Hürriyet Kaytar: Toprak Ağırdır; Tutulmamış Yasların Ülkesi

Yazarlar

Çünkü yas, yaşayanların omzundan çekilip toprağın hafızasına yerleşmiştir. Dağlar tutar yası. Nehirler tutar.Üzerinden yollar geçen, mezarsız coğrafyalar tutar.

Walter Benjamin’in sözüyle söyleyelim: “Tarihin her belgesi, aynı zamanda bir barbarlık belgesidir.”

Kürt tarihi ise yasın hiçbir zaman tamamlanmasına izin verilmemiş bir tarihtir. Dersim’de ağıt daha başlarken susturuldu. Roboskî’de gözyaşı kurumadan “yanlışlık” denildi. Cizre bodrumlarında ölüler çıkarılmadan binalar dikildi. Rojava’da her katliam, bir öncekini gölgede bıraktı. Kürtlerin yas tutacak zamanı olmadı.

Çünkü her yas, yeni bir felaketle yarıda kesildi; acı, daha büyük bir acıyla bastırıldı. Bu yüzden Kürt coğrafyasında yas bir tören değildir; bir hâldir. Evlerde değil sokaklarda, mezarlıklarda değil sınır boylarında yaşanır.

“Auschwitz’ten sonra şiir yazmak barbarlıktır” sözü, sanata değil; yas tutulmadan estetize edilen hayata bir itirazdı. Çünkü tutulmamış bir yas, her coğrafyada bir sonraki daha büyük acıyı hazırlar.

Kürt tarihi tam da budur: yasın hiçbir zaman tamamlanmasına izin verilmemiş bir tarih. Bir gün hamaset yapılır, ertesi gün unutulur. Acı hakikat için değil, yönetmek için kullanılır. Bugün “barış” diye yazıp konuştuğunuz şeyler, Kürt tarihinde asla gerçek barış olmadı. Çünkü barış masalarda değil, mezarların başında başlar. Ölüye adını vererek. Katliama adını koyarak. Suçu örtbas ederek değil, kabul ederek. Kürtlerin yası bireysel ya da ailesel değildir.

Bir annenin, bir evin içine sığmaz. Çünkü kayıplar tekil değil, sistematiktir.

Bu yüzden bana yas evleri hiçbir zaman yeterince anlamlı gelmedi. Çünkü Kürdistan’ın kendisi, başlı başına bir yas evine dönüşmüştür. Bugün bu topraklarda yürürken hissedilen ağırlık, tutulamamış yasların ağırlığıdır. Her yeni ölüm, eskilerin üzerine eklenir. Hiçbiri kapanmaz.Hiçbiri gerçekten geride kalmaz.

Yas, hakikatle yüzleşme cesaretidir. Çünkü yas, inkârın panzehiridir. Gidenin ardından gerçekten ağlayabilmektir. Toprağın tuttuğu yas bize şunu soruyor: Bu topraklar ne zaman sadece ölüleri değil, hakikati de taşıyabilecek? Oysa burada acı bitmedi; sadece sürekli hâle getirildi.

Ve onca candan sonra hâlâ “biz tarihsel bağla kardeşiz” deniliyorsa, sormak gerekir: Bizi bu kadar düşmanlaştıran kim? Fail nerede?

Bir arkadaşım var. Aslında bir değil, binlerce. Ve hepsi aynı şeyi söylüyor; sesleri kısık da olsa: Toprak ağırdır.

Ama en çok, hissetmeyenin yükünü taşımakta zorlanır. Çünkü acıyı duymayan, yasın dilini bilmeyen, ölüyü sayıdan, mezarı istatistikten ibaret sanan her adım, toprağı biraz daha incitir. Bir gün bu ülkenin toprağı, yalnız kanı değil, duyarsızlığı da kusacak. O gün geldiğinde acıdan kaçanlar değil, acıya kör kalanlar yutulacak.

Toprak sabırlıdır. Ama unutmaz.

“Biz kaybettik. Ama siz de insanlığınızı kaybettiniz.”

Bu bir köşe yazısı değil sadece. Bu, tutulmamış yasların bir gün mutlaka sorulacak hesabıdır.

İlginizi Çekebilir

DEM Parti heyeti İmralı’ya gitti
Behice Feride Demir: 124 Sînorên Bushra Kasnazaniyê

Öne Çıkanlar