxani me.” Yani, ‘’Sen Ney satıyorsan ve mest olmuşsan bende meyhanenin kuluyum.” diyor.
Ortadoğu şairlerinin şiirlerinde meyhanesiz, neysiz bir şiir yoktur. Hatta ünlü Kürt şairi ve düşünürü Ahmedi Xani ‘’Aqî tu ji bo Xwedê kerem ke / Yek Cur’eyê mey di Camê Cem ke’’ diye yazıyor. Yani, ‘’Yalvarırım Sâki, Allah için şöyle buyuru ver Cem’in Kadehine bir yudum şarap koyuver’’ diyor.
İşte Xanî de sâkiden bu kadehi isterken amacının Kürtlerin geleceğini görmek olduğunu dile getirmekte ve bu kadehi ‘cihannüma’ olarak nitelendirmektedir:
Da cam bi mey cîhannuma bit / Herçî me îradeye xwuya bit…
‘’Böylece bu meyli kadeh cihanı göstersin, Muradımıza erip ermeyeceğimiz görünsün…’’
Ayrıca Kürtlerde de yaygındır mevlüt ve mevlüt bütünen bir şiirdir, baştan sona. Tüm bu derinliğin ortaya çıkarılması yorumlanması gerek. Ben bu konuda yoğunlaştım ve sonuçta bu çalışmama da yansıdı. Zira çok geç kaldık.
Neye geç kaldınız mesela? Sanatsal anlamda bir gecikme mi bu?
Evet geç kaldık. Kürt sanatı ve müziğini başka bir evreye taşıyabilirdik. Biz yıllarca koşuşturduk, oradan oraya bir şeyler yapmaya çalıştık, yaptık da ama Kürt sanatı ve müziği daha da başka bir kulvarda olabilirdi. Kürt müziği, kültürü sanatı ve edebiyatı dünyaya bir başka pencere açabilirdi. Evet çok değerli çalışmalar oldu ama çok yetersiz de kaldı.
Size baktığım zaman, mücadele ve acıyla ile olgunlaşmış bir yaşam var. Bir tezatlık da var bu işte, ben sizi ne zaman görsem gülümsüyorsunuz eşinizi de keza aynı, etrafınıza ışık saçıyorsunuz. Acılara inat gülümsüyorsunuz, gülümsetiyorsunuz bu gerçekten çok nadir rastlanacak bir özellik? Bir ışık aslında. Biraz da bundan; bu ışıktan söz edelim istiyorum.
Sevgili Filiz sana tamda burada bir anımı anlatmak istiyorum. Yaklaşık 25 yıl önce oldu anlatacağım olay. Katıldığım bir canlı televizyon yayınında söz edeceğim. Bir televizyon kanalında stüdyo dolu, canlı yayın var ve her sanatçı bir türkü söyleyip iniyor. Spiker arkadaş sordu, “Sen nasıl tanıştın bu hareketle” diye.
Ben dedim ki “Ben önce Allah’a aşık oldum sonra Şenge’ye aşık oldum sonra da özgürlük mücadelesine, bu üç aşkı birleştirdim…”
O dönem bunu canlı yayında kitlere karşı söylemek büyük bir eylemdir. Sonra bir kilam okudum indim sahneden, herkes etrafımı sardı ve dediler ki “Ne kadar güzel anlattın ya hayran kaldık.”
Dünyanın kuruluşundan bugüne kadar böyle bir toplum çıkmamış Filiz, dünyada bütün devrimler, toplumsal değişim ve dönüşümler, hepsi şehirlerde başlamıştır. Burjuva sınıfı öncüdür. Ama ilk olarak da dünya üzerinde katılırsın, katılmassın, bir halkın duygu antlaşmasıyla yarattığı bir devrim var. Kürt halkı kendi Önderliğiyle bir anlaşma yapmış. İlk antlaşma tarihte ne zaman vardır bilmiyorum sanırım Mısır firavunu ile Hitit İmparatorluğu arasında oldu.
30- 40 yıldır bu böyle…Yedisinden yetmişine bir halk düşünün yazılı olmayan bir antlaşma ile önderliğiyle gönül bağı imzalamış …
Son albüme bir de klip çektiniz. Klip için (Tî kê Berbana- Sen ağladığında) eserini seçmişsiniz. Neden ağlamak…?
Ağlamak kadar kutsal bir şey yoktur. Ben bir anne gördüm Varto’da 4 oğlu şehit olmuş. Onu ziyaret ettim. Sana bir sarılışı var hep gülüyor anlatamam şakalar yapıyor öyle bir pozitif enerjisi var ki insan inanamıyor.
Bana döndü dedi ki, ‘’Cömerd’im şimdi sen diyeceksin bunun 4 evladı şehit, bu nedir böyle hep gülüyor. Bana dedi ki “bak Cömerd yaşam devam ediyor, ben Perşembe günleri bir günümü şehit çocuklarıma onların şahsında tüm şehitlere anıyorum. Perşembeleri odam çekiliyorum sadece ağlıyorum. O günü o geceyi onlara veriyorum ve gözyaşlarımla yıkanıyorum. Ertesi gün yine günlük hayatıma geri dönüyorum.”
Albümün hazırlıkları nasıl geçti?
Hakan Akay ve onun müzik grubuyla çalıştık. Albümde 9 şarkı yer alıyor. Klibini çektiğim klam “Ti Kê Berbena û Gozelê” bir Kürt arkadaşın şiiriydi bende şiire dokunarak eklemelerle bulundum ve bu klam ortaya çıktı. Albümdeki şiirlerin bir kısmı asırlar önce yazıldığı için bazı kelimeler bugün anlaşılmıyor. Cep kitabında hem orijinal şiirleri, hem de günümüz Kürtçesine uyarlanmış versiyonunu koyduk. Art Records şiirleri İngilizceye de çevirdi.
Govenda Felekî Şair yazar Emîr Alî Yağan’ın mesala. Emir Ali Yağan ölmeden ‘’bunu muhakkak Cömerd okumalı’ demişti. Benim için özeldi o nedenle.
Klip çekilen klamım ise “Ti Kê Berbena û Gozelê” Rojava’da çekildi ve orada (Hunergeha Welat ) montajı yapıldı.