İpekyolu’nun kalabalığında akşam çökerken, solgun bir sokak lambasının ışığında gölgeler titrek bir rüya gibi dans ediyor. Ama hiçbir ışık, içimizdeki karanlığı aydınlatamıyor. Xaçort’un dar sokaklarında bir çocuk topun peşinde koşarken, Van Gölü’nün kıyısında bir genç, dalgaların fısıltısına hayallerini bırakıyor. Her yüz bir maske, her bakış kırılgan bir yansıma, her gülümseme suskun bir hikâye.
Ve yalnızlık…
Van’ın taşlarına, rüzgârına, gölün derinliklerine işlenmiş bir gölge gibi; sessiz ama her adımda ağırlığını hissettiren. Zaman, geçmişin gölgeleriyle geleceğin belirsizliği arasında asılı bir ipte yürüyor. Hafızanın bulanık sularında kaybolmuş anılar, bir kokuya, bir dengbêj ezgisine tutunarak geri dönüyor. Çocukken gittiğim köyde , akşam ezanıyla kapı önünde toplanır, yıldızların altında hikâyeler dinlerdik. Bir dede vardı ak sakallı bilge biriydi , o anlatır, biz dinlerdik; her sözü Van Gölü’nün dalgaları gibi ruhumuza çarpar, içimizde yankılanırdı. Şimdi o köyün yerinde apartmanlar yükseliyor; anılar ise içimde silik bir renk, geçmeyen bir gölge gibi duruyor.
Geçmiş, izini silmiyor. Ama belki de bu puslu izler, hem uyarı hem öğretidir. Çünkü Van’ın rüzgârında yüzleşirsek, kaybolmuş güzelliklerin izinde geleceğe cesaretle bakabiliriz. Her gölge, mutlaka bir ışığın haberini taşır. Bugün gerçek ile sahte, doğru ile yalan, sahici ile maske birbirine karışmış durumda. Sosyal medyanın parıltılı hayatları, Van Gölü’nün sularına düşen hayali bir yansıma gibi: uzaktan güzel, dokununca dağılan. Belki de o “mükemmel” kare, derin bir yalnızlığın perdesidir. İnsan, algısının daracık hapishanesinde dolaşırken, “boş kümeler”in ağırlığını taşır. Ruh, bu boşluklardan yorulur. Fakat İpekyolu’nun kalabalığında ya da Xaçort’un dar bir sokağında bir an durup, “Ben gerçekten ne istiyorum?” diye sormak… işte bu, kendi içinde küçük bir devrimdir.
Yanılsamalardan sıyrılıp ruhunu uyandırmak, Van’ın serin rüzgârının yüzüne çarpıp gözlerini açmasına benzer. Bir zamanlar Van Gölü’nün günbatımları büyü doluydu. Gökyüzü turuncu, mor, pembe renklerle yanar; gölün suları bir dengbêjin sesi gibi hikâyeler fısıldardı. Geçen yaz İpekyolu’nda, kirli havanın boğduğu solgun bir günbatımı izledim. Renkler yetersizdi; ama bir an için, bir Newroz akşamında ateşin etrafında toplananların sıcaklığını duydum içimde. Her kırık renk, her soluk ışık, bize yaşamın kırılgan yanına tutunmayı hatırlatır. Çünkü gölgelerin ardına cesaretle bakan, Van Gölü’nün derinliklerinde daima bir umut bulur. Ve her kaybolan güzellik, yeni bir başlangıcın sessiz müjdecisidir. Dünya, gözlerinin rengiyle şekillenir.
Xaçort’ta bir teyzenin çay ikramındaki sıcaklık, sabah Van kahvaltısında otlu peynirin kokusu, göl kıyısında bir gencin dalgalara bıraktığı hayal… İyilik, hüzün, neşe, hepsi bakışında anlam bulur. Kalbin berrak gözü karmaşayı çözer; tıpkı Van kedisinin biri amber, biri mavi gözüyle dünyayı farklı açılardan süzmesi gibi. Sokakta koşan bir çocuğun gülüşü, en derin karamsarlığı siler. İpekyolu’nun tozlu yollarında bir anlık neşe bile her şeyi değiştirebilir. Çünkü gerçeği görmek, onu dönüştürmenin ilk adımıdır. Toplum, görünmez iplerle dokunmuş bir halıdır; her ilmek, bir insanın hikâyesini taşır. İpekyolu’nda yükselen binalar Xaçort’un mütevazı sokaklarını gölgede bıraksa da, hayat yine herkesin bakışıyla şekillenir. Bir zamanlar köylerde kapılar açıktı; komşular bir tabak yemekle, bir türküyle birleşirdi. Bugün apartmanlar duvarlar ardında yükseliyor, ama o eski sıcaklık hâlâ Xaçort’un dar sokaklarında, bir teyzenin ince belli bardağında yaşıyor.
Bu değişim ruhumuzda iz bırakıyor. Geçmişin radikalliği ile bugünün pragmatizmi arasında sıkışan insan, hem kendini hem toplumu yeniden anlamak zorunda. Van’ın rüzgârında bu çelişkileri kavrayabilen, tarihle bugün arasında köprü kurar. Çünkü her yara, yeni bir hikâyenin başlangıcıdır. Hayat, değişen bir sahne; Van Gölü’nün dalgaları gibi hiç durmadan akıyor. Dijital ekranların ve yapay gülüşlerin çağında, özgün bir bakış her zamankinden daha değerli. Herkesin gördüğü renkler farklıdır; ama kalbin berrak gözü gerçeği ayırt eder. Ve sen, gölgeler arasında, Van Gölü’nün kıyısında kendi ışığını bulabilirsin. Cesaretle bak, çünkü gerçek yalnızca gören gözde can bulur. Ve belki bir gün, Xaçort’un sokaklarında, İpekyolu’nun kalabalığında, Van’ın rüzgârında, yeni bir hikâye hep birlikte yazılır.









