Mecit Zapsu: Cezasızlığın ontolojisi; bir ülkenin vicdanının çöküşü

Genel

Her katliamın iki faili vardır: Tetiği çeken ve adaleti susturan… İlki bedeni yok eder, ikincisi hafızayı…

10 Ekim 2015’te Ankara’da yaşananlar yalnızca bir terör saldırısı değildi; bu ülkenin adaletinin, vicdanının ve siyasal ahlakının çöküşünü simgeleyen kanlı bir dönüm noktasıydı.

Cezasızlık, sıradan bir hukuki boşluk değildir. O, toplumun adalet inancını yavaşça kemiren, suçu olağanlaştıran bir zehirdir. Bir kez kök saldığında, katil ile seyirci arasındaki çizgi silikleşir; suç ile sessizlik iç içe geçer. Adaletin sağlanmadığı yerde devlet artık tarafsız olamaz: ya failin yandaşı olur ya da suçun ortağı.

Bu topraklarda katliamlar bir döngüye mahkûm edilmiştir: Patlama, kınama, unutuş… Yargılamalar ya hiç başlamaz ya da bir tiyatro sahnesine dönüşür. Failler “meçhul” ilan edilir, dosyalar tozlu raflarda çürümeye terk edilir, kamu görevlileri “emir aldık” bahanesiyle aklanır.

Böylece adalet, vicdanın terazisi olmaktan çıkar; siyasetin kuklası hâline gelir. Nietzsche’nin sözleri bu gerçeği açıklar: “Ceza, intikam değil, bir hatırlatmadır.” Cezasızlık, yalnızca mağdurlara değil, geleceğe de ihanettir.

Çünkü cezalandırılmayan her suç, yeniden doğacağına dair bir kehanet gibidir. Eğer IŞİD hâlâ bu topraklarda farklı kılıklar altında varlığını sürdürebiliyorsa, bu yalnızca örgütün gücünden değil, devletin ona biçtiği “dokunulmazlık zırhı”ndan kaynaklanır. Susturulmuş bir yargı, suçun en sadık suç ortağıdır.

Cezasızlık, toplumun hafızasını da çürütür. İnsanlar zamanla öfkelerini unutur, adalete olan inançlarını kaybeder. En kötüsü ise, katliam istisna olmaktan çıkıp sıradanlaşır. Ölüm artık şaşırtmaz, adalet talebi utanca dönüşür.

Oysa insan, en çok da buna alışmamalıdır. Çünkü alışmak, suçu yeniden üretmektir. 10 Ekim yalnızca bir tarih değil, bir vicdanın kırılma noktasıdır. O gün yere düşen insanlar, sadece bir saldırının değil, cezasızlığın kurumsallaştığı bir düzenin kurbanlarıdır.

Bir toplum, yurttaşlarının kanı üzerine inşa edilen sessizliği kabullendiğinde, artık kendini savunamaz hâle gelir.

Cezasızlık, yalnızca hukukun değil, insanlığın da çöküşüdür. 10 Ekim’in hesabı hâlâ sorulmamışsa, bu yalnızca geçmişin değil, geleceğin de kanayan yarasıdır. Adalet geciktikçe, her yeni gün yeni bir 10 Ekim’e gebe kalır.

İlginizi Çekebilir

Almanya İHA savunmasını güçlendiriyor
Trump’a kötü haber: Nobel Barış Ödülü Maria Corina Machado’ya verildi

Öne Çıkanlar