Mecit Zapsu: Kibirin Körlüğü

Genel

Kibirin gözleri her zaman kördür. Ama bu körlük, yalnızca bir insanın kusuru değil; çoğu zaman bir düzenin karakteridir. Çünkü kibir, bireyde başladığı yerde kalmaz. İktidara ulaştığında kurala, ideolojiye ve hatta “gerçekliğe” dönüşür. Bir insan kibirli olduğunda yanılır. Bir iktidar kibirli olduğunda, yanlışı yasa yapar.

Bugün dünyanın birçok yerinde bu körlüğün izlerini görmek mümkün. Kendini mutlak doğru ilan eden yönetimler, halklarını korkuyla hizaya getirmeye çalışıyor. İdamlar, tutuklamalar, susturulan sesler…

Bunlar yalnızca birer “güvenlik politikası” değil; çoğu zaman kibirin kurumsallaşmış hâlidir. Bir rejim, eleştiriyi tehdit olarak görmeye başladığı anda, artık gerçeği değil kendi yansımasını koruyordur. Bugünün bazı kapalı rejimlerinde bu durum daha çıplak bir biçimde görünür. Sokakta yükselen bir itiraz, bir hak talebi ya da bir özgürlük arayışı; diyalogla değil, bastırmayla karşılanır. Çünkü kibir, anlamayı değil, kontrol etmeyi seçer. Oysa korkuyla kurulan hiçbir düzen, gerçeğe dayanmaz; sadece gerçeği geciktirir.

Ama bu körlük yalnızca uzak coğrafyalara ait değildir. Kimi zaman demokrasi iddiasıyla ortaya çıkan yönetimler de aynı tuzağa düşer. Seçimle gelenler, zamanla kendilerini sorgulanamaz sanmaya başlar. Eleştiriyi ihanetle, itirazı düşmanlıkla eşitleyen bir dil kurulur. Kibir, gücü elinde tutan herkes için aynı riski taşır: Kendini halkın üstünde görmek.

Ve o noktadan sonra, hakikat aşağıdan gelen bir ses olmaktan çıkar; yukarıdan belirlenen bir şeye dönüşür. Emperyal güçlerin kibri ise daha sinsi bir biçimde işler. Kendi çıkarlarını “evrensel değer” olarak sunar, müdahalelerini “düzen kurma” adıyla meşrulaştırır. Ama geride bıraktığı şey çoğu zaman yıkım, istikrarsızlık ve derin bir güvensizliktir.

Çünkü kibir, yalnızca içeride değil; dış politikada da kördür. Kendi gücünü abartan, başkalarının iradesini yok sayan her yapı, eninde sonunda aynı hatayı tekrar eder: Gerçeği küçümsemek. Oysa hakikat, hiçbir iktidarın tekelinde değildir. Kibirli düzenler bunu kabul etmez. Bu yüzden eleştiriyi bastırır, medyayı kontrol eder, farklı sesleri ya kriminalize eder ya da görünmez kılar. Gazeteciler susturulur, yazarlar itibarsızlaştırılır; hakikati dile getiren herkes bir şekilde yalnızlaştırılır.

Ve böylece körlük korunur. Kibir, eleştiriden korkmaz gibi görünür; aslında en çok ondan korkar. Kibirli bir düzen, gerçeği aramaz; gerçeği üretir. Ve bir süre sonra, kendi ürettiği yalana ilk inanan da kendisi olur. Ama hiçbir körlük sonsuz değildir. Çünkü gerçek, eninde sonunda kendini hatırlatır. Bastırılan her ses, bir gün daha güçlü döner; görmezden gelinen her hakikat, bir gün inkâr edilemeyecek kadar büyür.

Ve o zaman kibir, en ağır bedelini öder. Çünkü kibir, düşerken bile haklı olduğunu sanır. İşte bu yüzden kibirin gözleri her zaman kördür. Ama asıl mesele şudur: Bu körlük, bir liderin zaafı olmaktan çıkıp bir devletin dili, bir toplumun alışkanlığı hâline geldiğinde, bedelini sadece kör olanlar değil, görmeye çalışanlar da öder.

İlginizi Çekebilir

Cansel Tan: Müzakere Değil Güç Testi; İslamabad Okuması
Almanya:  Federal Lig’te ilk kez bir kadın teknik direktör olacak

Öne Çıkanlar