Tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, “Cumhurbaşkanının gücünü sınırlamadan ne refaha kavuşabiliriz ne adalete ne de berekete” dedi. İmamoğlu, ilk seçimlerden sonra iktidara geleceklerini ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni değiştireceklerini söyledi.
Ekrem İmamoğlu, t24’te “Refahı ve adaleti demokrasiyle getireceğiz” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazısında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni eleştiren İmamoğlu, iktidara gelmeleri halinde yapacakları şeyleri sıraladı.
‘PARLAMENTER SİSTEME DÖNECEĞİZ’
İmamoğlu, özetle şu görüşleri dile getirdi:
“Ülkemizin bereketini kaçırıp milletimizi fakirliğe mahkûm eden, her kararı tek adamın ağzından çıkacak söze bırakan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni muhakkak değiştireceğiz.
Halkın tamamının seçtiği tek organ olan TBMM’yi siyasetin merkezine yerleştirebilmek ve yargıyı yürütmenin tasallutundan kurtarabilmek için ne yapacak ne edecek bu sistemden kurtulacağız. TBMM’de anayasayı değiştirecek bir büyük uzlaşma sağlayıp parlamenter sisteme döneceğiz.
Parlamenter sisteme dönene kadar boş durmayacak, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni demokratikleştirecek reformlar yapacağız. Cumhurbaşkanlığı yetkilerini kullanmak, Meclis’te yasal düzenleme yapmak ya da anayasal değişikliğe gitmek, hangisiyle yapabiliyorsak o yolla, yürütmenin yetkilerini sınırlandıracak, yasamayı güçlendirecek ve yargıyı bağımsız kılacağız.
Öncelikle Cumhurbaşkanlığına bağlı çalışan kurulları lağvedecek, bu kurullarca ifa edilen yetki ve görevleri ilgili bakanlıklara devredeceğiz. Halk tarafından seçilmiş milletvekilleri arasından belirlenecek bakanlar yetkili ve söz sahibi olacaklar.
Ardından yürütmenin vesayeti altına girmiş, dengeleme ve denetleme gücünden mahrum edilmiş bulunan Meclis’e gücünü ve itibarını yeniden kazandıracağız. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde kaldırılan ya da etkisizleştirilen genel görüşme, soru, meclis araştırması, gensoru gibi denetim araçlarını geri getirecek ya da işlevsel kılacağız. TBMM’nin bütçe hakkını güçlendireceğiz.
Torba kanun uygulamasını kaldıracak, temel kanun uygulamasını amacına uygun hale getirecek, kötüye kullanımına son vereceğiz.
Yasama süreçlerine sivil toplumun ve akademinin desteğini artıracağız. TBMM komisyonlarının uzman kapasitesini artıracak, milletvekillerinin yasama ve denetim faaliyetlerini etkinleştirecek, komisyonların STK’lar ve akademiyle işbirliği içinde çalışmasını sağlayacağız.
Yeni bir Meclis iç tüzüğü hazırlanmasına öncülük edecek, müzakereyi ve muhalefetin Meclis gündemini belirleme hakkını iç tüzükle güvence altına alacağız.”
‘YARGIYI YÜRÜTMENİN TASALLUTUNDAN KURTARACAĞIZ’
“Köklü bir yargı reformu yapacağız. Yargıyı tarafsız ve bağımsız, hukuku üstün, adaleti erişilebilir kılacağız. AYM ve AİHM kararlarının bağlayıcılığını tartışmasız kabul edecek, anayasal denetim mekanizmalarını güçlendireceğiz. Anayasa Mahkemesi’nin görev tanımını yeniden yapacak, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerini ve tüm yürütme işlemlerini yargı denetimine tabi kılacağız.
HSK’nın yapısını yargı bağımsızlığını güvence altına alacak şekilde yeniden düzenleyeceğiz. Hâkim ve savcı atamalarında coğrafi teminat ilkesini getirecek, doğal hâkim ilkesine saygı göstereceğiz. Yargılama devam ederken hâkim ve savcıların değiştirilmesine izin vermeyeceğiz.”
‘YEREL YÖNETİMLERİ GÜÇLENDİRECEĞİZ’
“Yerel yönetimleri idari, mali ve siyasi açıdan güçlendirecek, demokratik çoğulculuğu temel şart haline getireceğiz. Son yıllarda anlamını ve gerekçesini yitirmiş bir biçimde, yerel yönetimlerin yetkileri esaslı şekilde törpülenmiş, pek çok yetki Cumhurbaşkanı veya ilgili bakanlığa devredilmiştir.
Yerel yönetimleri sadece hizmet birimleri olarak değil demokrasinin derinleşip yerleşmesine hizmet eden kurumlar olarak göreceğiz. Yerel yönetimlere daha fazla yetki devredeceğiz. Bu çerçevede kayyım uygulamalarına son verecek, seçmen iradesinin yargı ve bürokrasi eliyle gasp edilmesine izin vermeyeceğiz.
Belediyelere ayrılacak bütçe payında ve kaynak aktarımında adaleti sağlayacak, yerel yönetimlerin mali özerkliğini anayasal güvenceye kavuşturacağız. Katılımcı demokrasiyi yaygınlaştırmak amacıyla mahalle meclisleri, yerel referandumlar ve kent konseylerini etkinleştireceğiz.
Refah, adalet ve demokrasi…
Bu üç kavram birbiriyle doğrudan bağlantılı. Adalet ve demokrasi olmadan refahın olması mümkün değil.
Bir devlet ancak adalete dayanırsa halk nazarında güçlü meşruiyete sahip olur, ancak adalet olursa toplumsal huzur gerçekleşir ve ülke refaha kavuşur. Vatandaşlar ancak adil ve güvenli bir ortamda olursa, motive olur, üretir ve uzun vadeli yatırımlar yapar. Ancak adalet olursa beyin ve sermaye göçü tersine döner, Türkiye dünya için cazibe merkezi olur.
Adalet ve hukuk olmayan ülkede bereket olmaz.”









