Mecit Zapsu: Derwêş û Edûlê; Suskun Yeminler..

Yazarlar

Kürt halkının sınırlarını ne haritalar çizdi ne de diplomatik kalemler. Sınırlarımız, atların nallarından kalkan tozda, yitirdiklerimizin ardından yakılan ağıtlarda ve onurumuzun bıraktığı izlerde şekillendi.

Derwêşê Evdî ile Edûlê’nin hikâyesi bu izlerden biridir.

İlk bakışta bir aşk destanı gibi anlatılır; oysa gerçekte bu, halkımızın dağınıklığına karşı yüzyıllar öncesinden yükselmiş bir birlik çağrısıdır. Bugün bile bu çağrı hâlâ yolunu arıyor. 18. yüzyılın sonlarında Viranşehir ovası, Kürt varlığına yönelmiş Arap Şemar ve Türkmen Gesan saldırılarıyla sarsılıyordu. Bu yalnızca bir mera kavgası değildi; Kürtlerin toprağına, yaşamına ve geleceğine uzanan saldırılara karşı direnişdi.

Milan konfederasyonu saldırılara karşı bir birlik çağrısı yaptı. Êzidî Şarkî aşiretinden Derwêşê Evdî bu çağrıya yanıt verdi. İnanç farklılıklarını bir kenara bırakıldı ve omuz omuza verilen bir mücadele verildi. Bu halkımızın ortak iradesinin ilk adımlarından biriydi.

Divan kurulurken Zor Temir Paşa, halkın onurunu savunacak yiğidi seçmek için kızını ve otağını vaat etti. Edûlê’nin altın tepsiyle uzattığı kahve fincanı, bir evlilik sözü değil; toprağı, halkı ve onuru savunmaya verilen sessiz bir yemindi.

Derwêş o kahveyi içtiğinde yalnızca sevdayı değil, halkını içti.

Süvari – Bir Halkın Ayağa Kalkışı

Derwêş’in yanında yürüyen 12 süvari, destanın kalbi oldu. Farklı aşiretlerden, farklı inançlardan gelen bu yiğitler, o gün yalnızca düşmana değil, Kürtleri bölen suskunluğa da meydan okudu. Bu yürüyüş, ulusal bilincin tohumlarının ilk kez toprağa düştüğü andı. Dengbêj stranlarında hâlâ şöyle söylenir: “Dewrêş minê şêr, li şevên tîrmehê / Nalen hespan diroj dikin navî çiyayê.” (Derwêş’im aslan gibi, Temmuz gecelerinde / Atların nalları dağların adını çizer.)

Bu dizeler, halkımızın dağınıklığına karşı verilen ilk “birlik” cevabının sesi oldu.

Edûlê – Sessiz Bir Halkın Kadın Yüreği

Edûlê’nin hikâyesi, tarihteki en ağır ama en sessiz kahramanlıklardan biridir. Sevdiğini savaşa uğurlarken, aşkını halkının önüne koymadı. O fincanı uzattığında bir kadın yalnızca bir adama değil, bütün bir halka yol verdi. Bugün de Kürt kadınları aynı cesareti taşır; özgürlük uğruna sevdiğini, kendini, yarını uğurlar.

Şengal – Yeniden Hatırlanan Yemin

3 Ağustos 2014… Tarih, yüzlerce yıl sonra aynı halkı yeniden sınadı. Êzidîler bir kez daha yok edilmek istendi. Ama o sabah yalnız ölüm gelmedi. 12 gerilla, bu kez at sırtında değil, inançla, sorumlulukla yürüdü. Derwêş’in yemini Şengal’in eteklerinde yeniden hatırlandı. Bir kadın komutanın sözü, o günün hafızasına kazındı: “Êzidî kadınının omuzlarındaki yük, sadece kendi halkını değil, bütün unutulmuş kadınların adını savunmaktı.”

Lozan – Unutmanın Bedeli

Yüzyıl önce Lozan’da Kürtlerin adı silinirken, Derwêş’in atının kaldırdığı toz da Edûlê’nin uzattığı fincan da unutulmak istendi. Halkımız bölündü, sınırlar hafızamızın ortasından geçti. O günden beri her parçada başka bir zulüm yaşandı ama acımız da direnişimiz de ortak kaldı. Bugün bu destanın bize hatırlattığı en önemli ders, birlik olmadan özgürlüğün olmayacağıdır.

Son Söz – Bir Daha Eğilmeyeceğiz

Derwêş ve Edûlê’nin hikâyesi, tamamlanmamış bir yemin olarak halkımızın kalbinde hâlâ yaşıyor. Bugün bu yemin tamamlanmadan ne aşkımız özgür olur ne toprağımız. “Dengê Dewrêş û Edûlê hîn di hewayê ye… Her çend rihê me parçe-parçe bû, Dema yekîtî dê vegere li dil û li axa me.” (Derwêş ile Edûlê’nin sesi hâlâ havada… Yolumuz parça parça olsa da, Birlik zamanı halkımızın kalbine ve toprağına dönecek.)

Bugün Edûlê’nin fincanı yeniden uzanıyor zamana…

Ama bu kez bir aşk için değil, bir halkın bir daha eğilmeyeceği, bir daha unutulmayacağı, bir daha yasla değil özgürlükle anılacağı bir geleceği yudumlamak için.

İlginizi Çekebilir

Hintli eski milletvekili tecavüz suçundan ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı
Demir: Mesut Bey kendi görüşünü ve beklentisini açıklamıştır

Öne Çıkanlar