Mecit Zapsu: Kürdistan’da Ekolojik Kıyımın Sessiz Çığlığı

Genel

Ben bir dağdım. Gövdemde çamlar, meşeler, ardıçlar… Dallarımda serçeler, kargalar, toylar… Gölge verdim, su verdim, bal verdim, yün verdim. Şimdi bir güvenlik gerekçesi uğruna kesildim. Parça parça biçildim. Susuyorum artık. Ne kuşlar ötüyor ne sular akıyor.

Kürdistan’ın dağları, ovaları, ormanları bir süredir sessiz. Bu sessizlik doğal bir döngünün değil; sistemli bir kıyımın sonucu. Şırnak’ta, Hakkâri’de, Dersim’de; “güvenlik bölgesi” ilan edilen yerlerde binlerce ağaç kökünden sökülüyor, günde tonlarca odun taşınıyor. Eskiden göçerlerin koyunlarını otlattığı, köylülerin balla dolu kovanlar bıraktığı o yamaçlar şimdi dozerlerin ve testerelerin sesiyle inliyor.

Ama biz duyuyoruz. Çünkü doğa susmaz, sadece başka dillerle konuşur.

Suyun Şarkısı Kesildi

Bir ağaç sadece bir ağaç değildir. Kökleriyle toprağı tutar, gövdesiyle havayı süzer, yapraklarıyla yağmuru çağırır. Cudi’nin bir yamacında kesilen bir meşe, belki de o vadideki dereyi besleyen nemin taşıyıcısıydı. Şimdi o dere yaz gelmeden kuruyor.

Köylüler anlatıyor: “Eskiden yazın bile suyumuz eksik olmazdı. Şimdi çeşmeler erken kuruyor. Arılar kovanları terk etti. Otlaklarda diken kaldı.”

Su yaşamdır. Ama suyu doğuran da yine o dağlardı. Dağsız bir su, susuz bir hayat… Ve hepsi kesilen bir ormanda başlıyor.

Arının Sessizliği, Koyunun Açlığı

Dersim’in Hozat ilçesinde, Boydaş köyünün eteklerinde yıllardır arıcılık yapan bir kadın şöyle diyor:
“Kovanlarımın başına gittim, arılar yok. Ne bal kaldı ne ses. Oraya gitmemize de izin vermiyorlar zaten. Yasak bölge oldu bizim dağ.”

Sadece arılar değil, koyunlar da aç. Çünkü otlaklar askeri bölge ilan edildi. Çobanlar eskisi gibi hayvanlarını otlatamıyor, keçiler taşlara vurup geri dönüyor.
Kürt köylüsünün geçimi, doğayla kurduğu bin yıllık ilişki; devletin korucu eliyle, “güvenlik” bahanesiyle parçalanıyor.

Bir Savaşın İsimsiz Cephesi: Doğa

Bu bir savaş. Ama silahların değil, testerelerin, kepçelerin, yangınların savaşı… Doğanın kalbine saplanan bir bıçak bu.
Savaş sadece insana değil, ağaca, toprağa, taşa da dokunuyor.

Mardin Ekoloji Derneği diyor ki: “Ekolojik kıyım, modern savaşın yeni biçimi.”
Şırnak Barosu diyor ki: “Bu sadece bir ağaç kesimi değil, doğaya karşı bir suç.”

Ama bu suç görünmez kılınıyor. Çünkü “güvenlik” perdesiyle örtülüyor. Orman Kanunu’na göre yasak olan kesimler, askerin gölgesinde “meşru” sayılıyor. Korucularla yapılan anlaşmalarla, dağ başlarında suç işleniyor; doğa savunmasız kalıyor.

Ve bu suç her gün yeni bir yüzle çıkıyor karşımıza.

Melese Köyü’nde Direnişin Sessiz Hikâyesi

En son Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesine bağlı Melese köyüne Şenoba korucuları geldi. Ellerinde belgeler, çantalarında hazır sözleşmelerle… Orman kesimi için köylülerin imza vermesini istediler. Ama köylüler kabul etmedi.

“Bu orman bizim yaşamımızdır” dediler. “Arılarımız burada, koyunlarımız burada, geçmişimiz burada” dediler.

Korucular tehdit etti. “İmzalamazsanız sonuçlarına katlanırsınız” dediler. Ama köylüler eğilmedi.

O zaman geriye dönüp köyü terk ettiler. Ve Melese’nin dağlarında o gün testereler değil, direnişin sessizliği yankılandı.

Bu sessizlik, haykırıştan daha gür bir sestir bazen. Çünkü doğaya sahip çıkmak, sadece sözleşme imzalamamakla da mümkündür.

Melese köyü, doğanın yanında duran bir avuç insanın adı artık. Ve bu ad, kesilen her ağaçta yeniden yeşerecek.

Bir Çocukluğun Cennet Bahçesi: Melese’nin Hafızası

Melese, sadece bir köy değildir. Benim için çocukluğumun, hafızamın, ilk doğa duygularımın mekânıdır. Annemle birlikte küçükken ziyaret ettiğim bu köy, bana cennetten bir köşe gibi görünürdü.

Akar sularının şırıltısı, gökyüzünü delen meşe ve çınar ağaçları, sabahları başka başka seslerle uyanan kuşların cümbüşü… Hepsi içimde hâlâ yaşayan birer yankıdır. Toprağı yumuşaktı Melese’nin. Bitkileri çeşit çeşit, otları şifalıydı. Doğası sadece güzellik değil, geçim de demekti. Su demekti. Bal demekti. Süt demekti. Yaşam demekti.

Bugün bu köyde yaşananlar, yalnızca doğaya değil, çocukluğumun anılarına, yurdumun sesine, o kuşların ötüşüne karşı yapılmış bir saldırıdır.

Bu yazı, o saldırıya karşı kalpten gelen bir cevaptır. Sessizliğe karşı bir çığlık. Kıyıma karşı bir tanıklık. Toprağın diliyle, derenin sesiyle, ağacın gölgesiyle yazılmış bir hatırlatma.

Doğa Bir Gün Konuşur

Unutmayın: Ağaçlar sessiz değildir, yeter ki dinlemeyi bilin.
Kuruyan bir dere, terk edilen bir kovan, boş kalan bir ağııl… Bunların her biri, doğanın yitirilmiş bir cümlesidir.

Kürdistan dağları birer birer susuyor. Her kesilen ağaçla bir şarkı eksiliyor. Her yakılan ormanla bir kuş sürüsü göçüyor.

Ama biz, hâlâ buradayız. Dinleyenler oldukça, konuşanlar da olacak. Çünkü doğa öldürülmez; bastırılır, susturulur ama yeniden konuşmayı bilir.

Ve bir gün, kesilen her ağacın yerinde bir ağıt yükselecek.
O zaman sadece insanlar değil, taş da ağlayacak, toprak da…

İlginizi Çekebilir

Trump’tan İsrail’e acil mesaj: Pilotlarınızı hemen geri çağırın
Kenan Azizoğlu:  İnsanın Gölgesi

Öne Çıkanlar