Mecit Zapsu: Kalemin rengi değişmeli artık…

Yazarlar

Ahmet Altan’ın şu sorusu takıldı aklıma: “Kürtlerin dili de resmî dillerden biri olsa, onlar da Kürtçe eğitim yapsa, anayasa onlara zorla ‘Türk’ demese Türkiye’de Kürt sorunu olur mu..?”

Soru basit. Cevap daha da basit: Olmaz. Ama mesele de zaten bu basitlikte düğümleniyor. Çünkü o noktada artık siyaset değil, egemenliğin karanlık aynası devreye giriyor. Çünkü o noktada mesele bir dil meselesi olmaktan çıkar; bir üstünlük, bir hakimiyet, bir dayatma meselesine dönüşür.

Yıllardır Kürtler bu ülkede yalnızca eşitlik istiyor. Ne ayrı devlet, ne özel imtiyaz, ne başka bir bayrak. Sadece insan olmaktan gelen, yurttaşlıktan doğan, haklı olmaktan kaynaklanan doğal bir eşitlik… Ama bu eşitlik, her seferinde “ülkenin bütünlüğü”, “millî güvenlik” ya da “devletin hassas dengeleri” gibi gerekçelerle bastırıldı, ötelenip görmezden gelindi.

Büyük acılar yaşandı. Bu acılara son vermek için Kürt özgürlük hareketi temsili olarak silah bıraksa da, yönetim erkininin hâlâ süren oyalayıcı ve inkârcı tutumu, yeni acıların kaçınılmaz olduğunu düşündürüyor. Şimdi sormak gerekiyor: Bir halkın dili, nasıl olur da bir ülkenin bütünlüğü için tehdit sayılır? Diline tahammül edilemeyen bir halkın kendisine nasıl “eşit yurttaş” denebilir? Ve gerçekten; korkulan dilin kendisi mi, yoksa onun dile getireceği hakikat midir?

Yıllarca bu hikâyeyi devletin kalemi yazdı. Anayasayı o yazdı. Ders kitaplarını o yazdı. Haberleri o kurguladı. Haritaları o çizdi. Ve o kalemle yazılan her şeyde Kürtler ya hiç yoktu, ya da başkalaştırılmış, silinmiş, isimleri değiştirilmiş hâlde yer alıyordu. Kürtçe konuşan çocuklara “yasaklı” denildi. Kürt ismi taşıyan dağlara, köylere, nehirlere “uygun Türk isimleri” verildi. Kürt olduğunu söyleyen insanlar, “önce vatandaşlığını ispat et” cümlesine maruz kaldı. Bu yüzden bugün artık mesele yalnızca bir dil meselesi değil. Bu bir hafıza, bir hikâye hakkı, bir varlık hakkı meselesidir.

Kendi hikâyesini, kendi dilinde, kendi kalemiyle yazabilme hakkı. Ve bu hak, ancak ve ancak gerçek eşitlikle mümkündür. Ama eşitlik, devletin anladığı gibi “herkesin Türk sayılması” değildir. Gerçek eşitlik, herkesin kendi adıyla, kendi diliyle, kendi kimliğiyle var olabilmesidir. Bugün Türkiye’de Kürtler iki yerde eşittir: Askere alınırken ve vergi verirken. Devlete karşı sorumlulukta eşitlik vardır; Ama devletten hak talebine gelince o eşitlik buharlaşır. Bu denklem, eşitliğin değil, itaatin denklemidir. Ve itaat üzerinden kurulan hiçbir vatandaşlık modeli uzun ömürlü olamaz. İşte bu yüzden artık kalem değişmeli.

Hem el değiştirmeli, hem dil. Ama bu yalnızca sembolik bir dönüşüm değil. Bu; bir yüzleşmenin, sahici bir barış arayışının, yeni bir toplumsal sözleşmenin işaretidir. Kürt halkı artık sadece adil bir anayasa istemiyor. Aynı zamanda o anayasayı yazacak vicdanı, dili ve o dili taşıyacak toplumsal olgunluğu talep ediyor. Bu talepler birer “siyasi gündem” değil, bir halkın yaşama hakkının asgari şartlarıdır. Kürt meselesi çözülmediği sürece bu ülkenin gerçekten demokratikleşmesi de mümkün değildir.

Çünkü Kürtlerin yaşadığı eşitsizlik, yalnızca bir halkın değil, tüm toplumun adaletle olan bağını koparıyor. Bir yerin adaletsizliği, başka bir yerde adaleti zehirler. Bir dilin yok sayılması, başka bir dilin özgürlüğünü anlamsızlaştırır. Bir halkın susturulması, başka halkların da konuşma hakkını kırılganlaştırır. Bu yüzden mesele yalnızca Kürtlerin değil; Bu ülkede yaşayan vicdan sahibi herkesin meselesidir. Bu yüzden artık kalem değişmeli. Resmî ideolojinin mürekkebiyle değil, halkların hafızasıyla yazılmalı.

Çünkü artık yalnızca devleti değil, toplumu da ikna etme zamanıdır. Ve o zaman geldiğinde, eğer bu ülke gerçekten özgür olacaksa… O özgürlük Türkçe kadar Kürtçe de konuşulan; Şiddet kadar adaletin de hatırlandığı; Bayrak kadar halkın onurunun da korunduğu bir özgürlük olacak. Ve işte o ülkenin hikâyesini, hep birlikte yazacağız. Ama bu defa herkes, kendi kalemiyle.

İlginizi Çekebilir

Los Angeles saldırganı gözaltına alındı
A. Halûk Ünal: Solun Özgürlük Vaadi; Psiko-Kültürel Dönüşüm Olmadan Mümkün mü?

Öne Çıkanlar