Mecit Zapsu: Sanık Sandalyesi ve Hafızanın Direnişi

Genel

 “Devlet koltuklarına dayanarak kabadayılık yapanları bir gün sanık sandalyesinde göreceğiz.” diyordu Uğur Mumcu.

Tarih, güç zehirlenmesine kapılanlara hep aynı dersi verir: Hiçbir koltuk sonsuz değildir. Devletin otoritesini şahsi iktidarına zırh yapanlar, hukuku talimatlara indirgeyenler, halkın iradesini gasp edenler… Er ya da geç tarihin aynasında çıplak bir yüzle kalır.

Çünkü hafıza, unutmayan tek tanıktır. Osmanlı’nın görkemli sarayları çöktü. 12 Eylül’ün generalleri bir gün sanık sandalyesine oturdu. Roboskî’nin acısı hâlâ vicdanlarda yankılanıyor, Cumartesi Anneleri’nin meydanlardaki sessiz çığlığı hâlâ hakikati haykırıyor.

Bugün Türkiye’de yasaların yerini talimatların alması, mahkemelerin korkuya teslim olması, basının sansür zincirleriyle susturulması yeni değil; yalnızca hafızanın kayıtlarına eklenen yeni sayfalardır.

Son yıllarda muhalif sesler susturulmak isteniyor. Gazetecilerin kalemleri kırılıyor, belediyelere kayyumlar atanıyor, halkın iradesi tek bir imzayla yok sayılıyor. Sandıklar, seçimler, yasalar, kurumlar…

Hepsi kâğıttan bir vitrin gibi. Ama bu vitrin bir gün çatlayacak, hakikatin güneşi karanlığı yırtacaktır. Adalet, bazen toprak altındaki su gibi sessizce akar, ama yolunu bulur. Hafıza, her hukuksuzluğu, her zulmü, her kaybı kaydeder. Unutmaz.

Çünkü unutmak, tekrarına davetiye çıkarmaktır. Ve bir gün, halkın belleği puslu perdeleri aralar; sandalyeler küçülür, unvanlar silinir, kabadayılıklar tarih önünde çöker. Sanık sandalyesi, yalnızca bireylerin değil, bir zihniyetin, bir dönemin, bir rejimin pervasızlığının yargılandığı yerdir.

Orada yalnızca insanlar değil; bir düzenin suçları, suskunlukları, yalanları da sorgulanır. Uğur Mumcu’nun sözü bir temenni değil, tarihin defalarca yazdığı bir hakikattir: Hiçbir iktidar ebedi değil. Hiçbir zulüm sonsuz değil. Hiçbir kabadayılık, halkın hafızasından güçlü değil. Ama beklemek yetmez. Hafıza sadece kayıt tutmaz; değiştirme gücü de taşır.

Hakikati savunanların yanında olmak, adalet için sesini yükseltmek, Roboski için adalet istemek, Cumartesi Anneleri’nin nöbetine omuz vermek… İşte o zaman hafıza yalnızca hatırlamakla kalmaz; geleceği de yeniden kurar. Halkın belleği zamanı geldiğinde konuşur. Ve o gün, sanık sandalyesinde kimlerin oturacağı bellidir…

İlginizi Çekebilir

Gürsel Tekin mal varlığını açıkladı: İki evimiz bir de arabamız var
Hakan Tahmaz: İktidarın CHP Planı, muhalefetin geleceği

Öne Çıkanlar