2025 yazı, Orta Doğu’nun çorak zemininde yeni bir haritanın oluşmaya başladığı kritik bir döneme işaret ediyor. Bu haritada kalem oynatanlar sadece klasik güçler değil; sahada kanla, direnişle, fedakârlıkla var olan halklar da artık belirleyici birer aktör.
İsrail’in Süveyda’ya müdahalesi, görünüşte sadece Dürzi halkına yönelik bir “koruma” refleksi gibi algılansa da, etkisi çok daha derin ve çok yönlü oldu.
Dürzi halkının güvenliğini sağlayan bu müdahale, aslında Suriye’deki dengeleri altüst etti ve uzun süredir boğulmak istenen Rojava’ya bir nevi can suyu verdi. Roni Rıha’nın sözleriyle: “İsrail’in Süveyda’da kararlı bir duruş sergilemesiyle Kobanê’ye gelip Kürtlere yardım etmesi arasında bir fark yoktur… Suriye’de Kürtlerle aynı kaderi yaşayan Dürzi halkına yönelik destek, Kürt halkına yönelik bir destektir.” (Roni Rıha).
Bu gelişme, sadece Kürtler için değil, bütün bölge halkları için bir uyarı niteliği taşıyor. Çünkü savaş, artık yalnızca toprak ve iktidar savaşı değildir. Aynı zamanda bir kimlik savaşıdır. Dürziler, Aleviler, Kürtler, Hristiyanlar… Herkes kendi kaderi üzerinde söz sahibi olmak istiyor. Ancak bu hakikat, Türkiye ve müttefikleri için hâlâ bir tehdit olarak görülüyor. Türk Devleti’nin “Entegre Olun” Çağrısı: Teslimiyetin Diğer Adı Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın şu sözleri bu politikanın özünü ifşa ediyor: “Kaostan faydalanarak otonomi, bağımsızlık çıkarmayın… Zaman entegre olma zamanıdır…”
Bu sözlerin anlamı açık: “Teslim olun.” Türkiye tarih boyunca barıştan değil, teslimiyetten yana olmuştur. Hakan Fidan’ın çağrısı da bu kadim devlet refleksinin güncel versiyonudur. Türkiye, Suriye’ye yönelik müdahalelerine 2016’dan beri devam ediyor. Afrin, Gire Spî, Serêkaniyê işgal altındadır. Buralarda Kürt halkına yönelik sistematik etnik temizlik uygulanmış, demografik yapı zorla değiştirilmiştir. Ancak İsrail’in Süveyda müdahalesiyle oluşan yeni denklemde bu politikanın sürdürülebilirliği sorgulanır hâle gelmiştir.
Bu yüzden Ankara’nın söylemi sertleşmiş, sahadaki vekil güçler devreye sokulmuştur. Colani Rejimi ve Erdoğan’ın Yeni Tasarımı: Tek Ordu, Tek Millet, Tek Suriye Erdoğan rejiminin Rojava karşıtı politikası, artık sadece Kürtlerle değil, aynı zamanda tüm farklılıklarla bir savaşa dönüşmüştür. Günay Aslan’ın tespitleri bu konuda çarpıcıdır: “Türk devleti ve Erdoğan rejimi, Kürtleri terör örgütü IŞİD’in Halifesi Bağdadi’nin halefi Colani’nin önünde diz çökmeye zorlamaktan vazgeçmedi, geçmiyor.” (Günay Aslan).
HTŞ’nin eliyle yürütülen bu yeni dizayn, yalnızca Kürtleri değil, Alevileri, Dürzileri ve Arap ilericilerini de hedef alıyor. Trump yönetiminin gölgesinde şekillenen bu siyaset, “Birleşik Suriye” adı altında bir totaliter yapı öngörüyor. Ancak bu modelin sahada karşılığı yok. HTŞ, destek aldığı hâlde ne otoriteyi ne de meşruiyeti sağlayabiliyor. Uluslararası Sessizlik ve Kürtlerin Yalnızlığı Sahada yaşanan tüm bu gelişmelere rağmen, Batı dünyası sessiz. ABD, Avrupa, BM… Kürtlerin IŞİD’e karşı yürüttüğü onurlu mücadeleyi unuttu. Şimdi Erdoğan-Barrack-Colani üçgenindeki kirli pazarlıklar izleniyor, ama müdahale edilmiyor. Bu sessizlik, ahlaki çöküntünün ve stratejik miyopluğun açık bir göstergesidir.
Günay Aslan’ın ifadesiyle: “Kürtlerin büyük bedeller ödeyerek IŞİD belasından kurtardığı uluslararası toplum… bu tehlikeli gidişatı; Erdoğan–Barrack–Colani üçgenindeki ahlaksız dayatmayı uzaktan izlemekle yetiniyor.” (Günay Aslan) Ya Birlik, Ya Kayıp Zaman Bu koşullar altında Kürtlerin kazanması kader değil, tercih meselesidir. Roni Rıha’nın uyarısı önemlidir: “Kürtler kazanmaya mahkûm mu? Hayır. Ama büyük kazanabilirler – tek bir şartla: Ulusal çıkarlar etrafında birleşmeleri…”
Mevcut dağınıklık içinde kazanılacak olan sadece zamanın ötelenmesidir. Oysa birlik içinde hareket edilirse tarihsel kazanımlar mümkün olur. Rojava, sadece Kürtler için değil, Suriye halklarının ortak geleceği için bir modeldir. Demokratik, çoğulcu ve özyönetim temelli bir sistem, bölgenin tek çıkış yoludur.
Sonuç: Saflar netleşti, tereddüt eden ezilir, bu dönem artık karar dönemidir. “Taraf tutmadan izleyeceğiz” diyenlerin bertaraf olacağı bir dönem. Çünkü Suriye fiilen bölünmüştür. Kürtler ya bu parçalı yapının kurucu aktörlerinden biri olacaklar ya da başkalarının tasarımında figüran hâline gelecekler. Golan’dan Şam’a, Dera’dan Kobanê’ye kadar her cephede tarih yazılmaktadır. Ve bu tarihin kalbinde şu gerçek yatıyor: Yapay sınırları çizen Lozan aşılmaya, Türkiye ise tarihsel kaderiyle yüzleşmeye mahkûmdur.











