Bazı çığlıklar vardır, yalnızca acıyı anlatmaz. Zamanla sertleşir. Derinleşir. Bir noktadan sonra ses olmaktan çıkar, ithama dönüşür. Çünkü uzun süre duyulmayan çığlık, artık yalvarmaz. Yüzleşir. Hesap sorar. İnsanlık, bir çığlığı ne kadar süre görmezden gelirse, o çığlık o kadar büyür. Önce kulakları tırmalar, sonra vicdanı. En sonunda da tarihi. Çünkü bastırılan her çığlık, gelecekte geri dönmek üzere birikir. Ve geri döndüğünde, artık sadece bir ses değildir; bir yargıdır. Dünya, çığlıkları tanır. Ama hepsini eşit görmez. Bazı çığlıklar “trajedi” olur, bazıları “istatistik”.
Bazıları insanlık dramı diye anılır, bazıları “güvenlik sorunu” diye küçültülür. İşte tam burada ahlak biter, siyaset başlar. Ve siyaset, çoğu zaman çığlıkların üzerine basarak yürür. Rojava’nın çığlığı, bu yürüyüşün altında ezilmek isteniyor. Çünkü bu çığlık masum değildir. Rahatlatmaz. Teselli etmez. Bu çığlık, hatırlatır. Sözleri, vaatleri, ittifakları, kameralar önünde edilen yeminleri hatırlatır. O yüzden susturulmak istenir. O yüzden “karmaşık” denir.
O yüzden zamana yayılır, belirsizliğe gömülür. Ama çığlık belirsizliği sevmez. Çığlık nettir. Açtır. Kan kaybıdır. Ve acildir. Bir halk çığlık atıyorsa, bu bir “durum analizi” değildir. Bu, insanî bir alarmdır. Bu alarmı duymayıp rapor yazmak, harita çizmek, denge gözetmek; ahlakın değil, çıkarın dilidir. Ve çıkar dili, çığlığı asla duymaz. Koalisyon denilen yapıların en büyük suçu, yanlış yapmak değildir. En büyük suçları, bildikleri hâlde susmalarıdır. Çığlığı duymuş olmalarıdır. Ama duymamış gibi davranmalarıdır. Çünkü insanî sorumluluk, yalnızca düşman seçmek değildir. Koruduklarını da korumaktır. Yanında durduklarını yalnız bırakmamaktır.
Bir halkı yıllarca “ortak” diye anıp, sonra sessizliğe terk etmemektir. Sessizlik burada tarafsızlık değildir. Sessizlik, çığlığın karşısında saf tutmaktır. Ve çığlık karşısında susan herkes, o çığlığın büyümesine katkı sunar. Rojava’nın çığlığı artık bir uyarı değil, bir suçlamadır. Bu çığlık, yalnız saldırganlara değil; izleyenlere de yöneliktir. Yalnız tetiği çekenlere değil; gözünü kapatanlara da… Çünkü bir çığlık, duyulmadığında yalnız ölümü çağırmaz. Yeni felaketleri davet eder.
Bugün bastırılan sesler, yarın çok daha karanlık bir gürültüye dönüşür. Ve o gürültü, kimseyi ayırt etmez. Tarih, çığlıkları susturanları affetmez. Geç yargılar, ama ağır yargılar. Ve o gün geldiğinde, hiçbir koalisyon bildirisi, hiçbir diplomatik cümle bu sessizliği temize çıkaramaz.
Artık bu çığlığı duymamak bir tercih değil, bir suç ortaklığıdır. Artık “denge”, “çıkar”, “karmaşıklık” kelimeleri bu çığlığın önünde hükümsüzdür.
Çünkü insan hayatı, hiçbir stratejik hesapla dengelenemez. Rojava’nın çığlığı büyümüştür. Ve bu çığlık duyulmadıkça, insanlık kendi mezarını biraz daha kazmaktadır.











