Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi Üyesi Duran Kalkan, Medya Haber TV’de yaptığı değerlendirmede, Öcalan’ın öncülüğünde yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde yeni bir aşamaya geçişin gündemde olduğunu belirtti.
Türkiye siyasetinin “iyi bir sınav vermediğini” ve sürecin başarısının Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından zorunluluk olduğunu ifade eden Kalkan, AKP ve MHP’nin söylem ve pratikleri arasında tutarsızlık olduğunu dile getirerek, “Biz kendi anlayışımız, teorimiz ve stratejimizle adım atıyoruz” dedi.
Duran Kalkan’ın değerlendirmelerinden öne çıkanlar şunlar:
*Bize gelen bilgiler de, en son aile ve DEM Parti heyetiyle Önder Apo’nun yaptığı görüşmeden yansıyan bilgiler de İmralı’daki duruma ilişkin fazla bir değişikliğin olmadığını içeriyordu. Açıkça söylediler. “İmralı’daki durumda herhangi bir değişiklik yok” dediler. Ki bu çok önemli. Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü olmadan, çalışma ve yaşam koşulları özgürlük yönünde değiştirilmeden, süreci Kürt tarafı daha nasıl yürütebilir?
*Diğer yandan komisyonun çalışmaları yönünde de bir yenilik olmadı. Biraz umut verdiler. O kadar görüşme, tartışma, görüş alışverişi yaptılar. Gerçekten siyasi yaklaşım da gösterselerdi, yani Kürt sorununun çözümü, Türkiye’nin demokratikleşmesi temelinde yeni bir hukuki çerçeve oluşturma esası üzerinde görüş alışverişi yapsalar, kamuoyunu yönlendirseler, bilinçlendirseler, birlik yaratmaya çalışsalardı, bu tartışmalar anlamlı olurdu.
*İktidar kanadı parçalılığını sürdürüyor. AKP Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bir şeyler söylüyor, AKP yönetimi bir şeyler söylüyor. AKP’ye yakın basın 180 derece tersini yazıyor, söylüyor. Yani farklı farklı görüşler var. Bir karışıklık yaratıyorlar. Muğlaklaştırma oluyor aslında. Anlamadık.
*Gerçekten de Devlet Bahçeli bir çıkış yaptı, sorumluluk üstlendi. Kendisi de ifade etti. Herkes de böyle değerlendirmek istedi. Ama söyleminin gerekleri pratikte yerine gelmiyor. AKP’nin, yönetiminin söyledikleri de yerine gelmiyor. Böyle olunca o söylemler de havada kalıyor. Sadece yapılan kamuoyunda olumlu intiba bırakan, izlenim yaratan gelişmelere ortak olmak gibi bir özellik taşıyor. Bizim yaptıklarımıza ortak oluyorlar. Bizim yaptıklarımıza “iyi” deyip ortak olacaklarına kendileri bir şeyler yapsınlar.
*Diğerini biz yapıyoruz. Hiç kimsenin istemi doğrultusunda falan da değil. Herhangi bir zorlanma da yok. Biz her şeyi kendi anlayışımız, teorimiz, stratejimiz temelinde yapıyoruz. Bütün bunların hepsi Kürt özgürlüğüne, Türkiye’nin demokratikleşmesine bağlılığımız, inancımız gereği yapılıyor, atılıyor.
”Türkiye siyaseti iyi sınav vermiyor”
*Fakat gerçekten de Türkiye siyaseti iyi bir sınav vermiyor. Bu siyaset yakın gelecekte çöker. Bir de mahkum edilir. Açık ifade ediyorum. Sürmez, çöker, mahkûm edilir. Nasıl mahkum edilir? “MHP söyledi, yapamadı” derler. “AKP’nin her şey elindeydi, her şeyi iktidarına bağladı” derler. CHP, “Cumhuriyetin kurucu bir partisiyim” diyor. İyi de, Cumhuriyet kurulduğu zaman nasıldı, şimdi nasıl? Kurulduğu zamanın özelliklerini anlamamış. Şimdi de anlamamış. İktidarla iktidar kavgası, yarışı veriyor. Ortaya bir demokrasi programı, bunun ittifakı ve mücadelesini koyamadı.
*Dolayısıyla ikinci aşamaya geçme, ikinci aşamanın gereklerini yerine getirmede bir sıkıntı var. Hala sancı var. Önder Apo ve biz kararlıyız. Çalışıyoruz, yani mücadele ediyoruz. Herkes de etmeli, bu durumu görmeli. Şu anlaşılıyor; ikinci aşamanın geliştirilmesi öyle birilerinin karar vermesiyle olmayacak. Sürecin toplumsallaşması ve toplumun mücadele ederek bu engelleri aşmasıyla gerçekleşecek. Onun için herkesi süreci doğru anlamaya da etkin mücadele etmeye de çağırıyorum.
”Bu sürecin başarısı dışında bir gelecek yok”
*Bir defa şunu söyleyelim: Bu süreç birçok alternatifli yoldan tercih edilen bir tanesi değil. Olmazsa olmaz bir süreç. Yani bu sürecin başarısı dışında Kürtlerin, Türkiye’nin özgür ve demokratik bir geleceği yok. Şunu ifade etti Önder Apo da. Biz de tartışmalarımızda bunun ne demek olduğunu çok iyi anladık: Ya bu sürecin getireceği barış ve demokratikleşmedir, -ki bunun Kürt varlığının ve demokrasinin kabul edilmesi temelinde gerçekleşmesidir-, ya da felaket. Yani büyük kaybetmedir.
*Sanki bunu biz kendimize bir şey istiyormuşuz gibi algılıyorlar. Verelim mi vermeyelim mi? İşte Kürtlere şunu verelim mi? PKK’ye bunu verelim mi? Yani Türkiye’nin demokratikleşmesini istiyoruz. Bu demokratikleşen Türkiye’de biz olmayacağız ki sadece. Türkiye toplumunun hepsi yaşayacak. Dolayısıyla kimseden bir şey istemiyoruz. Zorda kalmışız da herhangi bir şey olsun demiyoruz. Öyle anlayanlar yanılıyorlar. Hiç gerçekleri görebilmiş değiller.
*Biz hiç kimseyi korkutmak da istemiyoruz. Hiç kimseden öyle bir şey beklediğimiz, istediğimiz de yok. Ama Kürtler ve Türkiye felaketle karşılaşmasın istiyoruz. Yani ağır sonuçlar yaşamasınlar. Bütün bu gelişmeler karşısında Türkiye’nin sağlam durmasının, ayakta kalmasının tek yolu var: Kürt özgürlüğü, Türkiye’nin demokratikleşmesi. Önder Apo’nun sunduğu Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının başarı kazanması. Bu bir tercih değil; bir zorunluluk. Demokratik gelecek için bir zorunluluk. Bunun ötesi felaket! Sonunun ne olacağı belli olmayan bir çelişki ve çatışma yumağı! Bunu görmek çok zor mudur? Biraz gözlerini açsınlar, kafayı çalıştırsınlar. Bu kadar körlük çok fazla. Süreç böyle bir süreç.
”Sürecin başarısı için ne gerekiyorsa yapacağız”
*Neyi söylemek istiyorum bu durumda? Yani bu süreç bir tercih süreci değil. “Bunu tercih ettik, olmazsa ötekini de tercih ederiz” diye bir durum yoktur! Tek süreç! Ya başarıya gidecek ya başarıya gidecek! Başarıya gitmezse felaket olacak! Bu nedenle biz kararlıyız bu konuda. Bu sürecin başarısı için ne gerekiyorsa yapacağız. Her türlü mücadeleyi yürüteceğiz. Artık gerisi yok! Eskiye dönüş olacağını bekleyenler hayal görüyorlar. En büyük bu olumsuzluklarla onlar karşılaşacaklar.
/Kaynak: ANF/









