Bir halkın sesini susturmak için önce diline zincir vurulur. Kürtlerin tarihi, bu zincirlerin ve sessizlik duvarlarının inşa edildiği uzun bir karanlıktır. 1925 Şark Islahat Planı’yla başlayan resmi inkâr politikaları, sadece siyasi bir araç değil, aynı zamanda kültürü sistematik olarak silme çabasıydı. Dil yasaklarıyla başlayan süreçte, Kürtçe konuşmak, yazmak, öğrenmek suç sayıldı; şarkılar, ninniler, ağıtlar evlerin duvarları arasında fısıldanmak zorunda kaldı.
1980 darbesiyle iyice sertleşen bu baskılar, özelikle kırsal alanlarda yaşayanların kültürel miraslarını terk etmeleri için bir dayatma haline geldi. Okullarda Kürtçe yasaklandı, radyo ve televizyonda Kürtçe yayınlar yasaklandı; kültürel ürünler “bölücülük” ile suçlandı. Halaylar, oyunlar yasaklandı; folklor, politik bir tehdit olarak görülmeye başlandı.
Ancak kültür, devletin yasaklarıyla boğulamadı. Aksine, yasakların gölgesinde yeni yollar, yeni direnme biçimleri gelişti. Kürtler, bir parça sazı saklayarak, bir kelimeyi fısıldayarak varlığını sürdürdü. Bu süreç, hafızanın unutulması değil, daha da derinleşerek bir direnç kaynağı haline gelmesiydi. Çünkü her yasak, bir ağıt; her susturulma, yeni bir direniş biçimiydi.
Dengbêjlik ve Sözlü Kültürün Direnişi
Dengbêjler, Kürt halkının tarih yazıcılarıdır; resmi tarihin görmezden geldiği acıları, zaferleri ve düşüşleri onların sözlerinde buluruz. Tarih kitaplarının kaydetmediği hikâyeler, destanlar ve dramlar, dengbêjlerin sesinde hayat bulur. Onlar, sessiz kalanlara ses olur, unutulanlara hatırlatır.
Bir dengbêj destanı, sadece bir hikâye anlatmak değil; aynı zamanda halkın kolektif hafızasını korumak ve yeniden inşa etmektir. Her nota, her kelime, hafızanın bir parçasıdır. Devlet sansürüne rağmen, bu sözlü kültür, dağların, vadilerin arasında nesilden nesile aktarılmıştır.
Örneğin, “Mem û Zîn” gibi büyük destanlar, sadece aşk hikâyeleri değil, aynı zamanda direniş ve varoluşun simgeleridir. Dengbêjlerin sesi, kaybolmaya yüz tutmuş bir dilin ve kültürün yankısıdır; yaşamaya dair inancın ve umudun bir manifestosudur.
Folklorik Bellek: Halay, Kıyafet, Kilim ve Sembolizm
Halay, Kürt toplumunda yalnızca bir oyun değil; bir varlık biçimidir. Her adım, her el tutuşu, kuşaktan kuşağa aktarılan bir dil, bir ritüeldir. Halayın döngüsü, zamanın kendisine meydan okur; yaşanan acılar, sevinçler, direnişler bu ritimle ölümsüzleşir.
Kürt kıyafetleri ise kültürün yaşayan haritalarıdır. Renkler, desenler, kullanılan ipliklerin kalitesi, her biri bir anlam taşır. Kilimlerde saklı motifler, binlerce yıl öncesinden gelen inançları, tarihi ve doğa ile ilişkiyi anlatır. Her motif, hafızada bir hikâyedir; kadının dokuduğu kilim, bir tarih yazısıdır.
Bu semboller, dış dünyaya kapalı görünse de içinde büyük bir direniş barındırır. Çünkü yasaklar altında yaşanan kimlik erozyonuna karşı, kültür bu simgelerle yeniden ayağa kalkar.
Kürt Kadınının Kültürel Rolü ve Sessiz Mücadelesi
Kürt kadını, kültürün en büyük bekçisidir. Sadece evin içinde değil, toplumun bütün ritüellerinde, sözlü edebiyatta ve folklorda da başrolü oynar. Ninnilerle çocuklara dilini, kimliğini fısıldar; ağıtlarıyla acıyı anlatır, dayanışmayı örer.
Bir annenin Roboskî’de söylediği ninni, sadece bir uyku çağrısı değil; aynı zamanda unutulmaya çalışılan acının, yasaklanan dilin haykırışıdır. Kadın, dokuduğu kilimde, söylediği ağıtta, yaktığı ateşte kültürü yaşatır; sessiz bir direnişçidir.
Kadın bedeni, baskılarla, şiddetle kuşatılmış olsa da kültürün damarlarında attığı sürece hiç durmaz. Kadın, hem geleneksel rollerin yükünü taşır hem de yeni kimlik arayışlarının öncüsüdür. O yüzden, Kürt kültürünün yaşaması kadınların ellerindedir.
Diasporada Kürt Kültürünün Yeniden İnşası
Avrupa şehirlerinde yükselen Kürt oyunları festivalleri, sadece sahne sanatları değildir. Orada bir halkın yıllarca bastırılan, yok sayılan sesinin yeniden varoluşudur. Tiyatro sahnesi, dil kursları, müzik atölyeleri bir direniş alanıdır.
Diaspora, aynı zamanda yeni bir kimlik inşa yeridir. İlk kuşaklar dilin kaybıyla yüzleşirken, ikinci ve üçüncü kuşaklar bu kültürü dijital mecralarda yeniden canlandırır. Kürt kültürü, yasakların gölgesinden çıkıp, çağdaş dünyanın sahnesinde bulur kendini.
Her festival, her oyun, bir geçmişin hesaplaşması, geleceğin umududur. Orada sadece Kürtçe konuşulmaz, Kürtçe yaşanır.
Kültürün Geleceği: Yasaktan Direnişe, Yeniden Doğuşa
Dijital çağ, Kürt kültürünün hem en büyük tehdidi hem de en güçlü aracı olmuştur. Yasaklar artık sınırların ötesinde de yankılanıyor; fakat internet, sosyal medya ve dijital arşivler, kültürün yeni kalesi oluyor.
Yenilikçi projeler, dijital müzik platformları, sosyal medya hesapları, kültürel mirasın korunması ve yaygınlaşması için çalışıyor. Genç kuşaklar, geleneksel folkloru yeni biçimlerle harmanlayarak yeniden yaratıyor.
Yasaklar asla sonsuza dek süremez. Kültür, tıpkı küllerinden yeniden doğan bir anka kuşu gibi, her baskıya rağmen hayat bulacak, büyüyecek ve dünyaya sesini duyuracaktır.










