Uluslarası IŞİD Karşıtı Koalisyonun eski sözcüsü Albay Myles Canggis, SDG’nin Fırat’ın batısından çekilmesinin doğru bir karar olduğunu belirtti ve ”çatışma olmadığında tüm Suriye kazanır” dedi.

Ronî Riha
Halep’teki iki Kürt mahallesine yönelik Türkiye destekli ve Şam rejimine bağlı silahlı grupların saldırılarının ardından, son günlerde Fırat’ın batısında tansiyon hızla yükselmişti. Der Hafir ve çevresinde, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Türkiye’nin desteklediği Şam rejimi güçleri arasında geniş çaplı bir çatışmanın eşiğine gelinmişti. Sahadan gelen bilgiler, karşılıklı askeri yığınakların arttığını ve bölgenin yeni bir savaş alanına dönüşme riskinin büyüdüğünü ortaya koyuyordu.
Ve yer yer karşılıklı cephelerde çatışma haberleri ve görüntüleri geliyordu.
Bu atmosferde, 16 Ocak akşamı SDG Genel Komutanı General Mazlum Kobani’nin X hesabı üzerinden yaptığı açıklama, dengeleri değiştirdi. Kobani, Halep’in doğusundaki temas noktalarından SDG güçlerinin çekileceğini duyurdu. Açıklama, sahada olası bir büyük çatışmayı önleyen kritik bir dönemeç olarak yorumlandı.
Bu kararın hemen ardından, sahayı ve sahadaki güç dengelerini yakından tanıyan emekli ABD Ordusu albayı ve IŞİD ile Mücadele Küresel Koalisyonu’nun Irak ve Suriye eski sözcüsü Myles B. Caggins III’ten, Nûpel için son gelişmelere dair değerlendirme istedim. Kendisine şu soruyu yönelttim:
SDG güçleri Der Hafir’den çekilme kararı aldı. Güçlerin Fırat’ın batısından çekileceği ve doğusuna konuşlandırılacağını açıkladı. Bunu siz nasıl değerlendiriyorsunuz? SDG’nin çekilmesi bir kayıp mı, bir kazanç mı; nedir yorumunuz?
IŞİD ile Mücadele Küresel Koalisyonu’nun Irak ve Suriye eski sözcüsünün yanıtı, sahadaki askeri hamlelerin ötesine geçen, siyasi ve toplumsal boyutları da içeren bir çerçeve sundu.
Emekli albay, çekilme kararını bir “geri adım”dan ziyade, çatışmayı önlemeye dönük stratejik ve pragmatik bir tercih olarak değerlendirdi. Caggins, SDG liderliği ile Şam’daki geçiş yönetimi arasında kurulan diyalog ve karşılıklı saygının, ABD’nin yapıcı rolüyle birleştiğine dikkat çekti.
Caggins’in Nûpel’e yaptığı değerlendirme şu şekilde:
“Hem General Mazlum hem de Başkan Şara liderlik ve pragmatizm sergilediler; çatışma olmadığında tüm Suriye halkı kazanır.
Maalesef, Suriye dışındaki pek çok kesimden yükselen sesler, Suriye Geçiş Hükümeti güçlerinin SDG’ye saldırması için yaygara koparıyor ve bunu arzuluyor. Neyse ki, General Mazlum ve Başkan El Şara ,çatışmanın tehlikelerini bilen iki asker arasındaki karşılıklı saygı, ABD’nin yapıcı teşvikiyle birleşerek; SDG’nin Fırat’ın doğusuna, yani 2019’da halkı IŞİD’den kurtardığı bölgelere çekilmesi yönündeki bilgece kararla sonuçlandı.
“Suriye’nin kuzeydoğusunda, her dini ve etnik kökenden insan birbiriyle uyum içinde yaşıyor; kadınlara saygı gösteriliyor ve liderlik rollerinde yer alıyorlar, Kuzeydoğu Suriye’ye sık sık seyahat ediyorum ve buna kendi gözlerimle şahit oldum. Kuzeydoğudaki bu bir arada yaşam örneği, Başkan Şara’nın bugün imzaladığı güçlü video açıklaması ve kararname ile şimdiden örtüşmektedir; etnik grupların barışçıl topluluğuna karşı çıkan her kimse, Başkan Şara’nın sözlerine de karşı çıkmış sayılır.
Önümüzdeki haftalarda Suriye hakkındaki haberler; çatışmalar ve suçlama oyunlarından, ekonomik kalkınma, dış yatırımlar ve uzun vadeli toplumsal inşa hakkındaki önemli duyurulara evrilecektir.
Başkan Trump ve güvenilir Büyükelçisi Tom Barrack, Suriye’de barış ve refaha odaklanmış durumdalar; Suriye’nin komşularının ülke içine saldırmasını engelleyen ABD nüfuzundan tüm Suriye halkı yararlanıyor. Başkan Trump’ın dediği gibi: ‘Suriye’ye bir şans verin..’’
SDG’nin Der Hafir kararı sahada dengeleri nasıl değiştirdi?
Caggins’in sözleri, SDG’nin Fırat’ın batısından çekilmesini “kazananı ve kaybedeni olan” klasik bir askeri tablo yerine, daha geniş bir siyasi ve toplumsal bağlama oturtuyor. Ona göre asıl kazanç, çatışmanın önlenmesi ve Suriye’nin yeni bir iç savaş cephesine sürüklenmemesi.
Özellikle Rojava ve Kuzeydoğu Suriye’de oluşan çok etnisiteli ve çok inançlı yaşam modeline yaptığı vurgu, SDG’nin geri çekilme kararının yalnızca askeri değil, aynı zamanda bu modelin korunmasına yönelik geleceğe dair stratejik bir tercih olduğunu gösteriyor.

Der Hafir’den çekilme kararı “kim kazandı, kim kaybetti” sorusundan çok, “yeni bir savaş nasıl önlendi” sorusunu öne çıkarıyor. Sahada silahların susması, en azından şimdilik, Kürt halkı, Suriye halkı için en somut kazanım olarak görulüyor.
Önümüzdeki günlerde gözler, Caggins’in işaret ettiği gibi, çatışma haberlerinden ziyade ekonomik ve siyasi gelişmelere çevrilecek mi, yoksa sahadaki kırılgan denge yeniden mi kırılacak, bunu önümüzdeki günler gösterecek.









