Van halkı yerel seçimlerde sözünü söyledi. İktidar, 14 belediyenin hiçbirini kazanamadı. Sandıktan çıkan irade nettir: Van, kendi geleceğini kendi seçmek istedi.
Ama iktidar, halkın bu tercihini kabullenmedi. Sandıkla kaybedilen irade, kayyum sopasıyla gasp edildi.
Kayyum, Van Büyükşehir Belediyesi’nin kapısından içeri girdiği ilk gün, masasına bir dosya bıraktı: “İşten çıkarılacaklar listesi.”
O liste sadece isimlerden ibaret değildi; bir şehrin emeğini, alın terini, onurunu yok sayan bir imzaydı. 223 işçi bir gecede kapının önüne kondu.
Bir baba kızını üniversitede okutuyordu, bir anne kredi borcunu ödemek için her gün mesaiye kalıyordu, bir genç evlilik hazırlığı yapıyordu, bir başkası hasta annesinin ilaçlarını alabilmek için çalışıyordu.
Hepsi bir anda işsiz bırakıldı.
O listeyle birlikte ekmekleri de, yarınları da ellerinden alındı. Ama bu kıyım yalnızca ekonomik bir tasfiye değil. Kayyum, halkın seçtiği iradeyi ortadan kaldırırken, işçilerin hayatlarını da siyasi bir mesajın malzemesi yaptı: “Benim irademe karşı gelen, ekmeksiz kalır.” demeye çalıştı.
Açlık bir yönetim aracına dönüştürüldü.
Ancak işçiler susmak istemiyor, direniyor ve bunu her gün kanıtlıyor. Belediye binasının önünde toplanıyor, pankart açıyor, slogan atıyorlar.
Kimi gözyaşlarıyla, kimi haykırarak, kimi sessizce bekleyerek ama hepsi aynı sözü yineliyor: “Biz bu kentin emekçileriyiz, bizi yok sayamazsınız.”
Van’da olan biten, sadece 223 işçinin işten çıkarılması değil; bir kentin iradesinin yok sayılması, emeğin değersizleştirilmesi, halkın açlıkla terbiye edilmek istenmesidir.
Ama ekmek yalnızca karın doyurmaz; ekmek, onurun ve direnişin simgesidir. Ve Van’da bugün yükselen ses, bize şunu hatırlatıyor: Bu topraklarda hiçbir sessizlik sonsuza dek sürmez…










