ABD’nin Lübnan’a yaptığı baskılar sonucunda hükümet, ülkedeki tüm silahlı varlığın devlet tekeline alınmasını onayladı. Kararın ardından Lübnan halkı birçok kentte sokağa çıktı.
ABD’nin “ateşkesi genişletme ve ülkeyi istikrara kavuşturma” bahanesiyle Lübnan’a yaptığı baskılar dün sonuç verdi ve hükümet, Hizbullah da dahil olmak üzere tüm devlet dışı silahlı varlığın sona erdirilmesine yönelik planı onayladı.
Ülkedeki tüm silahlı varlığın devlet tekeline alınması ve grupların elindeki silahların toplanmasına yönelik kararın 2025 yılı sonuna kadar uygulamaya geçeceği belirtildi.
Ancak Hizbullah, İsrail’in saldırıları ve işgali son bulana kadar silah bırakmayacağını açıklamıştı. Lübnan’ın en güçlü silahlı yapısı olan Hizbullah’ın zor kullanılarak silahsızlandırılmaya çalışılması, ülkenin yeniden iç savaşa sürüklenme ihtimalini gündeme getiriyor.
Kararın ardından çok sayıda kişi Beyrut, Güney Lübnan ve Doğu Bekaa bölgesinin de aralarında bulunduğu çeşitli yerlerde protestolar düzenledi.
ABD’nin ‘önerisi’ kabul edildi, silahsızlandırma kararı onaylandı
Lübnan’ın yeni yönetimi, yetkilerini ülkenin tüm topraklarına yayma sözü verse de, şimdiye kadar Hizbullah’a karşı harekete geçmekten kaçındı. Fakat son aylarda ABD ve Lübnan, silahsızlanma yol haritası üzerinde görüşmeler yürütmeye başladı.
ABD, Lübnan ile İsrail arasında varılan ancak İsrail tarafından defalarca delinen ateşkes anlaşmasını “genişletme ve istikrara kavuşturma” bahanesiyle başta Hizbullah olmak üzere tüm örgütlerin silahsızlandırılması için Lübnan’a baskı yapmaya başladı.
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 19 Haziran’da Beyrut yönetimine “ülkedeki tüm silahların yalnızca devletin denetiminde toplanmasını öncelikli hedef olarak belirleyen” ABD önerisini sundu.
Öneri tartışmalara neden olurken, Hizbullah ise İsrail hava saldırılarını sonlandırıp Lübnan’ın güneyinden çekilene kadar silahsızlanmayacaklarını ve İsrail’e karşı koymaktan vazgeçmeyeceklerini bildirdi.
Bu yaşananların ardından Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn liderliğindeki Bakanlar Kurulu, dün bir araya geldi. Toplantının ardından yapılan açıklamada Hizbullah dahil olmak üzere Lübnan topraklarındaki tüm silahlı varlığın sona erdirilmesi konusunda mutabakat sağlandığı bildirildi.
ABD’nin “önerisi” kapsamında anlaşılan ilkeler arasında “İsrail’in Lübnan topraklarından çekilmesinin ve kara, hava ve deniz ihlalleri de dahil olmak üzere tüm düşmanlıkların sona erdirilmesinin sağlanması” ile İsrail ile Lübnan ve Suriye ile Lübnan arasında kalıcı bir sınır oluşturulmasının da yer aldığını aktarıldı.
Şii bakanlar toplantıyı terk etti
Öte yandan Şii bakanların, kararın onaylandığı toplantıyı terk ettiği öğrenildi.
Oylama öncesi salonu terk eden dört bakan arasında Hizbullah’ın parlamento bloğu ve Emel Parti üyeleri ile bağımsız Şii milletvekili Fadi Mekki de yer aldı.
Toplantı sonrası açıklama yapan Lübnan Enformasyon Bakanı Paul Markus, bazı bakanların yapılan tüm ikna çalışmalarına rağmen Bakanlar Kurulu görüşmelerini terk ettiğini doğruladı. Markus, söz konusu bakanların sadece toplantıdan ayrıldığını, hükümetten çekilmediğini dile getirdi.
Çalışma Bakanı Muhammed Haydar, Lübnan’daki El-Cedid televizyonuna yaptığı açıklamada, ABD önerisini onaylamadıkları için Bakanlar Kurulu toplantısından ayrıldıklarını ancak önerinin daha sonra incelenmesini istediklerini söyledi. “Bakanlar Kurulu toplantısından ayrıldık ama hükümetten çekilmedik” diyen Haydar, toplantıyı terk eden bakanlar olarak tutumlarının bir “tırmanış” olmadığını dile getirdi.
Direnişe Sadakat Bloku: Direniş ulusal savunmanın temel direği
Hizbullah’ın parlamento grubu Direnişe Sadakat Bloku ise bahse konu kararı kınayan bir açıklama yaptı.
Kararın, Washington’ın gündemiyle “şüphe uyandıracak kadar aceleci” bir uyum gösterdiği belirtildi.
Blok, hükümetin bakanlık taahhütlerini terk ettiğini ve hem Lübnan anayasasını hem de Lübnan’ın yabancı saldırılara karşı koyma ve ulusal egemenliğini koruma hakkını teyit eden Taif Anlaşması’nı baltaladığı konusunda uyarıda bulundu.
Blok, Tom Barrack tarafından hazırlanan ABD “önerisinin” onaylanmasını “Ulusal Pakt’ın açık bir ihlali” ve Lübnan’ın uzun süredir devam eden savunma doktrininin tehlikeli bir şekilde tersine çevrilmesi olarak nitelendirdi. Blok, özellikle artan bölgesel tehditler ve güvenilir uluslararası garantilerin yokluğu nedeniyle direnişin “ulusal savunmanın temel direği” olmaya devam ettiğini vurguladı.
Lübnan’ın egemenliğine, coğrafyasına ve ekonomisine yönelik tehditlerle karşı karşıya olduğu uyarısında bulunan Blok, bu durumun ülkenin yakın tarihindeki en tehlikeli aşamalardan biri olduğunu kaydetti.
Blok tarafından yapılan açıklamasında, İsrail çıkarlarına hizmet eden bir silahsızlanma gündeminin uygulanmasına karşı koymak için siyasi partileri, bağımsız siyasetçileri ve sivil toplum gruplarını bir araya getirmek için ulusal bir cephe oluşturulmasına yönelik çağrıda bulunuldu.
Direnişe Sadakat Bloku, açıklamasının sonunda Lübnan hükümetini, ülkenin savunma duruşunu zayıflatacak tüm yabancı dayatmaları reddetmeye ve tutumundan vazgeçmeye çağırdı.
Halk karara karşı sokağa çıktı
Öte yandan Lübnan halkı da ABD “önerisinin” onaylanmasına karşı birçok kentte sokağa çıktı.
Hizbullah ve Emel Hareketi taraftarları, aralarında Beyrut, Güney Lübnan ve Doğu Bekaa bölgesinin de bulunduğu çeşitli yerlerde protestolar düzenledi.
Halk, hükümetin İsrail saldırganlığına karşı ulusal savunmayı baltalayan kararın iptalini talep etti.
Göstericiler, Hizbullah’ın silahlarının elinden alınması halinde Güney Lübnan’ın İsrail’in sürekli saldırılarına karşı savunmasız kalacağı uyarısında bulundu.
Protestolar sırasında çeşitli caddelerde trafik akışı kesildi, bazı kentlerde ise motosikletli konvoylar oluşturuldu.
Protestolarda çok sayıda Hizbullah bayrağı kullanıldı.
ABD uzun süredir baskı yapıyor: Önerilen planda ne var?
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 19 Haziran’da Beyrut yönetimine “ülkedeki tüm silahların yalnızca devletin denetiminde toplanmasını öncelikli hedef olarak belirleyen” ABD önerisini sunmuştu.
Planın birinci aşaması, Beyrut hükümetinin 15 gün içinde Hizbullah’ın 31 Aralık 2025’e kadar tamamen silahsızlandırılmasını taahhüt eden bir kararname çıkarmasını gerektiriyor. Bu aşamada İsrail’in kara, hava ve deniz askeri operasyonlarını durdurması taahhüt ediliyor.
İkinci aşama, Lübnan’ın 60 gün içinde silahsızlanma planını uygulamaya başlamasını ve hükümetin “tüm silahları devletin otoritesi altına alma planını desteklemek için Lübnan ordusunu kritik bölgelere konuşlandırma planını” onaylaması gerekiyor.
İsrail’in de bu sırada Güney Lübnan’daki mevzilerden çekilmeye başlaması ve Lübnanlı tutukluları Uluslararası Kızılhaç Komitesi ile koordinasyon halinde serbest bırakması öngörülüyor. Ardından İsrail’in, kontrolündeki son iki noktadan 90 gün içinde çekilmesi ve Lübnan’da moloz temizliği ve yeniden inşaya hazırlık amacıyla altyapı onarımı için fon sağlaması planlanıyor.
ABD’nin “önerisine” göre son aşamada da Hizbullah’ın füzeleri ve insansız hava araçları da dahil olmak üzere kalan ağır silahlarının 120 gün içinde imha edilmesi gerekiyor. Ayrıca ABD, Suudi Arabistan, Fransa, Katar ve diğer “dost” ülkelerin, Lübnan ekonomisini ve yeniden inşasını desteklemek ve “ABD Başkanı Donald Trump’ın, Lübnan’ın müreffeh ve sürdürülebilir bir ülke olarak geri dönüşü vizyonunu hayata geçirmek” amacıyla bir ekonomik konferans düzenlemesi öneriliyor.
Ya Hizbullah silah bırakmazsa?
Tüm bunların yanı sıra Hizbullah güncel olarak Lübnan’ın en güçlü silahlı yapısı konumunda. Hizbullah’ın zor kullanılarak silahsızlandırılmaya çalışılması, ülkenin yeniden iç savaşa sürüklenebileceğine dair değerlendirmeleri de gündeme getiriyor. Çünkü İsrail saldırıları ve işgali son bulana kadar silah bırakmayacağını bildiren Hizbullah, zor kullanılarak silahsızlandırılamayacak kadar güçlü.
İsrail Ulusal Güvenlik Enstitüsü’nün kısa süre önce yayımladığı raporda, konuya ilişkin şu ifadelere yer verildi:
“Hizbullah’ın silahsızlanmama konusundaki ısrarı, Lübnan liderliğinin bu kararı uygulamaya koymasını son derece zorlaştıracaktır. Partiyi köşeye sıkıştırıp silah bırakmaya zorlamak, Lübnan güvenlik güçleriyle şiddetli çatışmalara, hatta iç savaşa yol açabilir; ancak Hizbullah’ın böyle bir sonucu istemediği anlaşılıyor.”
Ayrıca raporda, ABD ve İsrail’in Hizbullah’a karşı “Lübnan liderliğini desteklemesi” gerektiği, böyle bir çatışmanın Hizbullah’ı zayıflatmayacağını, aksine Lübnan devletini ayakta tutan son kurumu, Lübnan Silahlı Kuvvetleri’ni parçalayacağını çok iyi bildikleri sonucuna varılıyor.
Mezhepsel kotalar ve siyasi atamalarla çok hassas bir dengeye sahip olan Lübnan Silahlı Kuvvetleri’nin yüzde 35’inin Şii olması göz önüne alındığında, ordunun Lübnan’ın siyasi ve toplumsal dokusundan kopuk olmadığı bilinen bir gerçek.
Hizbullah’ın silah bırakmadığı ve hükümetin orduya Hizbullah’a karşı harekete geçme emri verdiği bir senaryoda, ordunun mezhepsel ve siyasi açılardan parçalara bölüneceğine dair birçok değerlendirme bulunuyor. Bahse konu değerlendirmelere gerekçe olarak, askerlerin kendi topluluklarıyla savaşmayacağı ve emirleri uygulamayacağı gösteriliyor.
Ordunun zayıflamasının Lübnan’ı dış müdahalelere açık hale getireceği ve “Hizbullah’ı etkisiz hale getirme” ya da “Sünni nüfusu korumak” gibi iddialarla başta İsrail ve HTŞ yönetimine bağlı Suriye’nin, Lübnan’a girmek için ihtiyaç duyduğu bahaneleri öne sürebilecekleri belirtiliyor.
/Kaynak: Sol Haber/







