Kenan Azizoğlu: Bir Posta Kutusundan Barışa: Bonn Günlüğü

Yazarlar

Bonn yolunda dostlardan oluşan dört kişilik küçük bir kafileydik; arabada en çok dönen cümle,

“QAD’ın adresi posta kutusu çıktı… Peki konferans nerede?”

Bu soru rüzgârla birlikte camlara çarpıp geri dönüyor, bir süre sonra hafif bir tebessüme dönüşüyordu.

Bazı şeyler, daha başlamadan hikâye vadeder.

Mekân: Posta Kutusu Kadar Mütevazı, İçerik Kadar Yoğun

Kapıdan içeri adım attığımız anda anlaşıldı ki adres mühim değilmiş.

Mekânın kendi sesi vardı; insanı içeri çağıran, “Burada sözün yeri var” diyen bir ses.

Birçok dilde hazırlanmış dosyalar, düzenli sıralanmış kalemler, küçük soru kâğıtları…

Kulaklıklardan simultane çeviri akıyor; her koltuktaki mikrofon düğmesi dokununca bütün salonun nefesi size dönüyordu.

Kimi kurumların koskoca binalarında bile bulunmayan özenin bir posta kutusunda saklı olabileceğini o gün öğrendik.

Açılış: Sessiz Bir Kararlılığın Girişi

QAD adına Zülküf Kurt açılışı yaptı.

Sesinde yüksek tonda olmayan ama sabit duran bir kararlılık vardı; uzun süren fırtınalardan arta kalan sağlamlık gibi.

Dr. Dilek Kurban, hukukun yokluğuna değil, bıraktığı derin boşluğa dikkat çekti.

Süleyman Demirtaş’ın “Yürümek zorundayız,” cümlesi ise yola çıkmanın ağırlığını sakince omzumuza bıraktı.

Bazen en kısa cümleler, en uzun yolların başlangıcı olur.

Mesajlar: Kapalı Zarf Gibi Açılan Sözler

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan gönderdiği mesajı okunacağı duyurulduğunda salonun üzerindeki hava değişti.

Bir sessizlik indi ama ona sessizlik demek haksızlık olur; daha çok bir “dinlenmek mecburiyeti” gibiydi.

Öcalan’ın sözleri, ”hukukun yeniden inşası, keyfiliklerin sona ermesi…” üzerineydi ki bu sadece bir cümle değil; herkesin masasına konmuş görünmez bir yük gibiydi.

Demirtaş ve Mızraklı:

Edirne’de tutuklu Kürt siyasetçiler Selahattin Demirtaş ve Selçuk Mızraklı’nın gönderdiği mesajdaki,  “Silahların devre dışı kalacağı gün yakın; esas süreç müzakereyle başlayacak.” sözleri bir temenni değil, aslında bir hazırlık çağrısıydı.

DEM Parti Eş Genel Başkanları da, “Barış tanınmayla, adaletle, ortak akılla kurulur” mesajını verdiler.

Barışın bir iktidar lütfu değil, toplumsal bir cesaret işi olduğunu sakin ama doğrudan vurguladılar.

Her mesaj, kimsenin açıp tamamen cevaplayamadığı ama bir kenara da atamadığı zarflar gibiydi.

Dr. Naif Bezwan ile Soru-Cevap: Salonun Nabzı

Bezwan, akademisyen ciddiyeti ile gazeteci çevikliğini bir arada taşıdı. Her soruyu, cevabın önünü açacak bir yumuşaklıkla yönlendirdi.

Ayşegül Doğan’ın berraklığı ve rahat tavrı, salonda kim varsa hepsini daha dikkatli dinlemeye çağırdı.

Her sözü, bir noktayı uzaklardan çekip yakına getiriyordu.

Hamit Bozarslan: Kant’tan Ubeydullah’a, Tarihten Yarına

Bozarslan kürsüye geçtiğinde salon düzeldi; zamanın bile koltuğuna oturduğunu hissettiren bir sessizlik çöktü.

“Kürt meselesi bir terör meselesi değildir. Kürt hareketinin amacı özne olmaktır.” dedi.

Kant’a uzandı ve “Evrensel hukuk, ancak kolektif öznenin mümkün olduğu yerde gerçekten vardır. Adalet yoksa özgürlük sadece süslü bir sözcüktür.” sözünü anımsattı. 

Ardından Şeyh Ubeydullah’ı çağırdı salona: “19. yüzyılda baskıların ortasında özneleşmeye çalışan Ubeydullah’ın hikâyesi bugün başka bir çağda, başka bir düzlemde yeniden yazılıyor.”

Ve o cümle:

“Otoriterliğin yükseldiği çağda eşit ve ortak yaşam talebi, bugünün en radikal eylemidir.”

Bazı sözler not defterine değil, insanın iç çeperine yazılır. Bozarslan’ın konuşması tam oraya yazıldı.

Notlar ve İzler

Mithat Sancar, “Silaha koşulan bir çağda silahtan uzaklaşmayı hedeflemek devrimci bir adımdır.” ifadesini kullandı.

Sancar’ın sözleri sert değildi; bilgelik sertliğe ihtiyaç duymaz zaten.

Ertuğrul Kürkçü:, “Öcalan üzerine düşeni yaptı; şimdi DEM’in bileşenlerini uyandırmak gerek.” dedi.

Selahattin Soro, “Halk ne hissediyor?” diye sorarak siyasetin halkın üzerindeki gölgesini kaldırdı.

Ve salonu kısa bir anlığına durduran o soruyu yöneltti: “Kürtlerin Mandela’sı belli; Türklerin De Klerk’i kim olacak?”

Dr. Özgür Sevgi Göral, adalet ve hafızanın barış sürecinin iskeleti olduğunu hatırlattı.

Güley Kılıç, kadın emeğinin görünmezliğini değil, belirleyiciliğini anlattı.

Dr. Yahya Madra, “Ekonomi barışı bekler; barış olmadan güvenli gelecek olmaz.” ifadesini kullandı.

Hans-Lukas Kieser, tarihle bugünü birbirine usulca bağladı.

 Şehbal Şenyurt, vakit yokluğundan konuşmasını teşekkürle sınırlandırdı.

Elbette her katılımcı burada aktardığımdan çok daha geniş ve değerli görüşler dile getirdi.

Birçok kurum temsilcisi de kendi kurumlarının perspektifini sundu.

Kulisler: Sözlerin Arasında Gezen İnsan Halleri

Konferansın bazı anları ve araları başlı başına bir sahneydi. Konferans sürerken kendi aralarında konuşanlar, dinlemek yerine mesajlaşanlar, bir de üstüne uzaktan el işaretiyle “Mesaja bak,” diyenler…

Konuşmasını ekranda defalarca izleyip kendi kendine onay verenler…

Her koşulda kendinden çok memnun olanlar ve her koşulda memnuniyetsizliğini göstermekten vazgeçmeyenler…

Soru sormak yerine görüşlerini salona zorla dinlettirenler; konferansın çerçevesi bu kadar net çizilmişken “Eee biz niye yokuz?” diyenler…

Görüş belirtmeye niyetlenip on dakikalık bildiri okuyanlar…

Konferansı dinlemekten çok salonu süzenler, kılık kıyafet ayarı yapanlar, bir lokmayı mideye indirirken yarım ağızla

“Aç kaldık ya…” diyenler…

Sorduğu soruyu akıl süzgecinden geçirmeyi unutanlar…

Yanınıza gelip “İyiymişsin, hasta değilmişsin ya,” diyen ama ses tonuyla neredeyse biraz daha hasta olmanızı arzulayanlar.

Neşeli, coşkulu, düşünceli, yorgun, asık suratlı yüzler…

Uzun zamandır görmediğimiz arkadaşlar…

Her zaman güler yüzü ve sıcaklığıyla Dr. Rojvan Bilgin…

Ağır abilerden Günay Aslan ve Cahit Mervan mazeretleri nedeniyle konferansta yoktular.

Salonda adları dolaştıkça kendimi bir anda onların basın sözcüsü gibi cevap yetiştirirken buldum kendimi.

Kapanış: Posta Kutusunun Taşıdığı Işık

Konferans bittiğinde Bonn’daki bir evde buluştuk; misafirin misafiri olarak girdiğimiz bir evdi bu, ama dost sahibi olarak çıktık.

Münih’ten, Berlin’den gelen dostlar kalabalığı değil, kalbi ısıttı.

Ve günün sonunda anladık ki:

Yer dediğin duvarla ölçülmez.

Bazen bir posta kutusu bile tartışmaların, hafızanın ve umudun ağırlığını bir binadan daha geniş taşıyabilir.

Qad’ın düzenlediği Konferans yalnızca başarılı değildi; politik olarak derin, entelektüel olarak sağlam, toplumsal olarak cesur bir yüzleşme alanıydı.

 O gün, sözler kadar barış ihtimalinin kendisi de nefes aldı.

 

 

İlginizi Çekebilir

Almanya: Ukrayna tek taraflı toprak tavizleri vermeye zorlanmamalı
Şengal’de Ezidi Kürtlere ait yeni toplu mezar tespit edildi

Öne Çıkanlar