Kürt Göçmene İsviçre işkencesi 

Eşi ve iki kızının hasta olduğunu, İsviçre’de tedavilerinin düzenli yapıldığını, kendisinin ise sürekli tehdit edildiğini ve Türkiye’ye dönmesi durumunda tutuklanacağını belirten Sekvan Üren’ün başına gelenler sığınma hakkının nasıl pervasızca ayaklar altına alındığını ve ayrıca polisin Avrupa’da da kendini yasaların üzerinde konumlandırdığını gösteriyor.

Erdoğan Zamur / Zürich

Göçmenlik, bireylerin ya da toplulukların kalıcı ya da uzun süreli olarak yaşadıkları yerden başka bir coğrafi bölgeye taşınmalarıdır. Göçmenlik olgusu, sadece bireysel düzeyde değil, aynı zamanda toplumsal, kültürel ve ekonomik düzeylerde de önemli etkiler yaratmaktadır. Göç, sadece bireysel bir tercih değil, aynı zamanda yapısal koşulların bir sonucudur.

Göçmenlik kavramı çerçevesinde mülteci, sığınmacı ve zorunlu göçmen gibi alt kavramlar da önem taşımaktadır. Bu kategoriler, göçün niteliğini ve hukuki statüsünü belirlemede kullanılmakta ve göçmenlerin hakları üzerinde doğrudan etkili olmaktadır.

Sonuç olarak, göçmenlik; çok boyutlu, dinamik ve küresel etkileri olan bir olgudur. Hem göç veren hem de göç alan ülkeler için sosyal politikaların, entegrasyon stratejilerinin ve insan haklarına dayalı yaklaşımların geliştirilmesi gereklidir. 

Dünyada, demokrasisi ile övünen İsviçre bugün yaşanan olayı duyunca demokrasi kavramının ne kadar içi boş bir kavram olduğunu düşündüm.

Bu sabah İsviçre polisi saat 05.30 sıralarında İsviçre’nin Graubüden Kantonuna bağlı Untervaz kentindeki mülteci kampında bulunan Sekvan Üren eşi Özlem(32) kızları Hazal Eflin(11), Eslem Lina(7), Ayşe Gül(6) ve İkra Nur(4) evine baskın düzenledi.

Yaptığı iltica başvurusunun ret edildiğini ve İsviçre’yi hemen terk etmesi gerektiğini ve gönüllü olarak gitmemesi durumunda zorla sınırdışı edileceği ifade edildi. Anne Özlem ve iki kızının psikolojik sorunları olmasına ve tedavilerinin sürdürüldüğüne dikkati çeken baba Üren yaşananlara dair bize şunları söyledi.

“Bu sabah saat 5 buçuk gibi biz uyurken bir grup polis eve geldi. Bize mahkeme kararı olduğunu gönüllü olarak İsviçreyi terk etmemiz gerektiğini söylediler. Benim eşimin ve iki kızımın psikolojik sorunları var. Raporlarıda mevcut. Ben cezaevine girme durumumun olduğunu belirterek gitmeyeceğimi söyledim. Eğer istiyorlarsa burada cezaevine atabileceklerini söyledim. Eşimde tepki gösterince çocukları bir odaya, beni başka bir odaya, eşimi de mutfağa kapattılar. Eşim tepki gösterdiği için ellerini kelepçelediler. Eşime zorla bir hap vermişlerdi ama eşim ağzında çıkarıp atmıştı. Polis bizim eşyalarımızı zorla çanta ve bavullara yerleştirip benim elimi de kelepçeleyerek arabaya bindirdi…” 

Zürich’deki Türkiye konsolosluğuna götürüldüklerini belirten baba Üren kendilerinin hiç arabada inmediklerini buna rağmen evraklarını konsoloslukta yapıldığına vurgu yaptı. Konsolosluktan sonra Zürich havaalanına götürüldüklerini avukatlarının  ve yakınlarının  aramasına dahi izin verilmediğini dile getirerek “Bizi havaalanına getirdiler. Ben avukatımı aramak istediğimi söyledim. Bana önce izin vermediler. Sonra saat 12.30’dan sonra avukatımı arayabileceğimi söylediler. Tabi bunun bir oyun olduğunu uçağa bindirildiğimizde anladık. Uçağa bindirildiğimizde ben bağırarak beni zorla bu uçağa bindirildiğimi dile getirdim. Uçağın pilotu geldi ben Türkçe derdimi anlattım. Onlar zorla kimseyi götürmeyeceklerini belirterek polislerin ve bizim uçaktan inmemizi söylediler. Polis arkadaş benim boynumu sıkarak konuşmamı engellemeye çalıştı. Pilotlar bizden yana olunca zorunlu olarak bizi indirdiler” dedi.

Uçaktan indirildikten sonra tekrardan gözaltı merkezine götürüldüğünü eğer kendi rızanızla dönerseniz size para vereceğiz dedi. Ben de onlara eğer Türkiye’ye dönersek cezaevine girme durumuyla belirten baba Üren “Eşimi ve çocukları bende ayırdılar. Bana mahkemeye çıkarılacağımı söylediler. Beni arabaya koyup yola . Çıktık. Yolda onlara bir telefon geldi. Ne konuştuklarını tam anlamadı ama sonra Chur yolunda çocuklarımın olduğu arabaya geldiler. Bizi getirip kampın önünde bıraktılar. Orada bulunan sivil görevlilerden biri bana karşı karşıya kalacağımı söyledim” dedi.

Eşi ve iki kızının hasta olduğunu, İsviçre’de tedavilerinin düzenli yapıldığını, kendisinin ise sürekli tehdit edildiğini, Türkiye’ye dönmesi durumunda cezaevine girme durumuyla karşı karşıya kalacağını belirten baba Üren “Burada çocuklarım tedavi oluyor. Biz keyfimizde buraya gelmedik. Ben çocukluğumdan beri sürekli baskılarla karşı karşıya kalmış biriyim. İltica başvurum ret edildiğinde ben itiraz ettim. Bu itirazım dikkate dahi alınmadan terk kararı verildi. Bir an önce bu yanlışta dönülmesini istiyorum.” ifadelerini kullandı.

Sekvan Üren Kimdir?

Sekvan Üren, 1982 yılında Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Gündoğdu köyünde 8 kardeşten biri olarak dünyaya geldi. İlkokulu Eruh’da tamamladı. Büyük kardeşinin gerillaya katılması aileyi devletin hedefi yapar. 1992 yılında önce Cizre’ye baskıların sürmesi üzerine iki ay sonra Mersin’e taşınırlar. Sekvan ortaokul ve liseyi Mersin’de tamamlar. 2002 yılında tekrardan Eruh’a döner ve abisiyle birlikte berber dükkanı işletirler. Sekvan Üren’in hayatı Mersin ile Eruh arasında gidiş gelişlerden geçer. 2012 yılında Şırnak’a yerleşir ve bir dükkan açar.

2013 yılında evlenir. 2014’de başlayan özyönetim direnişleri esnasında onların dükkanı da devlet güçleri tarafında yerle bir edilir. Sırasıyla önce Uludere’ye sonra Cizreye en son 2021 yılında Mersin’e taşınır. Devletin baskısı hiç bitmez. 2022 yılında yurtdışına çıkmaya karar verir ve İsviçre’ye gelip iltica başvurusunda bulunur. İki yıl sonra önce ret kısa bir süre sonra tek kararı verilir. Halen İsviçre’de mülteci kampında 4 kızı ve eşiyle yaşıyor.

İlginizi Çekebilir

New York’ta göçmenlere destek protestolarında 80 kişi gözaltına alındı
ABD, laboratuvarda üretilen somon etine onay verdi

Öne Çıkanlar