Batı Şeria’da, 60 Nolu Yol, önemli Filistin şehirlerini birbirine ve bir dizi İsrail yerleşimine bağlıyor. Ramallah’ı Nablus’a bağlayan tek yol olan 60 Nolu Yol, birçok Filistinli için Hamas’ın 7 Ekim 2023 saldırılarının ardından yerleşimci şiddetindeki artış nedeniyle korku dolu bir yolculuk haline gelmiş durumda.
France 24’un Ortadoğu muhabrilerinden David Gormezano ve Tahar Hani Filistinlilerin ‘’ölüm yolu’’ olarak adlandırdıkları 60 nolu yolun hikayesini yazmışlar:
‘’235 kilometre uzunluğundaki 60 No’lu Karayolu, güneyde İsrail’in Beerşeba kentinden başlayıp kuzeyde Nasıra’ya kadar uzanıyor ve yol boyunca Batı Şeria’yı kesiyor.
Ancak yolun büyük bir kısmı , 1967’den beri İsrail işgali altında olan ve 1993 Oslo Anlaşmaları uyarınca üç bölgeye ayrılan Batı Şeria’dan geçmektedir .
- Karayolu, onlarca yıldır İsrail-Filistin arasında aşırı şiddet olaylarına silahlı saldırılar, linçler ve tutuklamalar sahne olsa da, iki yıl önce Hamas öncülüğünde İsrail’e yönelik ölümcül saldırı sonrası durumu daha da kötüleşti. Karayolu artık Filistinliler için en tehlikeli seyahat güzergahlarından biri haline geldi.
Ancak bir çoğunun başka seçeneği yok. Binlerce Filistinli ve İsrailli, günlük işe gidiş gelişleri için yolu kullanmak zorunda.
Son 27 yıldır her gün Nablus ve Ramallah arasında gidip-gelen taksi şoförü Hatim Ali Hassan, “7 Ekim, karayolu 60’ta her şeyi değiştirdi” diye açıklıyor.
“Ordu, Filistinlilerin kasaba ve köylere erişimini zora sokan bariyerleri giderek daha fazla yaptı ve yeni kontrol noktaları açtı. Bazen yerleşimciler kavşaklara gelip güvenlik kameralarının önünde Filistinlilere saldırıyor, ama kimse bir şey söylemiyor.”
Nablus’taki bir otobüs durağında sarı minibüsünün önünde duran adam, Filistinlilere uygulanan sıkı seyahat kısıtlamalarını karşı çıkıyor:
“Sabah 6 ile 9 arasında ordu, yerleşimcilerin çocuklarını okula bırakıp işe gidebilmeleri için kontrol noktalarını kapatıyor. Dolayısıyla Ramallah’ta çalışan biri, sabah 8.30’da orada olmayı ummak için sabah 5 veya 5.30’da yola çıkmak zorunda.”
‘Ölüm yolu’
7 Ekim saldırılarından bu yana, bu bölgede seyahat eden Filistinlilerin sayısı önemli ölçüde azaldı. Ali Hassan, “İşçiler artık İsrail’e giremiyor, memurlara maaş ödenmiyor ve haftada beş günden fazla seyahat edemiyorlar. İşletmeler ve restoranlar 10 çalışandan sekizini işten çıkardı. Çok daha az yolcu var” diyor.
Nablus’taki Balata mülteci kampının müdürü, Hamas saldırılarının Batı Şeria’daki Filistinliler için de durumu daha da kötüleştirdiği görüşünü yineliyor. BM Filistinli Mülteciler Ajansı’na ( UNRWA ) göre, Balata kampında yaşayan 33.000 kişi, 1948’de Yahudi devletinin kurulduğu Nakba -Arapçada “felaket”- sırasında İsrail’den sürülen yaklaşık 5.000 Filistinlinin torunları.
Bu Filistinlilerin çoğu ne tarım arazisine ne de işletmeye sahip ve birçoğu işe gitmek için seyahat etmek zorunda. Kamptaki Mülteci Hizmetleri Halk Komitesi Başkanı Ahmed Dugan, Filistinlilere yönelik seyahat kısıtlamalarının sertleştirilmesinin “Balata’nın yoksul bir mahalle olması nedeniyle daha da fazla zarar gördüğünü” söylüyor.
“İşçiler Ramallah’a veya Tulkarem’e gitmek için seyahat etmek zorunda. Bana göre 60. Yol ölüm yolu haline geldi. Güvenlik yok. Sakin bir şekilde giderken, aniden yerleşimciler gelip aracınıza taş atıyor. Sürekli ölümler ve yaralanmalar oluyor,” diye açıklıyor.
Korku otoyolu
Nablus otobüs terminalinde Ali Hasan’ın minibüsü artık doludur. Korkuyla dolup Ramallah’a doğru yola çıkar. Özellikle de en tehlikeli kısım olduğunu söylediği Za’tara ile Turus Ayya arasındaki kısım onu endişelendirmekte:
“Benzin istasyonlarında durmak yasak. Durursanız size ateş edebilirler ve lastiğiniz patlarsa bir Filistin köyüne varana kadar sürmeye devam etmeniz gerekir. Sadece beş dakika durursanız yerleşimcilerin geldiğini görürsünüz. Uzun zaman önce orada durup bir kahve içebilirdiniz.”
Bahsettiği kesimde son zamanlarda bir değişiklik yaşandı. Yolun iki yakası İsrail bayrakları ve ultra-Ortodoks hahamların portreleriyle dolu. İsrailli yerleşimciler, Fransa ve diğer Batılı ülkelerin Filistin Devleti’ni tanıyacaklarını açıklamasının ardından, Temmuz ayı sonunda bu bayraklara astılar.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, uluslararası tanınma çabalarına rağmen ilhak açıklamalarını daha da sertleştirerek, 60. Karayolu’nu saran yangına daha da körükledi. Ağustos ayı sonunda kabinesi, işgal altındaki Batı Şeria’da 3.400 konut inşasını onayladı; bu, Mayıs ayında onaylanan 22 yeni yerleşim birimine ek olarak gerçekleşti. Son birkaç ayda, bazı aşırı sağcı İsrailli bakanlar da Batı Şeria’nın ilhakı çağrısında bulundu. Bu tehdit şimdi bizzat Netanyahu tarafından dile getirildi.
Yoldan başınızı kaldırıp baktığınızda çok sayıda İsrail yerleşimini görebilirsiniz. Bazıları İsrail makamlarından onay almış, bazıları ise almamış.
Ali Hasan’ın minibüsü bir kavşağa her geldiğinde, yolcuları orada otobüs veya otostop bekleyen yerleşimcilere endişeyle bakıyor. Birçoğu ultra-Ortodoks amblemleri taşıyor.
Otoyolda sarı İsrail plakaları yeşil Filistin plakalarıyla karışıyor. Yol işaretleri üç dilde: İbranice, Arapça ve İngilizce. Rota, yolcularını minareleriyle tipik Filistin köylerinin, yamaçlarda düzgünce sıralanmış İsrail yerleşim birimlerinin ve antenlerle kaplı prefabrik yapılardan oluşan karakolların yanından geçiriyor.
Bariyerler, kontrol noktaları ve kilitli girişler
Şilo yerleşiminin yakınında, bir şarap imalathanesinin girişini gösteriyor. Biraz ileride, Birinci Haçlı Seferi (1095-1099) sırasında Saint-Gilles olarak bilinen Sinjil köyü bulunuyor.
Filistin köyü, 1,5 kilometre uzunluğundaki yüksek dikenli tellerle çevrili ve 2024 yılında, köylüler ve yerleşimciler arasında yaşanan bir dizi ölümcül çatışmanın ardından İsrail ordusu tarafından dikenli tellerle çevrilmiş.
Kırk beş yaşındaki Aid Rajaa Ghafra, Sinjil’de doğdu ve babasının evini ve çiftliğini miras aldı. Mülkiyetini kanıtlayan tüm tapu ve belgelere sahip olduğunu, ancak bunların bir İsrail mahkemesi tarafından onaylanmasına rağmen oraya erişiminin olmadığını söylüyor.
“Bir buçuk yıl önce, 16 yaşındaki yeğenimle birlikte mülkümdeyken yerleşimciler bizi kuşattı. Bizi vurmakla tehdit ettiler ve saldırı planladığımızı söyleyerek askeri üsse götürdüler,” diye hatırlıyor İsrail yerleşimlerine karşı kampanya yürüten Filistinli çiftçiler derneğinin üyesi Rajaa Ghafra.
“İnsan hakları grupları serbest bırakılmamız ve suçlanmamamız için müdahale etmek zorunda kaldı.”
Temmuz ayında İsrailli yerleşimciler tarafından bir Amerikalı-Filistinlinin linç edilmesi de dahil olmak üzere bir dizi olayın ardından, köyün altı girişinden beşi kapatıldı ve asma kilitli metal bariyerlerle kapatıldı.
O zamandan beri, Sinjil’in 6.000 sakini, Ramallah’a sadece 15 kilometre uzaklıkta olmasına rağmen, kendilerini eskisinden daha da sıkışmış hissediyor. 3 kilometrelik bir yarıçap içinde, İsrail tarafından yasal kabul edilen ancak uluslararası toplum tarafından yasal kabul edilmeyen üç İsrail yerleşimi 1970’lerden beri varlığını sürdürüyor. İsrail yetkilileri tarafından onaylanmayan yerleşimlere verilen ad olan altı “karakol” daha yalnızca son birkaç yılda ortaya çıktı. Bunların en büyüğü olan Eli’nin halihazırda 4.500 nüfusu varken, en yenisi yalnızca birkaç aileye ev sahipliği yapıyor.
“Büyük bir korku içinde yaşıyoruz. Bazen evime yabancıların girdiğine dair telefonlar alıyorum. Geceleri uyumakta zorlanıyorum çünkü etrafımızda sürekli askeri ve yerleşimci hareketliliği var. Geçen hafta iki yerleşimci gelip topraklarımı terk etmemi söyledi. Ben de onlara asıl gitmeleri gerekenlerin onlar olduğunu söyledim,” diye devam ediyor Ghafra.
Sinjil’den ayrılırken, köy sınırları içinde keçilerini otlatan bir çobanla karşılaşıyoruz. Dışarı çıkmaya korkuyor. “İki üç kez saldırıya uğradım. Yerleşimciler silahlıydı. Bazen çobanları öldürüp hayvanlarını çalıyorlar,” diyor.
Sinjil çobanı, Batı Şeria’daki yerleşimcilerin saldırısına uğrama korkusuyla keçilerini köy sınırları dışında otlatmaya cesaret edemiyor.
Karayolu 60, her zamankinden daha fazla, toprak mücadelesinin hiç bitmediği bir tür Vahşi Batı’ya dönüştü.
İnsan Hakları İzleme Örgütü ( HRW ), bu yılın Şubat ayında yayınladığı bir raporda, İsrail güçlerinin “Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırılarından bu yana Batı Şeria’da 800’den fazla kişiyi öldürdüğünü, bunun eşi benzeri görülmemiş bir oran olduğunu ve rekor sayıda insanı yargılama veya suçlama olmaksızın kişilerin gözaltında tuttuğunu” belirtti.
/France 24/










