Bugün ne oldu da aynı Kobanê, aynı Kürtler, aynı çocuklar bu kadar kolay unutuldu? Emperyal güçlerin hafızası ilkelere değil, çıkarlara dayanır. Direniş, yalnızca işe yaradığı sürece anlamlıdır. Bir halk, çıkarların önünde durmaya başladığında hızla görünmez kılınır. Dün “terörist” diye tanımlanan bir cihatçı figürün bugün “geçici yönetici” olarak meşrulaştırılabilmesi, bir dönüşümün değil; çıkarın ahlakı ezip geçmesinin sonucudur. Colani’nin şahsında yaşanan, bir kişinin değişimi değildir.
Bu, küresel siyasetin kirli aynasıdır. Dün cihatçı olan, kafa kesenlerin safında duran, kadınları, çocukları ve azınlıkları hedef alan bir ölüm düzeninin parçası olan bir isim; bugün kravatla dolaştırılıyorsa, bu bir “ılımlılaşma” değil, kullanışlılıktır. Suriye bir ülke olmaktan çıkarıldı; bir laboratuvara dönüştürüldü. Burada ideolojiler değil, çıkarlar test edildi; insanlar değil, senaryolar feda edildi. Bedeli ise hep aynı halklar ödedi: Kürtler, Aleviler, Dürziler, gayrimüslimler; kadınlar ve çocuklar.
Ocak ayının ikinci haftasından bu yana Kürt halkına karşı işlenmeyen neredeyse hiçbir insanlık suçu kalmadı. Kuşatma uygulandı. Su kesildi. Yakıt engellendi. Gıda ve ilaç girişleri durduruldu. Siviller kışın ortasında açlığa ve soğuğa terk edildi. Kadınlar hedef alındı, çocuklar korumasız bırakıldı, yaşlılar ölüme terk edildi. Bu bir rastlantı değil; sistematik bir yıkımdı. Ve şimdi, raporlara göre Kobanê’de 5 çocuk soğuktan (hipotermi) donarak yaşamını yitirdi. Binlerce çocuk hipotermi riski altında. İletişim kanalları kesildiği için haberler bile yarım yamalak geliyor; karanlık, suçun tamamlayıcı aracına dönüştürülüyor. Bugün bu kuşatma, HTS ve Şam destekli güçler tarafından sürdürülmektedir. Yollar kapalıdır; elektrik, su, yakıt, gıda ve ilaç girişi kesiktir; iletişim kopuktur. Semalka kapısı kapalıdır; Türkiye sınırı abluka altındadır. Yakıt ve ısınma malzemelerinin kente girişi engellenmektedir.
Bu uygulama, IŞİD’in 2014 yılında Kobanê’ye yönelik kuşatmasından yöntem olarak farksızdır: Siviller, açlık ve soğukla cezalandırılmaktadır. Bugün Kobanê’de yaşanan bu kuşatma, soyut “çatışma” başlıklarıyla açıklanamaz; sahada fiilen, Türkiye destekli çeteler ile IŞİD artığı cihatçı unsurların kontrolünde sürdürülmektedir. Bu yapılar, yolları kapatarak, suyu, yakıtı ve insani yardımı engelleyerek, sivilleri bilinçli biçimde açlık ve soğukla terbiye etmeyi hedefleyen bir şiddet rejimi kurmaktadır. Bu kuşatma aynı zamanda 2014’te IŞİD’in Kobanê’de aldığı yenilginin gecikmiş intikamıdır. O yenilgi, cihatçı zihniyet için affedilmez bir hafıza olarak kaldı.
Bugün bu hafızanın rövanşı alınmak isteniyor. Nitekim cihatçı güçlerin denetimine geçen Rakka gibi kentlerde tutulan binlerce IŞİD’li mahkûmun serbest bırakıldığına dair bilgiler geliyor. Bu tesadüf değildir; şiddeti yeniden dolaşıma sokan bilinçli bir tercihtir. Her şey dünyanın gözleri önünde oluyor, ama ses çıkaran yok. Dahası, kelle kesen Colani’nin “kurtarıcı” olarak sunulabildiği bir tersyüz ediş yaşanıyor; dün barbarlık diye mahkûm edilen yöntemler, bugün çıkarlar uğruna meşrulaştırılıyor. Bu kan yalnızca silahı tutanların eline bulaşmadı. Bu kan; Amerika Birleşik Devletleri’nin, İngiltere’nin, Fransa’nın; kendini “Müslüman” diye tanıtan Katar’ın, Suudi Arabistan’ın ve bu coğrafyada doğrudan sorumluluğu olan Türkiye’deki karar vericilerin de eline bulaştı. Daha da kötüsü, bu kan onların vicdanlarına, yüzlerine, gözlerine bulaştı.
Çünkü bilinen bir suça karşı susmak, o suçu paylaşmaktır. Bugün sahada cihatçı barbarlar var; arkalarında ise modern devletler, para, silah ve diplomatik koruma. Bu nedenle bu barbarlık kontrolsüz değil; kontrollü ve kullanışlıdır. Kürt halkı bir kez daha bu kirli denklemin bedelini ödemektedir: Dün IŞİD’e karşı kullanıldı, bugün IŞİD artığı yapılara karşı yalnız bırakıldı.
Birleşmiş Milletler’in ve uluslararası insan hakları örgütlerinin Kobanê karşısındaki sessizliği artık tarafsızlık değildir. Bu sessizlik ahlaki bir suçtur. Sorumluluk üstlenmemek, görmezden gelmek, açıklama yapmamak bilinçli tercihlerdir. Bugün Kobanê’de çocuklar soğuktan donarken susan her kurum, yalnızca görevini ihmal etmiyor; insan hakları fikrini de inkâr ediyor. Bu vicdansızlıktır. İnsanlığın ortak değerlerini temsil ettiğini iddia eden kurumlar için bu sessizlik, ahlaksızlığın ta kendisidir. BM ve Kızılhaç, susarak bu suça ortak olmaktadır. İnsan hakları, rapor yazıldığında değil; ihlal durdurulduğunda anlamlıdır. Bu çağda suçlar gizli işlenmiyor; her şey biliniyor, her şey görülüyor. Tam da bu yüzden suskunluk masum değildir. Suskunluk, zulmün uzattığı en güvenli eldir.
Artık susmanın zamanı değildir. “Denge”, “jeopolitik gerçeklik”, “karmaşık koşullar” gibi kelimelerin arkasına saklanmanın zamanı değildir. Bu, haykırma zamanıdır. İnsanlığı ahlaka çağırma zamanıdır. Adaleti yerinden kaldırıp ayağa dikme zamanıdır. Vicdanı konforlu sessizliğinden çekip çıkarma zamanıdır. Kobanê bugün yalnızca bir kent değildir. Kobanê, dünyanın neye dönüştüğünün aynasıdır. Ve bu aynaya bakmaya cesareti olmayan herkes, yarın tarihin önünde aynı soruyla karşılaşacaktır: Bir halk kuşatma altındayken sen neredeydin?











