Mecit Zapsu: İsrail- İran Çatışması ve İç Muhalefetin Olası Yaklaşımı

Genel

Haziran 2025, Ortadoğu’da on yıllardır süren dolaylı çatışmaların açık ve yüksek yoğunluklu çatışma düzeyine evrildiği dönüm noktalarından biri olarak tarihe geçmektedir. İsrail ile İran arasındaki gerilim ilk kez bu kadar doğrudan, kapsamlı ve teknoloji yoğun bir şekilde sahaya yansımış; kullanılan silah sistemlerinden hedef alınan altyapılara kadar her unsur yeni bir savaş paradigmasının habercisi olmuştur.

Bu makale, Haziran 2025 gelişmeleri ışığında yaşanan çatışmayı askeri, jeopolitik ve toplumsal boyutlarıyla ele almaya çalışacağım.

Gölge Savaşlardan Yarı-Konvansiyonel Çatışmaya: Tarihsel Arka Plan

1979’daki İran İslam Devrimi ile sistematikleşen İsrail–İran düşmanlığı, uzun yıllar boyunca dolaylı çatışmalar ve vekil aktörler aracılığıyla sürmüştür. İsrail; Hizbullah, Hamas ve Yemen’deki Husi güçleri gibi İran destekli grupları çevreleme stratejisiyle hedef alırken, İran da İsrail’in bölgedeki etkinliğini sınırlamak amacıyla geniş bir vekil ağ kurmuştur.

Ancak Haziran 2025 itibarıyla bu denge, doğrudan askeri müdahalelere dayalı, teknolojik açıdan sofistike ve yarı-konvansiyonel çatışmalara dönüşmüştür. Bu dönüşüm, hibrid savaşın hipersonik çağını simgelemektedir.

Haziran 2025 Operasyonları: Askerî ve Stratejik Dönüşüm

 13 Haziran’da başlayan İsrail saldırıları, bugüne kadar İran topraklarına yönelik en geniş kapsamlı ve derin hedefli operasyonlar olarak dikkat çekmiştir.
• İsfahan, Natanz, Tahran gibi bölgelerdeki nükleer tesisler ve IRGC üsleri hedef alınmıştır.
• Operasyonlar hem fiziksel hem de dijital düzlemde yürütülmüş; İHA’lar ve siber saldırılarla İran’ın komuta-kontrol sistemleri felç edilmiştir.
• Devrim Muhafızları’nın iki üst düzey komutanı, Gholam Ali Rashid ve Ali Shadmani, operasyonlarda hayatını kaybetmiştir.

İran’ın cevabı ise hem nicelik hem de nitelik açısından son derece dikkat çekicidir:
• Yaklaşık 400 balistik füze ve 1.000’in üzerinde insansız hava aracı İsrail’e yönlendirilmiştir.
• İran, ilk kez hipersonik sınıfa giren Fattah-1 ve Fattah-2 füzelerini kullandığını açıklamıştır.
• İsrail’in Iron Dome, David’s Sling ve Arrow 3 sistemleri çoğu saldırıyı püskürtmüş olsa da bazı bölgelerde sivil kayıplar ve altyapı tahribatı yaşanmıştır.

Askeri Teknoloji ve Yeni Paradigma: Hipersonik Hibrit Savaş

Haziran 2025’teki çatışmalar, askeri teknolojinin geldiği noktayı ortaya koyması açısından da tarihi bir eşiktir. İran’ın hipersonik füze kullanımı, sadece taktik değil, aynı zamanda psikolojik ve stratejik bir mesaj taşımaktadır:

• Bu füzeler Mach 5 üzeri hızlara çıkabilmekte, atmosfer dışında manevra yapabilmekte ve hava savunma sistemlerinin reaksiyon süresini büyük ölçüde azaltmaktadır.
• Sahadaki isabet oranları henüz %100 doğruluk seviyesine ulaşmamış olsa da, bu silahların varlığı bile caydırıcılık üretmektedir.
• İsrail’in Arrow 3 sistemini başarıyla sahaya sürmesi, ülkeyi hipersonik tehditlere karşı savunma kapasitesine sahip az sayıdaki aktör arasına dahil etmiştir.

Jeopolitik Boyut: Ortadoğu’da Yeni Denge Arayışları

Bu kriz, sadece İsrail ve İran’ı değil, bütün Ortadoğu’yu ve küresel güvenlik mimarisini etkilemektedir:
• ABD, doğrudan çatışmaya girmemiştir ancak bölgeye hava ve deniz gücü konuşlandırarak stratejik destek sağlamaktadır.
• Çin ve Rusya, İran’a yönelik operasyonları sert biçimde eleştirerek diplomatik pozisyonlarını güçlendirmekte ve Batı’nın müdahalesine karşı bir denge unsuru olarak hareket etmektedir.
• Türkiye, her iki tarafla ilişkilerini sürdürebilen nadir aktörlerden biridir. Bu pozisyonu nedeniyle bir yandan diplomatik kanal oluşturma fırsatına sahipken, diğer yandan olası bir mülteci dalgası ve ekonomik istikrarsızlık tehdidiyle karşı karşıyadır.

Yeni Ayaklanma İhtimali – Olası Senaryolar

Peki İran’da geniş çaplı ulusal ayaklanma olasılığı (Jina Mahsa Amini Sonrası İkinci Dalga) var mı? Elbette savaşın yarattığı kriz ortamı, devletin temel hizmet sunma kapasitesini zayıflatmakta ve halkta mevcut rejime karşı büyüyen bir hoşnutsuzluğu derinleştirmektedir. Mahsa Amini sonrası bastırılan öfke yeniden canlanabilir. Kadınlar, gençler ve öğrenciler başta olmak üzere şehirli kesimlerin liderliğinde ülke genelinde geniş çaplı protestolar patlak verebilir.

Etnik Temelli Bölgesel Direnişler (Kürt, Beluç ve Arap Bölgeleri)

Etnik kimliklerin bastırılması, ekonomik eşitsizlik ve tarihsel dışlanma gibi nedenlerle İran’ın periferi bölgeleri (Sistan-Beluçistan, İran Kürdistan’ı ve Huzistan) yeni direniş dalgalarının merkezine dönüşebilir. Bu ayaklanmalar, rejim için çok cepheli bir tehdit anlamına gelir.
IRGC’nin yüksek düzey kayıplar yaşaması, iç güvenlik yapılarında güven bunalımı yaratabilir. Rejim içerisindeki hizipler arası rekabet veya askerî sadakatsizlik, devletin iç dengelerini zedeleyebilir. Bu durum, muhalefetin alan kazanmasına yol açabilir.

Diaspora Destekli Dijital Direniş Hareketleri

İran dışındaki muhalif gruplar, savaş sırasında internet kesintileriyle birlikte halkın alternatif bilgiye ulaşmasını sağlamak için organize olabilir. Sanal ağlar, VPN teknolojileri, şifreli haberleşme araçları ve sosyal medya, rejim karşıtı direnişin temel altyapısını oluşturabilir.

Rejimin Sert Baskı Politikası ile Geçici İstikrar Sağlaması
İran yönetimi, savaş atmosferini bahane ederek iç muhalefeti sert şekilde bastırabilir. Olağanüstü hal, medya sansürü ve kitlesel tutuklamalarla iç karışıklığın önü kısa vadede kesilebilir. Ancak bu bastırma stratejisi, uzun vadede daha radikal ve kitlesel bir isyana zemin hazırlayabilir.

İnsanî ve Sosyopolitik Yansımalar

Çatışmanın sivil etkileri her geçen gün daha görünür hale gelmektedir:
• İran’da elektrik, internet ve ulaşım altyapısı büyük ölçüde zarar görmüş; milyonlarca insan güvenli bölgelere kaçmaya çalışmaktadır.
• İsrail’de özellikle kuzey ve orta bölgelerde halk sürekli alarm durumunda yaşamakta, sığınaklara inme zorunluluğu günlük hayatın parçası haline gelmiştir.
• On binlerce insan doğrudan etkilenmiş, sağlık sistemleri ve sosyal hizmetler savaşın yükü altında ezilmeye başlamıştır.

Sonuç: Savaşın İç ve Dış Cepheleri Arasında Sıkışan İran

Haziran 2025’te yaşanan gelişmeler, klasik bir askeri çatışmanın ötesine geçmiştir. Bu süreç, aynı zamanda bir rejimin kırılganlığını, halkın sabır sınırını ve bölgenin dönüşüm eşiğini gözler önüne sermektedir. Hibrit savaş ile teknolojik caydırıcılık arasındaki çizgi silikleşmiş; iç güvenlik, dış güvenlikten bağımsız değerlendirilemez hale gelmiştir.

İran’daki iç muhalefetin büyüme potansiyeli, bu çatışmanın uzun vadeli belirleyicisi olabilir. Rejim, dış düşman algısını kullanarak içerideki baskıyı meşrulaştırmaya çalışsa da; halkın ekonomik, sosyal ve siyasal talepleri bastırıldıkça daha radikal, organize ve kararlı bir muhalefet dalgası kaçınılmaz hale gelecektir.

İlginizi Çekebilir

Tutuklu Belediye Başkanı Murat Çalık Hastaneye Sevk Edildi
CHP’den İstifa Edince Hakkındaki Suçlama Düştü

Öne Çıkanlar