KCK: Komisyon raporu birçok temel yanlış ve eksiklikler içermektedir

GündemPolitika
🔴Meclis Komisyon raporunun değerlendirildiği KCK açıklamasında, ”Özgürlük Hareketimizin tümden tasfiyesini hedefleyen demokratik siyaset özgürlüğünün olmadığı bir siyasi ortamı dayatmak, eski zihniyetin devamı olmaktadır.” ifadeleri kullanıldı.
 
Raporun ‘birçok temel yanlış ve eksiklikler içerdiği” belirtilen açıklamada ” silahları bırakın eve dönün, demek onur kırıcı bir yaklaşımdır.” denildi ve ”silah bırakmanın demokratik siyaset yapma özgürlüğü temelinde ele alındığı” vurgulandı

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı’nın Meclis Komisyonu’nun hazırladığı rapora ilişkin yaptığı açıklamada öne çıkanlar şunlar:

*Önderliğimizin Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda arayışları özellikle 1993’ten bugüne 33 yıldır sürmektedir. Özal’ın cumhurbaşkanlığı döneminde başlayan bu süreç bugün yeni bir aşamaya varmıştır. 33 yıldır süren çatışma çözümü tartışmaları ve yürütülen müzakereler, Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme konusunda önemli bir birikim ortaya çıkarmıştır. 

Meclis çatısı altında yer alan partilerin çoğunluğunun yer aldığı 51 kişilik geniş bir komisyonun kurulması, Türkiye tarihi açısından önemli bir adım olmuştur. Adına Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi dense de, bu komisyonun esas olarak Kürt sorunu ve onun yarattığı sorunlarla ilgili olduğu bilinmektedir. Bu komisyonu Rêber Apo, Hareketimiz ve halkımız çok önemsemiştir. Türkiye kamuoyu tarafından da çok önemsenmiştir. Dolayısıyla bu komisyondan beklenti yüksek olmuştur.

”Rapor çok temel yanlış ve eksiklikler içermektedir”

Aylar süren çalışmadan sonra açıklanan komisyon raporu çok temel yanlış ve eksiklikler içermektedir. Raporun içeriği bu temel yanlış ve eksiklikler nedeniyle sakatlanmıştır. Kuşkusuz Kürt sorununun çözümsüz kalması esas olarak demokrasi yoksunluğunun sonucudur. Zaten Kürtler yararlanır, yani sorunun çözümünün önü açılır diye demokratikleşmeden ısrarla kaçınılmıştır. Raporda Kürt sorununun adı konulmuyor. Bir sorunun adı konulmadan çözülmesi mümkün değildir. 

Raporda sorunun çözülmesi, kök sebeplerin ortadan kaldırılmasına bağlı deniliyor ama bu kök sebep ve sebepler ortaya konulmuyor. İşte Türkiye’nin 100 yıllık çıkmazı budur. 100 yıldır sebeplerle değil, sonuçlarla uğraşılıyor. 100 yıllık sebep, Kürt inkarıdır. Sözde inkardan vazgeçildi denilse de hukuki ve siyasi olarak bu inkar sürdürülmek isteniyor. Raporda Kürt varlığından ve sorunundan söz edilmemesi bu nedenledir. Dolayısıyla da Kürt ve Türk kardeşliğinden söz edilmesinin bir toplumsal, kültürel, siyasi ve hukuki değeri olmamaktadır.

Kürt sorunu dememek için ısrarla terör sorunu denmektedir. Terör sorununun kalıcı çözümünün demokratikleşme ile olacağı da belirtilmektedir. Aslında raporda çatışmaların Kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklandığı kabul edilmektedir. Şimdiye kadar soruna güvenlikçi anlayışla yaklaşıldığı da ortaya konulmaktadır. Bu yaklaşımla sorunun çözülemeyeceği belirtilmektedir. Böylece Kürt sorununun toplumsal, kültürel ve siyasi yanlarına bakılmadığı itiraf edilmiş olmaktadır. Bu da Kürt varlığının kabul edilmemesi ve sorunların çözüme kavuşturulmamasını ifade etmektedir. Raporda Kürt varlığı ve sorunundan söz edilmeyerek, her şey terörizm parantezine sıkıştırılarak eski anlayış ve politika devam ettirilmektedir.

”Hareketimizin terörizimle damgalanmasını kabul etmiyoruz”

Öte yandan 100 yıldır süren Kürt sorunu, Kürt halkının itirazları, direnişleri ve mücadelesi dış güçlere bağlanıyor. Özgürlük Hareketimiz, halkımızın özgücüne dayanarak ve zorluklar karşısında fedaice direnerek 52 yıldır mücadele etmektedir. Türk devleti ise on yıllardır jeopolitik konumunu, NATO üyesi olmasını kullanıp dış güçlerin desteğini alarak Özgürlük Hareketimize karşı saldırı yürütmektedir. Rêber Apo; ABD, İsrail ve İngiltere’nin başını çektiği bir komplo ile Türkiye’ye teslim edilmiştir. Eğer halkımıza ve özgüce dayalı olmasaydı, özgürlük mücadelemiz 52 yıl sürmezdi. Aslında Türk devleti dış güçlere dayanarak, dış güçlerin politikasına endekslenerek ve 1000 yıllık Türk-Kürt ittifakının aleyhine bir politika yürüterek sorunların ağırlaşmasını sağlamıştır. Bu açıdan özgürlük mücadelemizin dış güçlere dayandığı söylemi klasik karalama ve özel savaş propagandası dışında bir anlam taşımamaktadır.

Özcesi, raporda sık sık dile getirilen terörizm kavramı, raporun ruhunu sakatlamakta ve sorunların esas nedenlerini gizleyen bir durum yaratmaktadır. Savaşın yarattığı olumsuzlukları ortaya koymak ayrı bir konudur. Ancak komisyonun üzerinde durduğu konu, Kürtlerin varlığının ve temel haklarının tanınmaması sonucu ortaya çıkan sorunlardır. Türkiye’nin temel sorunu Kürt sorunu ve buna bağlı demokratikleşme konusudur. Sorunu böyle ele aldığımızda çözümleri bulmak da kolaylaşır. Bu açıdan sorunların çözümünü kolaylaştıran üslup, yöntem ve tarz üzerinde durmak önemlidir.

”Özgür demokratik siyasi mücadele yapılabilecek mi?”

Raporda üzerinde durulan bir konu da, silahların bırakılması ve Türkiye’ye dönüş olmuştur. Rêber Apo, demokratik siyaset yapma iradesini ortaya koymuştur. Bundan sonraki siyasi hayatımızın ve mücadele stratejimizin, demokratik siyaset temelinde olacağını söylüyoruz. Bu açıdan silahların bırakılması demokratik siyaset yapma özgürlüğü temelinde ele alınmıştır. Rêber Apo da, siyasi hayatını demokratik siyaset yürüterek sürdürmek istediğini vurgulamıştır. Türkiye’de doğru tartışılmayan ve komisyon raporunda doğru ortaya konulmayan bir konu da budur.

Bizler herhangi birey değiliz. Silah kuşanmış gerillalar da eve dönmeyi düşünen bireyler değildir. Silahları bırakın eve dönün, demek onur kırıcı bir yaklaşımdır. Silahlar bırakılacak ama ondan sonra ne olacaktır? Rêber Apo’nun ortaya koyduğu bir paradigma, demokratik siyaset ve demokratik entegrasyon anlayışı, bunun örgütlenme modeli ve çalışma tarzı vardır. Bu temelde özgür demokratik siyasi mücadele yapılabilecek midir? Yoksa şu andaki Türkiye gibi demokratik siyaset yapan ve Kürt sorununun çözümü için demokratik mücadele edenlerin suçlu görülüp cezaevine atılacağı bir siyasal ortama niye gidilsin? Dolayısıyla silahların tümden bırakılıp Türkiye’ye dönülmesi, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü temelinde engelsiz demokratik siyaset yapılmasının güvenceye alınması ve demokratik entegrasyonla Kürt sorunun çözümünün gerçekleşeceğinin ortaya konulmasıyla mümkün olur.

Özgürlük Hareketimizin tümden tasfiyesini hedefleyen demokratik siyaset özgürlüğünün olmadığı bir siyasi ortamı dayatmak, eski zihniyetin devamı olmaktadır. Bu açıdan Kürt sorununun çözümünün demokratik entegrasyonla sağlanmasını içeren demokratikleşme adımlarının atılması önemli olmaktadır. Sorunu yaratan etkenler ortadan kalkmadan silahları bırakın gelin demenin bir anlamı yoktur. Eğer özgürce demokratik siyaset yapmaya bir çağrı varsa komisyon raporunda dile getirilen yasalardaki değişikliklerin gecikmeden yerine getirilmesi önemli olmaktadır. Bizler partiyi feshettik, silahlı mücadeleyi bıraktık, bunun gereklerini yerine getirdik. Şimdi de devletin bu süreci ilerletecek siyasi ve hukuki gereklilikleri yerine getirmesi gerekmektedir.

”Rêber Apo özgür olmalıdır”

Biz 12. Kongreyi yapıp fesih kararı alarak silahlı mücadeleyi durdururken, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nda dile getirilenlerin pratikleşmesinin ancak Rêber Apo tarafından yapılabileceğini vurguladık. Eğer 27 Şubat çağrısı üzerinden bir yıl geçmesine rağmen fazla ilerleme olmadıysa, bunun nedeni Rêber Apo’nun özgür çalışır koşullara sahip olmamasıdır. Meclis komisyonunun rapor hazırladığı konunun esas muhatabı, Rêber Apo’dur. Zaten devlet, söylem ve açıklamalarıyla bunu kabul etmiştir.

Bu açıdan 27 Şubat çağrısında belirtilenlerin tümüyle ve sağlıklı bir biçimde gerçekleşmesi için Rêber Apo özgür olmalıdır. Bunun için de, devlet fiili olarak kabul ettiği muhataplığı resmi olarak kabul etmeli ve Rêber Apo’nun rolünü yerine getirmesi için özgür çalışır koşullara sahip olmasını sağlamalıdır. Bu yapılmadığı taktirde, devletin çözüm politikası konusunda inandırıcılığı ve ciddiyeti sorgulanır. Eğer Türkiye tüm sorunlarından kurtulup Türk-Kürt kardeşliği temelinde Ortadoğu’da demokratik temelde yükselen bir güç olma konusunda ciddi ve kararlıysa, o zaman Rêber Apo’yu açıktan muhatap almalı, Rêber Apo’nun herkesle görüşme ve konuşma imkanını sağlamalıdır.

 

/Kaynak: ANF/

İlginizi Çekebilir

Ji Hezroyê heta Koreyê: Şerê Sar û Çîroka Apê Husên a di Nav Pelên Dîrokê de
Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi: 180’den fazla IŞİD’liyi geri alacağız

Öne Çıkanlar