İrfan Yorgun: PKK Sonrası Kürt Siyasetinin Yeniden Yapılanması

Yazarlar

Özet 

Bu çalışma, 2000’li yıllardan itibaren Kürt siyasal hareketinde yaşanan paradigmal dönüşümü ideolojik ve kurumsal boyutlarıyla analiz etmektedir. Sosyalizm kavramının klasik sınıf merkezli ve devletçi içeriğinden ayrıştırılarak, kapitalist modernitenin yarattığı toplumsal ve ekolojik tahribata karşı etik-politik bir yönelim olarak yeniden tanımlandığı ileri sürülmektedir. Bu bağlamda ortaya çıkan paradigma, Marksizm ve Post-Marksizm ile ilişkili olmakla birlikte, sınıf merkezli analizleri aşarak çok boyutlu tahakküm biçimlerine odaklanan özgürlükçü-komünalist bir yaklaşım sunmaktadır.

Çalışmada ayrıca “entegrasyon” ve “asimilasyon” kavramlarının etimolojik ve anlamsal farkları irdelenerek, hareketin ulus-devletlerle savaşmak yerine “devlet + demokrasi” formülüyle çoğulcu bir entegrasyonu hedeflemesi tartışılmaktadır. 

Son olarak, mevcut siyasal aktörlerin duygusal ve tarihsel kilitlenmeleri karşısında, bu dönüşümün ancak şehirlileşmiş, rasyonel ve mağduriyet dili yerine yönetme kapasitesini öne çıkaran yeni bir Kürt kuşağı eliyle kalıcı hale gelebileceği öngörülmektedir.

Anahtar Kelimeler: Kürt Siyasal Hareketi, Komünalizm, Post-Marksizm, Entegrasyon, Kuşak Değişimi, Heterarşi.

Düşünsel-İdeolojik Değişim

Kürt siyasetinin yeniden yapılanmasının, Öcalan’ın daha önce çeşitli dönemlerde dile getirdiği “sosyalizmde ısrar insan olmakta ısrardır” belirlemesi ile “hakikat aşktır, aşk da özgür yaşamdır” anlayışı temelinde geliştiği görülmektedir.

Sosyalizm kavramı terk edilmemekle birlikte içeriği boşaltılmak yerine dönüştürülmektedir. Sosyalizm öğretisel-ideolojik süreklilikten çok, hegemonik bir kavramın yeniden işlevlendirilmesi temelinde kullanılmaktadır. Savunulan sosyalizm, üretim araçlarının kamulaştırılmasına dayalı, sınıf merkezli ve devletçi bir proje değildir; sosyalizm burada kapitalist ekonominin yarattığı toplumsal ve ekolojik tahribatlara karşı etik-politik bir yönelim olarak kullanılmaktadır.

Bu yine de “özgürlükçü sosyalizm sayılmaz mı?” Temel vurgular bağlamında hayır. Çünkü reel sosyalizmden ayrışan özgürlükçü sosyalizm dahi sınıf antagonizmasını ve ekonomik eşitsizliği merkeze alırken, Öcalan’ın son paradigmasında toplumsal tahakküm çoklu kaynaklara dayandırılmaktadır; cinsiyet, ekoloji ve toplumsallık sınıfın önüne geçmektedir.

Öcalan’ın son dönem paradigması, sosyalizmi klasik anlamda bir siyasal iktidar ve üretim modeli olmaktan çıkararak, demokratik toplumun etik ve özgürlükçü ufku olarak yeniden tanımlamaktadır. Bu bağlamda savunulan yaklaşım, özgürlükçü sosyalizmle tarihsel bir bağ taşısa da sınıf merkezli (class-centric) bakışın aşılması, devletleşme olgusuna yönelik eleştirilerin radikalleştirilmesi ve kadın özgürlüğünün kurucu ilke hâline getirilmesi bakımından daha çok komünalist ve bazı yönleriyle post-Marksist bir yönelimi ifade eden vurgulara rastlanmaktadır.

Klasik Marksizm şuna çok ağırlık verirken:

  • Ekonomik altyapı determinizmi (üretim ilişkileri her şeyi belirler fikri).
  • Tarihin motoru olarak sınıf mücadelesini esas alması; Kapitalizm çağında işçi-sermaye çatışmasını esas alması,

Ernesto Laclau ve Chantal Mouffe gibi düşünürlerin savunduğu Post-Marksizm aşağıda belirtilen konularda ayrışmaktadırlar:

  • Toplumsal mücadele sadece sınıfla sınırlı değil,
    → Kimlik, cinsiyet, etnisite, kültür, çevre, cinsellik gibi alanlar da eşit derecede önemlidir.
  • Evet, ekonomi önemli ama tek belirleyici değil.
  • İktidar her yerdedir.
    → Sadece devlet ya da ekonomiyle sınırlı değil; dilde, kültürde, söylemlerde iktidarcılık vardır.
  • Evrensel ‘işçi sınıfı’ öznesi yok.
    → Toplum tek bir devrimci özne etrafında birleşmek zorunda değil.
  • Söylem (dil) çok önemli
    → Gerçeklik, sadece maddi koşullarla değil, nasıl konuştuğumuz ve anlamlandırdığımızla da şekillenir.
  • Hegemonya önemlidir: Toplumda hangi fikirlerin “doğal” ve “normal” kabul edildiği, iktidarın nasıl kurulduğunu gösterir.

Özetle Marksizm; sınıf-üretim ilişkileri ekonomisi merkezli büyük anlatı iken Post-Marksizm; çoklu mücadeleler, kimlikler ve söylemleri vurgular.

Öcalan ise sosyalizmi bir rejim adı değil, salt siyasal bir öğreti değil, kapitalist moderniteye karşı bir etik pozisyon, tavır alma olarak ele alır. Bu bireysel, grupsal (dini-etnik vb.), sınıfsal veya cinsiyet esaslı tavırlara karşı çok boyutlu ama bütünsel-toplumsal olandan yana tavır almaktır. 

Peki buna “özgürlükçü sosyalist” denemez mi? Kısmen evet, ama eksik olabilir. Halen devam eden dönüşüm sürecinde PKK sonrası Kürt siyasal hareketi bugün kendisini “özgürlükçü-komünalist” bir çizgide konumlandırmaktadır; klasik anlamda özgürlükçü sosyalist değildir. Çünkü;

  • Sınıfı inkâr etmemektedir ancak sınıf merkezli değil, çok boyutlu toplumsal dinamiklerin holistik (bütünselliğini) ve heterarşik (eşgüdümsel)  bağlamlarıyla değerlendirilmesi gerektiğini benimsemektedir.
  • Üretim ilişkileri yerine demokrasi ve toplum merkezdedir.
  • Siyasal biçim olarak iktidar ve devletçilik anlayışına mesafe koymaktadır.
  • Hiyerarşi eleştirisinde radikaldir.
  • Öz yönetim, Yerel demokrasi vurgusunu güçlendirmektedir.
  • Sosyalizm kavramı geri plandadır.

Neden bazen kullanılıyor? Çünkü; halen kapitalizmin doğada ve toplumlarda yarattığı tahribatlar ve sorunlar devam etmektedir.

Tüm bunları dikkate alarak akademik hassasiyetle şunu belirtmek mümkündür; özgürlükçü sosyalizm, sınıf merkezli bir gelenek: PKK sonrası düşünsel-öğretisel çizgiler; komünal, çoğulcu siyasal anlayış ve çok boyutlu bütünsel toplum merkezlidir.

O zaman şunu belirtebiliriz: PKK, 2000’li yıllardan itibaren Marksist-Leninist sosyalizmden koparak, demokratik konfederalizm temelinde şekillenen özgürlükçü–komünalist bir siyasal paradigma benimsemiştir. Muhtemelen bu yeni fikirler halk içinde yayılıp toplumsal zihniyet alanında yaygınlaştıkça özgürlük, değişim, adalet, hakikat ve yaşam, toplumsal zihniyette bütünleşerek “Özgür Yaşam Öğretisine” dönüşecektir.

Siyasal Yönelimler, Kurumsal Dönüşüm

PKK sonrası Kürt siyasal hattının temel kavramı “entegrasyon” olarak ön plana çıkmaktadır.

Entegrasyon kelimesinin etimolojisi şöyledir: Kökeni Latince “integrare”> Integer: bütün, eksiksiz, dokunulmamış> Integrare: bütünlemek, parçaları bir araya getirerek bir bütün haline getirmek demektir. Buradan hareketle entegrasyon: ayrı parçaların kendi varlıklarını yitirerek değil, bir araya gelerek bir bütün oluşturması anlamına gelir. O yüzden anlambilimsel olarak farklılıkların korunarak bütünün parçası olmasıdır. Şimdi bunu asimilasyon kavramı ile biraz karşılaştıralım:

Asimilasyon: Kökeni Latince assimilare; benzetmek, aynı hale getirmek kelimesinden gelir. Asimilasyonda sonuç: farklılığın ortadan kalkmasıdır. Entegrasyondan farkı tam da burada ortaya çıkmaktadır. 

Dolayısıyla asimilasyon, en yalın haliyle: Bir grubun, baskın başka bir grubun kültürünü, dilini, değerlerini benimseyerek kendi ayırt edici özelliklerini büyük ölçüde kaybetmesi sürecidir. Asimilasyon Nasıl işler? Dil, Kültür, Kimlik (kendini tanımlama biçimi) alanlarında gerçekleşebilir. Örneğin;

  • Göçmen bir grubun birkaç kuşak içinde kendi ana dilini konuşmaz hale gelmesi,
  • Azınlık bir kültürün kamusal alanda gelenek ve yaşam tarzının görünmez hale gelmesidir.

 Karşılaştırma;

Asimilasyon: “Bize benzersen kabul edilirsin”

 Entegrasyon: “Farklı kalarak birlikte yaşayabilirsin”

Burada “Çoğulculuk” anlayışının güçlendirilmesi yani “farklılıklar birlikte ve eşit olarak meşrudur” görüşünün ortak genel kabul görüş haline gelmesi kritik önemdedir.

Peki “Devleti Dönüştürme” ve “Entegrasyon” Aynı Anlamı Taşır Mı?

Devleti dönüştürme

  • Devletin yapısını, işleyişini veya zihniyetini köklü biçimde değiştirmeyi ifade eder.
  • Kurumlar, hukuk sistemi, yönetim anlayışı, güç ilişkileri yeniden şekillenebilir.
  • Daha “içsel” ve radikal bir değişim çağrışımı vardır.

Entegrasyon

  • Var olan bir yapıya uyum sağlama veya o yapının içine eklemlenme anlamına gelir.
  • Mevcut sistem tamamen yıkılmaz; aktörler, kurumlar ya da kurallar sisteme dahil edilir.
  • Daha kademeli ve yumuşak bir süreçtir.

Özetle “Devleti dönüştürme” ile “entegrasyon” arasındaki fark;

  • Dönüştürme = sistemi başka bir şeye çevirmektir.
  • Entegrasyon = sisteme uyumlanmak / dahil olmaktır.

Ama şunu da eklemek önemli: Bazı siyasi ya da akademik metinlerde entegrasyon o kadar derin tanımlanır ki, fiilen bir dönüşüme yol açabilir. Bu noktada kavramlar birbirine yaklaşır ama teorik olarak hâlâ aynı şey değildir.

Kürt siyasal hattı nasıl olabilir?

  • “Devletsiz özgürlük” Batı Asya koşullarında pekte geçerli görülmemektedir.
  • Ama “ulus devletlerle savaşma” söylemi de küresel ve bölgesel denklemde meşruiyeti genel kabul görmemektedir.

O zaman devletlerle kavga değil, “devlet + demokrasi temelinde entegrasyon” hedefi mantıklı olabilir. Devletin içinde, ama merkezinde olmayan; anayasal güvenceye dayalı bir siyaset mantıklı olabilir. Bu durum, teslimiyet değil; kalıcı kazanım arayışı olarak görünmektedir.

Burada çok kritik, zor ama kaçınılmaz olan; siyaseti esas alan, silahı savunma aracı pozisyonuna çekebilmektir. Bunu gerçekleştirmeden yeni bir hat oluşturmak mümkün değildir. “Kürtler kolektif bir halktır ve kendi kaderi üzerinde söz hakkı vardır” talebi ulus devletler açısından korkutucu olmayan ve inkâr edilemez bir talep olabilir.

Yeni süreçte Kürt siyasal hareketinde kurumsal düzeyde ne olabilir?

Tek merkezli kişiselleşmiş siyaset anlayışından çoğulcu ve çok boyutlu kurumsallaşan Kürt siyasetine geçiş kritik önem arz etmektedir. Sosyal-politik olarak; nüfusu giderek artan kozmopolit şehirli Kürtlerin çoğunluğunu kapsayan bir yapısallığın gözetilmesi gerekir. Özellikle orta sınıf ve işsizler ciddi bir potansiyeldir. 

Düşünsel-öğretisel olarak; özgürlükçü sosyalist, sosyal demokrat, liberal, muhafazakâr kesimlerin katıldığı kapsayıcı eşgüdümsel (heterarşik) platformların kurumsallaşması zaruridir. 

Aktivite ve eylemselliklerin günlük hayata temas etmesi gerekir. Sürekli “direniş, fedakârlık, bedel” yaklaşımı Kürt siyasal hareketini giderek darlaştırmaktadır. “Benim hayatım yarın nasıl iyileşecek?” beklentisi yaygın psikolojiye dönüşmüştür. Günümüzde Kürt Hareketi çok parçalı durumda;

  • Silahlı-ideolojik çekirdek.
  • Siyasetçi, yerel yöneticiler ve pragmatikler.
  • Sessiz çoğunluk (orta sınıf, muhafazakârlar, liberaller, işsiz gençler, kadınlar vb.)

Hepsi aynı düşünmüyor ve aynı dili konuşmuyor, sadece silahlı mücadelenin yaratığı hegemonya ile susmayı tercih etmiş durumda. Tarihte genellikle silah siyasetten çekilince, siyaset dönüşerek hayatta kalabilir. Dönüşüm olursa:

  • Farklı düşünmeler görünür hale gelerek ayrışmaya dönüşebilir.
  • “Nihayet” diyenler de olabilir “ihanet” diyenler de olabilir.
  • PKK sonrası yapıda da “gelenekçi” yaklaşanlar ile “yenilikçi” yaklaşanlar olabilir.

Ancak bu sürecin en temel sorunu gerçek anlamda dönüşümü kimler gerçekleştirebilir?

Bu dönüşümü, modern küreselleşme sürecinin ortaya çıkardığı küresel ve bölgesel gerilim ve çatışmaları gören; ulus devletlerdeki iktidar elitlerinin değişimini fark eden çekirdek kadro başlatabilir mi ya da dış baskıyla olur mu? Belki de bu dönüşümü yeni bir Kürt siyasal kuşağı başlatabilir.

Mevcut çekirdek kadronun tarihsel meşruiyetleri geçmiş fedakârlığa dayanıyor doğal olarak bunun yaratığı psikolojiyle, bazılarının akılcı bir dönüşüm ihtiyacını “geri adım ya da taviz” olarak algılaması mümkündür. Bu bir ahlak meselesi değil, insanî-duygusal bir kilitlenme ama paradigma değişiminde sorunsal bir durum.

Dış baskıyla olur mu? Kısa cevap: Hayır. ABD, çıkarcı ve geçici: Rusya; pazarlıkçı ve soğuk: Avrupa; normatif ama etkisiz. Dış aktörler ancak yönlendirir, kurnazca yaklaşmaktadır. Dönüşüm dışarıdan gelirse; meşruiyeti olmaz ve “dayatma” diye çöker.

Kürt siyasal hareketi bir “ihanetle” değil, bir kuşak değişimiyle dönüşebilir ve bu dönüşüm: sessiz başlar, önce çok eleştirilir ama sonunda kalıcı olabilir.

O zaman kim bu yeni kuşak?

1980-2000’leri yaşamayan, silahlı mücadelenin romantizminin etkisinde olmayan, şehirli, eğitimli, çok dilli, çok iletişimli, kimliğini inkâr etmeden/edilmeden yaşamak isteyen ama sürekli savaş istemeyen kuşaktır. Bu kuşak için: “Kürtlük = onur ama tek başına hayat amacı değil”. Bu çok kritik bir fark. 

Bu kuşak ne yapabilir? Alternatif siyaset, alternatif dil, yeni meşruiyet dili üretebilir. “Mağduriyet ya da biz acı çektik dili ile değil”, hak ve yönetme kapasitesi ile ekonomi, eğitim, şehircilik alanında “biz yönetebiliriz” iddiası ile gelişebilir.

Mevcut siyasetlerin bir büyük kırılma anında bu hızlanabilir? Türkiye’de siyasal alanın yeniden açılması ya da mevcut yapının ciddi yetersizlikler yaşaması anında yeni kuşak sahneye çıkabilir. Bu tarihsel-döngüsel bir olasılık. 

Sonuçta gerek PKK sonrası Kürt siyasal hareketi veya yeni bir kuşağa dayalı yeni siyasal hareketler önemli bazı yaklaşımları geliştirme ile karşı karşıyadır. Nedir bunlar?

1) Orta sınıfı kazanmak; esnaf, şehirli gençler ve kadınlar, sürekli çatışma ortamından kaçmaktadır. 

2) Muhafazakâr Kürtlerle barışmak gerekir; dinin, siyasetin veya düşünsel-öğretisel olguların fundamentalist yorumlanmasından kaçınarak; Kimlik + inanç birlikte taşınabilir.

3) “Mağduriyet” siyasetini aşmak önemli gelişmeler yaratabilir; evet, mağduriyet gerçek ama sürekli tekrar edilince geleceği kurmuyor.

Geleceğe uzanan “hak talep eden, kuran, yöneten Kürt” olabilir.

Sonuç

Kürt siyasal hareketi, reel sosyalizmin çözülüşü ve bölgesel dinamiklerin dayatmasıyla birlikte son yirmi yılda radikal bir zihniyet ve paradigma değişimi yaşamıştır. Bu değişim, ekonomik altyapı determinizmini ve sınıf merkezli “büyük anlatıları” geride bırakarak; toplumsal tahakkümün çok boyutluluğunu kabul eden heterarşik ve holistik (bütüncül) bir toplum okumasını beraberinde getirmiştir. Gelinen aşamada hareketin kendisini konumlandırdığı “özgürlükçü-komünalist” çizgi, sosyalizmi klasik bir iktidar aygıtı ve mülkiyet rejimi olmaktan çıkarıp, kapitalizmin yarattığı tahribata karşı ahlaki ve politik bir direniş ve yaşam ufku haline getirmiştir.

Bu teorik sıçramanın pratik siyasete ve kurumsal yapıya tahvili ise sancılı bir süreci işaret etmektedir. Analizimiz göstermektedir ki; asimilasyonun tek tipleştirici doğasına karşı farklılıkların korunduğu bir “entegrasyon” ve “devlet + demokrasi” sentezi, bölgemizin günümüzdeki jeo-stratejik ve siyasi realitesinde kalıcı kazanımlar elde etmenin yegâne rasyonel yoludur. Ancak bu stratejik yönelimin hayata geçmesi, faturasını geçmişte ödemiş olan mevcut gelenekçi anlayışların veya duruşların psikolojik sınırlarıyla engellenmektedir.

Dolayısıyla bu dönüşümün motor gücü dış aktörler veya mevcut gelenekçi duruşlar değil; geçmişteki çatışmalardan çok fazla zarar görmüş ailelerden gelen, değişime açık, şehirli, eğitimli ve rasyonel taleplere sahip yeni Kürt kuşağı olabilir. 

Kürt siyasetinin geleceği; sürekli fedakarlık ve mağduriyet üreten dar bir alandan çıkarak, orta sınıfı kazanan, muhafazakâr dinamiklerle barışan ve “biz yönetebiliriz” iddiasını somut projelerle ortaya koyan çoğulcu bir kurumsallaşmayı başarabilmesine bağlıdır.

 

İlginizi Çekebilir

Bursa Büyükşehir Belediyesi AKP’ye geçti
ABD ve İsrail saldırılarının bilançosu: İran’da 3 bin kişi hayatını kaybetti

Öne Çıkanlar