Kenan Azizoğlu: Acının Dilinden

Genel

‘’Hafif acılar konuşabilir ama derin acılar dilsizdir.’’

– Seneca-

Bazı duygular vardır, adını anmadan da anlaşılır.

Sokakta yürürken sessizce ağlayan bir gözde, yüzüne kapatılan bir kapının önünde bekleyen bir bedende ya da kahkahaların ortasında donup kalan bir bakışta hissedersin onu.

Adı yoktur belki ama varlığı çoktan içine sinmiştir.

Ve o zaman anlarsın…

Ben acıyım…

Her zaman çığlıkla gelmem.

Bazen sustuğunda başlarım.

Söz bittiğinde, ben konuşurum.

Fark edilmem, ta ki içini kanatana kadar.

Çünkü bazı acılar konuşmaz; kanatır.

Bazen bir annenin evladını toprağa verdiği gündeyim, bazen bir çocuğun teneffüslerde yalnız bırakılışında.

Victor Hugo’nun dediği gibi, “Acı, ruhun karanlık gecesidir.”

Ben o gecede yönünü kaybedenim.

Görünmem ama ağır gelirim.

Kimi beni gözyaşıyla tanır, kimi öfkeyle.

Bazısı susar, bazısı haykırır.

Carl Jung, “Acı çekmeden bilinçlenme olmaz” der.

Bu yüzden sadece yaralamam; büyütürüm de.

Seni senden geçirerek yeniden inşa ederim.

Çünkü ben değiştiririm.

Ben sadece bireysel değilim; sosyal bir dilim aynı zamanda.

Bir yaşlının aranmayan telefonlarında, bir öğrencinin yok sayılışında, bir kadının toplum tarafından “fazla” görülmesinde dolaşırım.

Toplumun susarak kurduğu adaletsiz düzende kendime sessiz bir yer bulurum.

Žizek der ki: “İnsanlar acıyı bastırdıkça toplum onu normalleştirir.”

Ve bu normalleşme beni sıradanlaştırmaz; daha da derinleştirir.

Çünkü ben sadece kalpte değil, susturulan bir hayatta da varım.

 

Görünmez duvarların arasında dolaşırım.

İnsanlar arasında örülmüş sessizliklerde yaşarım.

Toplumsal belleğin, dışlanmışlığın, unutulmuşluğun içindeyim.

Beni unutmak isteyenler olur.

Ama ben kendimi unutturmadan hatırlatırım.

Oğuz Atay’ın dediği gibi: “Beni hemen anlamalısın. Çünkü ben hiçbir zaman kendimi uzun uzun anlatamam.”

Ben de öyleyim…

Anlatmam, hissettiririm.

 

Bazen Ahmet Kaya’nın şarkılarında yankılanırım, ‘ Acı çekmek özgürlükse, özgürüz ikimiz de’. 

Bazen Fadıl Öztürk’ün şiirlerine sızarım, ‘Esmer bir acı,  Kıtasını yitirmiş bir çığlık olurum.’  

Ve bazen de gecenin bir yarısında kırık bir nefes gibi çöküveririm üstüne geçip gitmiş zamanın…

 

Ama her gelişim bir dönüşüm taşır.

Nietzsche der ki: “Beni öldürmeyen şey güçlendirir.”

Çünkü ben seni kırarak değil, çatlatıp içinden yeni bir “sen” çıkararak var olurum.

 

Beni yok sayamazsın.

Saklarsan büyürüm.

Üstünü örtersen, gece uykularına sızarım.

Ben yüzleşmek isterim.

Tanındıkça hafiflerim.

Sustum diye yok olmam; sessizliğimle konuşurum.

 

Zamanla da sınanırım.

Bazen anlıktır, bazen yıllara yayılırım.

Bir fotoğrafta, bir kokuda, bir şarkıda yeniden doğarım.

Gittiğini sandığında yeniden hatırlatırım kendimi.

Çünkü ben iz bırakırım.

Görünmesem de oradayım. Derindeyim.

 

Ve unutma:

Ben çoğu zaman sevginin gölgesinden doğarım.

Ne kadar çok sevmişsen, o kadar çok hissedersin beni.

Bu yüzden benden korkma.

Ben geldiğimde, senin ne kadar insan olduğunu hatırlatırım.

 

Ben yıkmak için değil, uyandırmak için gelirim.

İçine baktığında beni bulursun.

Ve o an, kendinle tanışırsın.

 

Unutma:

“Kendini acıdan koruyarak yaşamaya çalışmak, kendini yaşamdan korumaktır aslında.”

Çünkü ben olmadan sevgi eksik kalır.

Ben olmadan güç, sadece kabuk olur.

Benimle yürümeyi öğrenen, kendine doğru yürür.

Ben senin kırıldığın yerdeki en sahici halinim. 

Ben acıyım…

 

İlginizi Çekebilir

Macron: İran’da güç kullanarak rejim değişikliği yapmak stratejik hata olacak
Neçirvan Barzani, İran Dışişleri Bakanı Erakçı ile görüştü

Öne Çıkanlar