Mecit Zapsu: Çığlık

Genel

 İnsan neden çığlık atar? Çünkü bazen kelimeler yetmez. Bazen dil, yaşanan acının ağırlığı altında kırılır. Çığlık, cümlenin bittiği yerde başlar. Akıldan değil, bedenden yükselir. Bir insan çığlık atıyorsa, artık anlatmak değil; hayatta kalmak istiyordur. Çığlık, varlığın son savunmasıdır. Çığlık, bir ses değildir yalnızca. O, nefesin yaraya dönüşmüş hâlidir. Göğsün içinde sıkışan zamanın, sabrın ve korkunun bir anda dışarı fırlamasıdır. İnsan çığlık atarken bağırmaz; çağırır. Birine, bir şeye, bazen sadece hayata…

“Buradayım” demektir. “Hâlâ yaşıyorum” demektir. Ama her çığlık duyulmaz. Çünkü duymamak da bir eylemdir. Çünkü bazı kulaklar yalnızca işitmek istediklerine açıktır. Tarih, duyulmamış çığlıkların mezarlığıdır. En çok da güçlülerin duymamayı seçtiği çığlıklarla doludur bu mezarlık. Bazı acılar çok yakındır ama uzak sayılır. Bazı feryatlar gerçektir ama “rahatsız edici” bulunur. Çığlık, düzeni bozar. Hesap sorar. Hatırlatır. Söz verilmiş olanları, tutulmamış yeminleri, yarım bırakılmış sorumlulukları ortaya çıkarır.

Bu yüzden bazı çığlıklar bastırılır. Üzeri örtülür. Gürültü denir, karmaşa denir, güvenlik riski denir. Oysa çığlık, en yalın insanlık hâlidir. Bir çığlık ne zaman duyulmaz hâle gelir? Çıkarlarla çarpıştığında. Haritalarla, enerji hatlarıyla, diplomatik dengelerle karşı karşıya kaldığında. Bir halkın acısı, büyük masalarda küçük bir ayrıntıya dönüştüğünde…

Dünyada çığlıkların sınıflandırıldığı yerler vardır. Bazıları “insani kriz” olur, manşetlere çıkar. Bazıları “karmaşık durum” denilerek belirsizliğe gömülür. Bazıları ise hiç adlandırılmaz. Adı olmayan çığlıklar, en sessiz ölümleri doğurur. Rojava’nın çığlığı işte böyle bir çığlıktır. Uzun süredir süren, yorulmuş ama susmamış bir çığlık… Toprağa düşen gençlerin, çocuklarını saklayacak yer arayan annelerin, geceleri sirenlerle bölünen uykuların ortak sesi. Bu çığlık ani değildir. Anlık bir öfke değildir. Yılların birikimidir. Savunmanın, direnişin ve yalnız bırakılmışlığın yankısıdır. Bu çığlık, bir halkın kendini koruma refleksidir. Birlikte yaşama iradesinin, inatla ayakta kalma çabasının sesidir. Dili, dini, kimliği ayırmadan kurulan bir hayatın; her saldırıya rağmen sürdürülmeye çalışılan bir düzenin çığlığıdır.

Ama tam da bu yüzden duyulmak istenmez. Çünkü bu çığlık, “başka bir hayat mümkündü” gerçeğini hatırlatır. Duyulursa sorular başlar. Kim söz verdi? Kim geri çekildi? Kim seyretti? Kim sessiz kaldı? Duyulursa, insanî sorumluluk hatırlanır. Güçle gelen yükümlülükler… Koruma vaadiyle kurulan ittifaklar… “Bir daha asla” denilen yerlerde tekrar eden karanlık… Duyulursa, koalisyon denilen yapıların yalnızca askeri değil, ahlaki bir varlık olduğu gerçeği ortaya çıkar. Çünkü insanî sorumluluk, sadece yardım paketleriyle ölçülmez. Sessiz kalmamakla ölçülür. Tehlike büyürken gözünü başka yöne çevirmemekle ölçülür. Bir çığlık yükselirken, onu “zamansız” ilan etmemekle ölçülür.

Ama bu çığlık duyulmuyor. Çünkü duyulursa, dünyanın konforu sarsılır. Çünkü duyulursa, güçlüler masadan kalkmak zorunda kalır. Çünkü duyulursa, suç ortaklığı görünür hâle gelir. Oysa duyulmayan her çığlık, daha büyük bir felaketin provasıdır. Bastırılan her acı, geri döner. Daha sert, daha umutsuz, daha yıkıcı… Tarih bunu defalarca yazdı. Ama insanlık her seferinde okumamayı seçti. Rojava’nın çığlığı, bir coğrafyanın sınırlarında kalmaz. Bu çığlık, insanlığın aynasıdır.

Bu çığlık duyulmadıkça, hiçbir güç kendini “insani” ilan edemez. Bu çığlık duyulmadıkça, hiçbir ittifak ahlaktan söz edemez. Bu çığlık duyulmadıkça, sessizlik masum değildir. Artık kulakları kapatmak bir seçenek değil. Artık bu çığlığı “karmaşık” diyerek geçiştirmek mümkün değil. Dünyanın nimetlerini paylaşanların, yükünü de paylaşma sorumluluğu vardır.

İnsanlığın kaymağını yiyip, bedelini başkalarına ödetme devri bitmelidir. Rojava’nın çığlığı duyulmalıdır. Çünkü bu çığlık sustukça, yalnız bir halk değil; insanlığın kendisi kan kaybediyor.

İlginizi Çekebilir

Behice Feride Demir: Değişen Şeyler Var!
Derik halkı Semelka Sınır Kapısı önünde bekliyor

Öne Çıkanlar