Mecit Zapsu: Dawo;  Bir Halkın Vicdan Romanı…

Genel

Bir tren sesiyle başlar her şey… Karlı dağların eteğinde, küçük bir istasyonda bir çocuk gözlerini uzaklaşan vagona diker. O tren yalnızca bir ailenin değil, bir halkın yüzyıllardır süren göç hikâyesinin son sayfasıdır. Raylar boyunca uzaklaşan her tekerlek sesi, ardında Malakan halkının toprağa, inanca ve onura dair bir parçasını götürür. Ve geride kalan o çocuk — Dawo — yalnızca sevdiklerini değil, bir yaşam biçimini de uğurlar.

Mahmut Alınak’ın kaleminden doğan “Dawo”, bir halkın yitirilmiş cennetine, sürgünün soğuk izine ve insanın içindeki sönmeyen direniş kıvılcımına yazılmış bir roman. Ama bu roman, karanlık bir ağıt değil; içinde umudun, direnişin ve insan kalma ısrarının sesini taşıyan bir dua. Dawo, sıradan bir kahraman değildir. O, bir halkın sesi, bir annenin duası, bir sevdanın suskun şarkısıdır. Köy meydanlarında taşlanan, okul sıralarında horlanan, askeri nizamlarda ezilen bütün insanlığın sembolüdür.

Çünkü Dawo yalnızca Malakan değildir; o, Kürt’tür, Ermeni’dir, Rum’dur, Filistinlidir… O, bu coğrafyada “öteki” diye anılan herkesin kardeşidir. Roman boyunca Dawo’nun iç dünyasında büyüyen o derin yalnızlığı hissederiz. Onun kalbi, her darbenin ardından biraz daha insanlaşır. Bir yandan Fincan’a olan saf, çocukça sevgisiyle yanar; diğer yandan dünyanın kötülüğüne karşı dimdik duran bir vicdana dönüşür. Ne devletin emirlerine, ne inancın dogmalarına, ne de toplumun ikiyüzlülüğüne boyun eğer. Silahı eline almaz, elbiseyi giymez, susarak haykırır.

Ve o sessizlik, bir halkın yüzyıllık çığlığına dönüşür:” “Ben insan kalmak istiyorum.” Alınak, “Dawo”da yalnızca bir hikâye anlatmaz; insan olmanın bedelini anlatır. Yüzyıllar boyunca kimliği, inancı, vicdanı yüzünden yurdundan sürülmüş halkların sesi, Dawo’nun gözlerinde yeniden can bulur. Romanın sayfaları, Anadolu’nun unutturulmuş tarihine, cezaevlerinin, askeri kışlaların, köy yollarının ve mezarsız insanların hatırasına açılan birer hafıza penceresidir. Ama bu romanı benzersiz kılan şey, bütün bu acının ortasında doğan ışığın dilidir.

Mahmut Alınak zulmü anlatırken bile kalemiyle intikam değil, vicdan arar. Her satırda bir annenin duası, bir çocuğun gülüşü, bir halkın özlemi duyulur. Bu yüzden Dawo’nun “çelik kanatlı kuş olma” arzusu, aslında insanlığın özgürlük arzusudur.

O uçmak ister; çünkü bu topraklarda adaletin kanatları hep kırılmıştır. Romanın sonunda Dawo sustuğunda, okurun içinde bir şey kıpırdar. Sanki onun sustuğu yerde biz konuşmalıyız artık. O konuşmadı; çünkü onun sessizliği, konuşmaktan daha gür bir haykırıştı. Ve belki de bu yüzden roman bir sonla değil, bir çağrıyla biter. “Dawo”, yalnızca bir karakterin değil, bir halkın hafızasının yeniden doğuşudur.

Alınak’ın dili yalın ama sarsıcı; sakin ama isyankâr. Her sayfasında hem bir köyün dertli türküsünü, hem de insanlığın ortak vicdanını duyarsınız. Okudukça büyüyen, büyüdükçe insanı içinden sarsan bir roman bu. Ve kitap kapandığında herkesin kalbinde aynı dilek yankılanır: Ah, çelik kanatlı bir kuş olsaydık biz de… Bu yaralı topraklardan adaletin, özgürlüğün ve sevdanın türküsünü uçursaydık.”

İlginizi Çekebilir

Behice Feride Demir: Kürdistan’ın Son Raporu
Yeni bir ‘Süper Dünya’ keşfedildi

Öne Çıkanlar