Mecit Zapsu: BM’nin sessizliği, halkların direnişi ve Rojava gerçeği

Yazarlar

“Misilleme olsun diye IŞİD’lileri Suriye ordusuna aldım. Gözüm SDG’nin toprağında. Beni kimse görevden alamaz.” Bu sözler, 2019’da Qamişlo yolunda katledilen Kürt siyasetçi Hevrin Xelef’in katili olarak bilinen Şakra’ya ait. Bir seri katil, açıkça IŞİD’li militanları yeniden orduya kattığını ilan ediyor; üstelik bunu bir “misilleme” gerekçesiyle meşrulaştırmaya çalışıyor.

Bu itiraf, sahadaki çıplak gerçeği gözler önüne seriyor: IŞİD zihniyeti isim değiştiriyor, kıyafet değiştiriyor ama varlığını koruyor. Ve işin en vahim tarafı, bu zihniyetin temsilcileri bugün Birleşmiş Milletler’in (BM) kürsüsünde söz alıyor. BM’nin 80. oturumunda Ebu Muhammed el-Colani’nin “Suriye Devlet Başkanı” sıfatıyla konuşacak olması, yalnızca uluslararası diplomasinin değil, bizzat BM’nin bağımsızlığının da sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Bir zamanlar “terörist” listelerine alınan bir figür, bugün aynı sistemin eliyle “meşru aktör” haline getiriliyor. BM, kurulduğu günden bu yana “barış, güvenlik ve insan hakları” üçlüsünü temel ilke olarak benimsemişti. Ancak bugün geldiğimiz noktada, bu ilkeler büyük güçlerin çıkarları karşısında anlamını yitiriyor. İnsan hakları ihlalleriyle adı anılan aktörler, BM’de meşrulaştırılıyor; halkların adalet ve özgürlük talebi ise görmezden geliniyor.

Bu, yalnızca bir çelişki değil, aynı zamanda BM’nin bağımsızlık iddiasını tamamen yitirmesi demektir. IŞİD, yalnızca Ortadoğu’nun değil, tüm dünyanın güvenliği için en büyük tehditti. İşte tam da o dönemde Rojava halkı, kadın ve erkek savaşçılarıyla, özsavunma güçleriyle bu tehdidin önüne set oldu. Kobane’de, Hesekê’de, Rakka’da, dünyanın en barbar örgütüne karşı kahramanca direndiler. Binlerce genç kadın ve erkek, yalnızca Kürt halkının değil; Hristiyanların, Ezidîlerin, Arapların ve bütün insanlığın özgürlüğü için canlarını verdi.

Dünya, Rojava sayesinde IŞİD kabusundan kurtuldu. Ancak bugün aynı Rojava, yalnız, kuşatma altında ve sürekli yeni saldırı tehditleriyle yaşıyor. Ne yazık ki BM, bu halkın fedakârlığını görmezden geliyor; onların güvenliğini garanti altına almak yerine, katillerine kürsü açıyor. Dün “terörist” dedikleri, bugün “konuşmacı.” Dün IŞİD’e karşı kahraman dedikleri, bugün yalnız bırakılmış. Bu, sadece bir diplomasi oyunu değil; mazlum halklara, özellikle de Kürtlere verilmiş açık bir mesajdır: “Sizin kahramanlığınız değil, çıkarlarımız belirleyicidir.” Ama Kürt halkı, ne Şakra gibi seri katillerin tehdidiyle, ne de Colani gibi karanlık figürlerin meşruiyet oyunlarıyla teslim olur.

Çünkü Kürtler koyun değildir; tarihin her döneminde olduğu gibi, zulme karşı aslan yüreğiyle direnmiştir. BM, bugün ya halkların özgürlüğünün ve insan haklarının kurumu olmayı seçecek ya da büyük güçlerin çıkar masasında eriyip, ikiyüzlü bir diplomasi kulübüne dönüşecektir. Rojava’nın fedakârlığı ve IŞİD karşısındaki kahramanlığı, dünya halklarının hafızasında unutulmayacak.

Ama BM’nin suskunluğu ve çifte standardı da aynı hafızada kara bir leke olarak kalacaktır. Kürt bir yazarın sözleriyle bitirelim: “Şakra kitlesel katliamların faili, bir seri katil. ‘IŞİD’le birleştik’ diyenlerin ordusunda bugün tümgeneral geziyor. ‘Kürtler, gidin bunlara teslim olun’ diyenler Kürtleri kurbanlık koyun sanıyor — ama Kürtler koyun değil, aslandır.”

İlginizi Çekebilir

A. Halûk Ünal: Beyaz Sol’un küresel krizi ve özgürlükçü umudun peşinde
CHP Kurultayı: Özgür Özel yeniden genel başkan seçildi

Öne Çıkanlar