Karamus: Türkiye’nin Rojava’ya yönelik politikaları, bölgeyi kaosa sürüklüyor

GündemPolitika

🔴 Türkiye’nin Şam’a yaptığı baskıyı “stratejik bir sabotaj” olarak değerlendiren KNK Eş Başkanı Ahmet Karamus, “Türkiye, Şam’ı kukla haline getirerek Kürtleri tasfiye etmeye çalışıyor. Bu sadece Rojava’yı değil, tüm Suriye’yi istikrarsızlaşıyor” dedi…

Kürt Ulusal Konferansı (KNK) Eş Başkanı Ahmet Karamus, Türkiye’nin Rojava ve Kürt sorunu karşısındaki tutumuna yönelik ANF’ye değerlendirmelerde bulunarak, Kürt hareketinin diyalog ve barış için üzerine düşeni yaptığını vurguladı ve Türkiye’nin samimiyetsiz bir yaklaşım sergilediğini söyledi.

Karamus, “Kürtler, hak ve kazanımlarını korumak için her adımı attı. Ama Türkiye, bu süreçte dürüst ve güvenilir bir aktör olmaktan uzak. Sürekli engel çıkarıyor, oyalıyor ve çözümsüzlüğü körüklüyor” ifadelerini kullandı.

Karamus, Türkiye’de Kürt sorununa hukuki ve barışçıl çözüm arayan bir kanat ile bu çözüme karşı duran “derin devlet” kanadının çatıştığını söyledi. Bu derin devletin özellikle Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın liderliğinde hareket ettiğini belirten Karamus, Fidan’ın Rojava, Başûr, Bakur ve Rojhilat’taki Kürt kazanımlarına karşı tutarlı bir düşmanlık sergilediğini aktardı.

2013-2015 çözüm sürecindeki rolüne de dikkat çeken Karamus, sürecin sabote edilmesinde Fidan’ın etkili olduğunu ve bugün de aynı zihniyetle Kürtlerin hiçbir yerde statü sahibi olmasına tahammül edilemediğini kaydetti. Fidan’ın tutumunu “ırkçı ve düşmanca” bir tutum olarak nitelendiren Karamus, Şam ziyaretlerinin Türkiye’nin Suriye’deki etkisini kalıcı hale getirmek ve Kürt kazanımlarını ortadan kaldırmak amacı taşıdığının altını çizdi.

‘BARIŞ FIRSATI SABOTE EDİLİYOR’  

Karamus, 10 Mart 2025’te Şam hükümeti ve SDG arasında imzalanan anlaşmanın uygulanmamasını Türkiye’nin engellediğini ve bunun da barışı sabote etme girişimi olduğunu belirterek, anlaşmanın SDG’nin askeri ve sivil yapılarının Suriye devletine entegrasyonunu ve Kürt halkının haklarının güvence altına alınmasını öngördüğünü hatırlattı: “Şam, SDG’den güvence olmadan silahlarını teslim etmesini istiyor. Bu, Kürt kazanımlarını tasfiye etmeye yönelik açık bir girişim. Türkiye, Şam’ı bu yönde baskı altına alıyor ve Kürtlerin Suriye ile Rojava’da rol almasını engellemek istiyor.”

Karamus, Türkiye’nin Şam üzerindeki baskısının Hakan Fidan’ın manevralarıyla güçlendiğine işaret ederek, “Fidan, Şam’ı SDG’ye karşı ‘blok entegrasyon değil, bireysel katılım’ dayatmaya zorluyor. Yani Kürtlerin tüm kazanımlarını yok etme planıdır. 10 Mart anlaşması, Suriye için tarihi bir fırsattır. Kürtleri sisteme entegre ederek, İŞİD gibi tehditlere karşı ortak cephe kurmak mümkündür. Ama Türkiye’nin korku ve baskı politikası, Şam’ı kukla yaparak bu umudu boğuyor. Eğer anlaşma uygulansa, Rojava’nın özerklik modeli bütün Ortadoğu için örnek bir yönetimdir ve Türkiye de Kürt sorununu çözme konusunda bu modelden faydalanmayı esas alabilir. Türkiye, kendi Kürt sorununu çözmek yerine Rojava’yı ezmeyi seçiyor. Bu, sadece Suriye’de değil, Türkiye dahil bölge için de bir kaos doğurabilir” diye konuştu.

‘HESEKÊ KONFERANS SONUÇLARI SURİYE’NİN DEMOKRATİK DÖNÜŞÜMÜNÜ SAĞLAYABİLİR’

8 Ağustos’ta Hesekê’de düzenlenen “Kuzey ve Doğru Suriye Bileşenleri Birliği Konferansı”nı Suriye’nin geleceği için umut verici bir adım olarak tanımlayan Karamus, konferansın Kürtler, Araplar, Süryaniler, Ermeniler ve diğer gruplardan 400’e yakın temsilciyi bir araya getirdiğini hatırlatarak, konferansın etnik ve dini hakları garanti altına alan, yerel özerkliği ve merkeziyetçiliği reddeden yeni bir demokratik anayasa çağrısı yaptığını belirtti.

Karamus, “Hesekê, Suriye’nin farklılıklarını bir arada tutan bir vizyon sundu. Çoğulcu bir model, iç savaş sonrası yaşanan kaosu önleyebilir ve çatışma ortamını sona erdirebilir. Süveyda’daki Dürzilere yönelik çatışmaları önleyebilirdi. Türkiye’nin Kürt kazanımları korkusu, bu umudu baltalıyor. Türkiye, Şam’ı manipüle ederek sadece Kürtleri değil, tüm azınlıkları istikrarsızlığa mahkum ediyor. Bu siyaset, bölgesel krizi daha da derinleştirecek ve Suriye’yi çatışma ortamına sevk edecek. Kürt direnişini daha da büyütecek. Kimse burada yanlış hesap içinde olmasın” diye uyardı.

Hesekê konferansı sonrası, 10 Mart anlaşmaları kapsamında Rojava Özerk Yönetimi ile geçici Şam hükümeti arasında Paris’te planlanan görüşmelerin de Türkiye baskısı ile engellendiğini hatırlatan Karamus, “Paris görüşmeleri, Kürt haklarının tartışılması ve 10 Mart anlaşmaların uygulanması açısından şeffaf bir zemin sunabilirdi. Ancak Türkiye, Şara hükümeti üzerinden baskı oluşturarak Suriye’nin ve dolayısıyla Ortadoğu’nun demokratik dönüşümünü engelliyor. Bu, sadece Kürtleri değil, bütün azınlıkları ve inanç gruplarını mağdur eden bir siyasettir” değerlendirmesinde bulundu.

‘ENKS TÜRK DEVLETİNİN OYUNUNA GELMEMELİ’  

26 Nisan 2025’te Kamişlo’da Kürtlerin ulusal birliği için yapılan toplantının hayati bir önemde olduğunu vurgulayan Ahmet Karamus, Türkiye’nin ENKS üzerinden yürüttüğü manipülasyonlarla bu toplantı sonuçlarını boşa çıkarmaya çalıştığının altını çizdi. Karamus, şöyle devam etti:

“Suriye’de Esad’ın devrilmesinden sonra genel tablo netleşti ve Kürtlerin birliği kaçınılmaz hale geldi. Rojava’nın da tüm tarafları bu kanaate vardı. Kürt kamuoyunun da bu talebi baskındı. KNK’nin çabaları, Sayın Abdullah Öcalan’ın çağrıları, Sayın Mesut Barzani ve Sayın Bafil Talabani’nin girişimleri, Sayın Mazlum Abdi’nin olumlu çabaları bu süreci güçlendirdi. Qamişlo’da ilan edilen ulusal birlik deklarasyonu, Türk devletinin bütün sabotaj girişimlerini boşa çıkardı.

Ancak belirtmeliyim ki, ENKS içindeki bazı kesimlerin Şam’da Ahmet Şara ile görüşme talebi olduğuna dair duyumlarımız var. Sözcüleri de bunu yalanlamadı. Bu parçalı duruş Kürtler için son derece tehlikeli olur. Bu, Türk devletinin istediği bir tablodur. Biz KNK olarak bunu asla kabul etmiyoruz. Kürtler, tek merkezden ve 26 Nisan anlaşmasının iradesiyle hareket etmelidir.

Bütün taraflara çağrımız şudur: Ulusal birliği zedeleyecek her girişimden uzak durulmalı; aksi halde Suriye eski karanlık günlerine sürüklenir ve burada Kürtlere yönelik tezgâhlar da devreye girer. Bu, Türk devletinin bir siyaseti ve oyunudur. ENKS, bu oyuna gelmemeli ve parçalı görüşmelerden, merkezi olmayan tutumlardan kaçınmalıdır. Eğer Kürtler bu süreçte birlikte hareket etmezlerse, ikinci bir Lozan’la karşı karşıya kalabilirler. Bunun da vebali ve sorumluluğu büyüktür. Umarız herkes bu sorumluluk ve bilinçle hareket eder.”,

/ANF/

 

İlginizi Çekebilir

Öcalan: Özgürlük ve demokrasi yolunda yeni bir dönem açılacak
Cumartesi Anneleri: 31 yıldır soruyoruz, Kenan Bilgin nerede?

Öne Çıkanlar