Zindanın emeği, dostluğun hafızası, yıldızın dili Müslüm Aslan’ın yeni kitabı “Sizin Orada Yıldız Var mı?” (Tamara Yayıncılık, 2025), daha önce yayımlanan *“Nehirler Zindanlara Dökülür”ün yenilenmiş ve genişletilmiş versiyonudur. Fakat bu kitap yalnızca bir tekrar değil; daha yoğun bir duygu, daha keskin bir dil ve daha olgun bir edebi bakış açısıyla okurun karşısına çıkıyor. Kitap, yalnızca bir şiir veya deneme toplamı değil; “nehir” (kalp) ile “zindan” (yanardağ) metaforlarının kesişimidir.
Önsöz, metni açıkça “denemenin ve şiirin ötesinde” bir yanardağ kitabı olarak tanımlar; ama bu patlama ceberut değil, okuru nazikçe içeriye davet eden bir patlamadır. “Dili Türkçe, ruhu Kürtçedir” vurgusu da tam burada anlam kazanır: kelimeler Türkçe akar, ama kalbin tınısı Kürtçedir. Benim tanıdığım Müslüm—çalışkan, üretken, yeni gelenlere kucak açan, ideolojik kavrayışı berrak, morali ve esprisi yüksek—kitapta karşılaştığımız anlatıcıyla birebir örtüşüyor. Metnin “harfler”e ve “mektup”a yüklediği paye, onun koğuşta kurduğu paylaşım dilinin edebiyat karşılığıdır: harfler “çocuk masumiyetinin tarihinden” kök alır; mektup ve yalnızlık birer “yaşama biçimi”ne dönüşür.
Bu, içeride kolektif bir nefes almanın, yazıyla birbirini tutmanın poetik anatomisidir. Havalandırmadan ranzaya Kitap, içerideki yaşamı somut ayrıntılarla kuruyor: “kocaman bir havalandırma”, ocakta kaynayan çay, ranzadan ranzaya sesleniş, görüş günlerinin otlu peynir/yağmur/toprak ve “Kürtçe sabahlar” kokusu… Bu ayrıntılar, 1994 ölüm orucu gecelerinde Müslüm’ün şiirlerini okurken yaşadığım coşkunun edebiyattaki yankısıdır. Bir yerde ses şuna varır: “Bütün nehirler zindanlara dökülür.” Bu cümle, kitabın etik merkezi gibi; içerideki dayanışmanın hem ağıdı hem manifestosudur.
Başlığın kalbi: “Sizin orada yıldız var mı?”
Kitabın adı tesadüf değildir. Metin, okura—tam da dışarıdakine—sorar: “Sizin orada yıldız var mı?” Ardından cevabı içeriden kurar: Doğu’nun kalbinde çocuklar “yıldız izinde büyür”, göğün darlığı ışığı taşır, mezarların yatağında bile ışık büyür. Yıldız burada yalnız gökyüzü değil; hafıza, umut ve yön duygusudur. Eski mitlerde ve halk inanışlarında her insanın gökyüzünde bir yıldızı olduğuna inanılırdı. Bir insan doğduğunda bir yıldız doğar, öldüğünde ise yıldızı kayar ya da sönerdi. Bu yüzden yıldız sadece ışık değil, insanın kaderinin, ruhunun ve yolculuğunun simgesiydi. Kimi halk inanışlarında yıldızlar, yeryüzündeki insanların gökteki ikizleri sayılır; düşüşleri bir ömrün tamamlanışını haber verir.
Yıldızın mitolojik örnekleri; Mezopotamya:
İnsanların yaşamları belirli yıldızlarla ilişkilendirilir, gökyüzü kaderin haritasıdır. Yunan Mitolojisi: İnsan ruhları göğe yükselir, kahramanlar yıldız olur; Orion ve Andromeda mitleri insan-yıldız bağını simgeler. Kürt Halk İnançları: Yıldızlar yol gösterici ve koruyucudur; kayıp yoldaşların ruhları yıldızlarda ışık bulur. Mısır Mitolojisi: Yıldızlar, ölülerin ruhlarının göğe yükselişini ve ölümsüzlüğü temsil eder. Müslüm’ün kitabında yıldız, içerideki dostluğun ve hatıranın gökteki izdüşümüdür; kayıp yoldaşların hatırasını diri tutan ışık, içeriyle dışarıyı birbirine bağlayan bir simgedir. Kitabın başka bir yerinde, “Her yazı, kayan bir yıldız…” cümlesi belirir.
Bu, poetik bir önerme ve hatıranın hareket yasasıdır: yazı, hatırladıkça kayar; kaydıkça yolu gösterir. Müslüm’le ve Aram’la paylaştığım yılların kayarak bugüne ışık düşürmesi de bundandır. Biçim: şiir ile deneme arasında esneyen damar Metin, blok denemelerle lirik pasajlar arasında elastik bir dil kurar. “Şimdi Dalmışım” gibi metinlerde söz, içe doğru kıvrılan bir ritme biner; nefes daralır, tekrarlarla genişler; dil, zindanın duvarlarında yankılanan o tanıdık iç ezgiyi taşır. Bu ses, en zor koşullarda bile moral depolayan Müslüm’ün koğuştaki sesidir; içerideki ritmi ayakta tutan bir nabızdır. “Harflerin” bölümünde yazının ahlakı konuşur: suç/pişmanlık diyalektiğini aşan bir sevgi telkini, “ışığa yamanmış düğümler”i çözen bir emek estetiği…
Bu, Müslüm’ün çalışkanlığıyla birebir örtüşen poetik tutumdur. Temalar: yalnızlık, yolculuk, mektup—ve tomurcuklanan mavi Yalnızlık, kitapta arabesk bir kapanma değil, insanı düşünmeye zorlayan bir “bildiri”dir: toprak kokusu, çiy damlası, mektup… İçeriyle dışarı arasında askıda kalmış bir sesin etik alanıdır. Bu alan, içeride kurulan yoldaşlığın ve Müslüm’ün yeni gelenlere gösterdiği şefkati nakış gibi işler. Ve finalde, kitabın içsel mottolarından biri gibi parlayan cümle: “Zindanlara dökülen nehirler maviye tomurcuklanır.
”Sizin Orada Yıldız Var mı?”
Karanlığın içinde maviye tomurcuklanan bu imge, hem şiirin hem dayanışmanın iç yasasıdır. Tanıklığın ritmi: üç koğuş arkadaşı ve bir yoklama Üçümüzün üç yıl aynı koğuşu paylaşması, sonra savrulmamız… Müslüm’ün uzun yıllar sonra cezaevinden çıkışı, Aram’ın içeride yirminci yılında kalp kriziyle düşüşü… Her “şahadet haberi”, yıldızın kayışı gibi içimizde yeniden belirir; yazı o kayışı kayda geçirerek unutmaya direnir. Kitaptaki yıldızlar yalnızca göğe değil, kalbin karanlığına da ışık taşır. Mücadeleyi estetikte tutan bir dostluk edebiyatı Sizin Orada Yıldız Var mı?, sadece metin yenilenmesi değil; hafıza ve etik yenilenmesidir.
Müslüm, koğuşta üstlendiği sorumluluğu sayfalarda sürdürüyor; yeni gelene yolu gösteren sabırlı sesi, okura dönüşüyor. Hapishanenin somut topografyasını kayıt altına alırken (havalandırma, ranzalar, çay, görüş), yıldızın diliyle umudu örgütlüyor. Sonuç: yıldızın izinde buluşmak Bir yoldaş gözüyle kitap şunu söylüyor: Mücadele, sadece slogan değil; harflerin ahlakı, mektubun sabrı, dostluğun sürekliliği, esprinin devasıdır. Müslüm’ün sesi, içeride koğuşu ayakta tuttuğu gibi, bugün de okuru ayakta tutuyor—çünkü “her yazı, kayan bir yıldız”dır ve biz o yıldızın izinde birbirimizi buluyoruz. Yıldız, gökteki ışığıyla kadar, içimizdeki karanlığı da aydınlatan bir rehberdir; umut, hafıza ve dostluğun bir araya geldiği yerdir.
Yazar Hakkında:
Müslüm Aslan, Mardin’in Nusaybin ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Siyasi faaliyetler sebebiyle bir süre tutuklu kaldı. Serbest kaldıktan sonra Utopya dergisinin yayın yönetmenliğini yaptı. Çeşitli gazete ve dergilerde çok sayıda yazı ve şiirleri yayımlandı; şiirleri bestelendi. Ayna, Rû, Aram , Aslan’ın yayımlanan eserlerindendir. Bu eser, daha önce basılmış olan “Nehirler Zindanlara Dökülür” adlı çalışmasının yenilenmiş ve geliştirilmiş versiyonudur.











