Kürt sorunu yok sayılarak demokrasi kurulamayacağını vurgulayan Karasu, Meclis’in bugüne kadar Kürt ve Alevi sorunu gibi stratejik meselelerde çözüm iradesi ortaya koyamadığını, bu alanların “derin devlet”, oligarşikleşmiş çeteler gibi siyaset dışı güçlere bırakıldığını dile getirdi.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Medya Haber TV’ye değerlendirmelerde bulundu.

Karasu’nun sürece dair değerlendirmelerinden  öne çıkan başlıklar şöyle:

* Şimdi bu böyle çok önemli bir süreçse, Türkiye 100 yıllıktır; 50 yıllık tarihini, yani Türkiye’nin tarihinin yarısını ilgilendiren bir konu çözülecekse ve bunun amacının da Türk-Kürt kardeşliğini sağlamak olduğu vurgulanıyorsa, o zaman Önder Apo’nun muhataplığının kabul edilmesi gerekiyor. Onun bu süreçte etkili rol oynaması için özgür, yaşar ve çalışır koşullarına hazırlanması gerekiyor. Umut hakkının gündeme konulması gerekiyor. 

*Süreçten söz ediliyor, işte “terörsüz Türkiye” diyor, tabii böyle kabul etmiyoruz. Türk-Kürt kardeşliğinin gerçekleşeceği, yüzyıldır kavgalı olan, Kürtlerle Türk devletinin barışacağı bir demokratik entegrasyon olarak, yani Kürtlerin varlığını kabul edeceği, yasal çerçeveye kavuşturulacağı bir süreç olarak görüyoruz. O zaman Önder Apo’ya bu yaklaşımın değişmesi gerekiyor. Herkesin değiştirmesi gerekiyor. Devlet Bahçeli “kurucu önder” dedi. İşte Önder Apo’nun attığı adımları AKP iktidarı da, Devlet Bahçeli de olumlu gördü. O zaman yaklaşım böyle midir? Bu açıdan Önder Apo’ya yaklaşımın böyle olması, tecridin devam etmesi, hâlâ rolünü oynayacak, 50 yıllık sorunu çözecek bir muhatabın bu durumda tutulması, açıkça sürece -adına ne denilirse denilsin- doğru yaklaşmadığının ifadesidir.

*Sürecin muhatabı olan AKP iktidarının, MHP iktidarının süreci geliştirme konusunda çok net bir iradeye sahip olmadığını, kafalarının karışık olduğunu gösteriyor.

*Kürt toplumu, böyle bir süreç olacaksa, o zaman Önder Apo’nun özgür koşullarda süreci yürütmesi gerektiğini söylüyor. Umut hakkından söz ediyor. Bu açıdan 4 Ocak’ta Kürt halkı, umut hakkı, Önder Apo’nun özgür ve çalışır, özgür yaşar ve çalışır koşulları olmasını isteyen bir tutum ortaya koyacak, irade ortaya koyacak, miting yapacak. Yani bu da önemli. Şundan önemli; Kürt halkının iradesinin dikkate alınması gerekiyor. Kürt kardeşliğinden söz edeceğiz. O zaman Kürt halkının bir de iradesi var. Kürt halkının iradesini kim temsil ediyor? Kürt halkı meydanlara çıkacak. Kürtleri temsil ediyor.

‘Partilerin raporları çok yüzeysel’

*Bu kadar görüşme, bu kadar tartışma oldu, Meclis başkanlarının, demokrasi kurumlarının görüşleri alındı. Bu kadar görüş alındıktan sonra, herkes biliyor; Kürt sorunu, demokrasi sorunu yani. Zaten Millî Birlik Dayanışma ve Demokrasi Komisyonu denildi. O zaman ismine uygun bir yaklaşımın ortaya çıkması gerekiyor. Şimdi öyle bir şey gözükmüyor. Özellikle Kürt halkı ve demokrasi güçleri eleştiriyor.

Bu kadar görüşme nasıl oldu? Bu kadar herkesle görüştüler, görüş aldılar. Bilmem 50 yıllık Türkiye’deki meclis başkanlarının hepsi olumlu bir yaklaşım gösterdi. Meclis, Türkiye halkının ne kadar temsil ediyor, etmiyor; bu ayrı bir tartışma konusu ama iddia ediliyor. “Meclis halkı temsil ediyor” deniliyor. Meclis başkanları açıkça “bu sorunun adı, Kürt sorunu” dedi. Bu yönüyle bu raporlar çok yüzeysel. Böyle mi olur yani? Böyle bir komisyon, bütün partilerin komisyonu soruna böyle mi yaklaşıyor? Kendi ağırlıklarını kaybediyorlar. Bu yaklaşım sadece Kürt sorunu, demokrasi konusunda değil, başka konularda da bu partilerin, bu siyasilerin halkın sorunlarına çözüm bulamayacağını gösteriyor.

‘Temel sorunlarda Meclis iradesizdir’

*Türkiye tarihi şöyle: Evet, Meclis var ama Türkiye tarihinde meclisler Türkiye’nin temel sorunlarıyla ilgilenmemiş. Partiler de ilgilenmemiş. Nedir? Ekonomiyle ilgilen, biraz sağlıkla ilgilen, biraz şununla ilgilen. Yani temel, stratejik konular, Türkiye’nin temel sorunları; Kürt sorunu, Alevi sorunu, başka temel sorunlar, konular söz konusu olduğunda Meclis sessizdir, iradesizdir. Türkiye tarihi, Meclis’in Türkiye’nin temel konularında irade olmadığını açığa çıkardı. Onun yerine işte derin devlet deniyor, norm dışı devlet deniyor; bu kesimler bu tür konularda söz sahibi. H

*Halbuki siyasetin söz sahibi olması lazım. Siyasetin, Türkiye’nin bütün sorunlarında söz sahibi olması, çözüm bulması, yaklaşım göstermesi lazım. Şimdiye kadar göstermedi meclis. Meclis bir nevi göstermelik oldu. Temel konular başkalarının; işte ekonomidir, eğitimdir, onun da sınırları belli zaten.

*Şimdi komisyon kuruldu, büyük tartışmalar oldu. Meclis gerçekten Türkiye’nin sorunlarını çözme iradesini ortaya koyacak mı? Siyaset bunu ortaya koyacak mı? Yoksa yine Türkiye’nin temel sorunlarında siyaset dışı çeşitli kurumların, devlet içindeki norm dışı devletin ya da derin devletin ya da bir grup oligarşik, çeteleşmiş bir kesimin iradesi mi hakim olacak? Türkiye yine öyle mi yönetilecek?

‘Türkiye siyaseti sınavda’

*Türkiye siyaseti, partileri tarihi bir sınavda. “Biz partiyiz, Türkiye sorunlarına çözüm buluruz, çözüm üretiriz” diyecekler mi, yoksa geçmiş yüzyılda olduğu gibi bu konularda söz söylemeden sadece diğer temel olmayan sorunlarla uğraşmaya devam edip kendilerini siyasetçi ya da parti gibi mi gösterecekler? Böyle siyasetçilik de böyle partilik de olmaz. Bu açıdan -açığa çıkıyor yani- Türkiye’nin temel sorunlarına girmemek, bu partilerin, bu siyasilerin Türkiye toplumunu kandırmasından başka bir anlam ifade etmez.

‘Demokratik siyaset yapma imkanı yok’

* Türkiye’de hâlâ binlerce tutuklu var, hâlâ terör yasası var. Kürt, Kürdistan’dan söz edersen, demokrasiden söz edersen içeri atıyorlar. Demokratik siyaset yapma imkânı yok. Peki nasıl olacak? “Gelsinler” diyor; nasıl gelecekler? Demokratik siyaset ortamı olacak mı? Özgürce demokratik siyaset yapılacak mı? Yoksa Kürtlükten, demokrasiden söz etti, biraz eleştirdi diye içeri mi atılacak? Böyle olabilir mi? 30 yıl yatmış, infazını yakıp bırakmıyorlar. Böyle olabilir mi?

”Türkiye’nin Suriye Kürtlerini sahiplenmesi gerekiyor”

10 Mart Mutabakatı Şara’yla Mazlum Abdî arasında yapılan bir anlaşma. Bildiğimiz, arabulucu da ABD.  Fakat 10 Mart Mutabakatı’nda yorum farkları var. Şam kendine göre yorumluyor. Biraz Türk devletinin etkisi de, o 10 Mart Mutabakatı’nın yorumlanmasını olumsuz hale getiriyor. O yorumlama, 10 Mart Mutabakatı’nın pratikleşmesini engelliyor. Yoksa Rojava da, işte oradaki yöneticiler de sahip çıkıyorlar. Fakat özüne, içeriğine göre, onun gereklerinin yerine getirilmesi gerektiğini söylüyorlar.

*Türkiye’nin son günlerde yaklaşımı var, anlaşılır gibi değil. Kürtler Türkiye’nin parçası değil mi? En fazla Kürt nüfusu Türkiye’de değil mi? Onların akrabaları da Suriye’de, Suriye’nin kuzeyinde, Kuzey ve Doğu Suriye’de.

Başka yerde Türkmenlere sahip çıkılıyor, onlar Türkiye’nin parçası olarak görülüyor, onların hak hukuku, dili, kültürü, kimliği savunuluyor. Niye sıra Kuzey ve Doğu Suriye’ye gelince, sanki oradaki Kürtler, oranın insanları Türkiye’de yabancı? Böyle yaklaşım gerçekten olmaz. Türkiye’nin Kürtleri sahiplenmesi gerekiyor. Kürtler orada bir öz yönetime sahip olacaksa, kendi diliyle, kimliğiyle, kültürüyle yaşamak istiyorsa Türkiye buna niye sahip çıkmıyor? Türkiye’de en önemli nüfus Kürt nüfusu değil mi Türklerden sonra? Türkiye’nin parçası değil mi? E o Kürtlerin akrabaları burada. Böyle mi yaklaşılır? Herhangi bir devlet kendi ülkesindeki vatandaşlarının akrabalarına böyle mi yaklaşır? Bunun izahatı yok. Kimse de buna cevap veremiyor.

*Birçok gücün eli içinde. Evet, farklı güçler de var. Sadece Türkiye değil, başka güçler de Suriye’nin içini karıştırıyorlar. Yani en doğrusu Suriye’de istikrarı sağlamaktır. İstikrar öyle sağlanmaz. Kışkırtılarak, kavga edilerek, Şam ile Kuzey ve Doğu Suriye yönetimi karşı karşıya getirilerek istikrar nasıl sağlanacak? Bu yönüyle Türk devleti politikasını değiştirmesi lazım. Sürekli baskı, tehditle adım attırmaya çalışıyor. Doğru bir yöntem değil. Kürtlere karşı hep bu yöntemi kullanması doğru değil. Türkiye’de de, Irak’ta da, İran’da da böyle. Bu, Kürt politikasına karşı bir şey. Yani olumsuz bir yaklaşım var.

‘Türkiye stratejik düşünemiyor’

?Özellikle Türkiye’de bir çatışmasızlık var, bir süreç var. Bu sürecin nereye evrileceğinin konuşulduğu bir dönemde, Suriye’de de, Kuzey ve Doğu Suriye’de de yaklaşımların değişmesi lazım. Türkiye’nin daha stratejik düşünmesi lazım. Türkiye stratejik düşünmüyor. Hep eski kaygı, Kürt kaygısı, bilmem ne kaygısı, bu kaygılarla yola çıkıyor; gerçekten stratejik, uzun vadeli düşünemiyor. Bu kısa vadeli yaklaşımlar da Türkiye’ye ne kadar yarar getirir;  kuşkuludur.

 

/Kaynak: ANF/