Bazı hayaller, takvimlerin çizdiği sınırlara sığmaz. Onlar, kendi zamanlarını bilirler. Yüreğin ritmini dinler, sabrın toprağında kök salmayı beklerler. Bir baharın ilk tomurcuğu gibi, ne acele eder ne de küser. İnsan sabırsızdır; hemen olsun ister, hemen yeşersin.
Ama hayat, sabırla konuşur. Her tohumun bir gecesi vardır; toprağın karanlığında sessizce nefes alır. Biz unuturuz bazen; “olmadı” deriz.
Oysa hiçbir şey kaybolmaz. Yalnızca zamanı gelmemiştir. Rüzgârın yönünü değiştiren o sabır, umudun sessizce kök saldığı yerdir. Umut, fırtınada sönmeyen bir kandil gibidir. Titrer belki, ama asla… Yarın… bazen bir parıltıdır sadece. Belki küçük, belki sönük; ama vardır.
Bugünün gölgelerinden doğar, gözlerimizde yankılanır. Henüz yazılmamış hikâyelerin habercisidir o. Yol taşlıdır çoğu zaman, yürek yorgun. Zaman elimizden kayar, bazı hayaller eksik kalır. Kapılar aralık, cümleler yarım. Ama içimizde bir ses, inadına fısıldar: “Devam et.” O ses… işte o ses, en karanlık anın içinden çağırır bizi.
Çünkü vazgeçmek, yalnızca bir şeyden değil; kendinden vazgeçmektir. Biz, susmayı değil; kalbimizin sesini duymayı seçenlerdeniz. İnsan, beklentilerini kaybettiğinde değil; hayal kurmayı unuttuğunda yenilir. Hayaller ruhun nefesidir — bir dalın ucundaki çiçek, geceyi yaran yıldız, bir annenin duası, bir çocuğun gülüşü.
Eğer hâlâ bir düş kurabiliyorsak, hâlâ bir ağacın gölgesinde soluklanma isteğimiz varsa, hâlâ bir dostun gözlerinde huzur arıyorsak… o zaman direniyoruz demektir. Direniş, sokaklarda değil bazen; içimizde olur. Sessizce. Bir bekleyiştir, bir sabır, bir “belki yine olur” deyişidir. Her sabır bir isyandır. Her umut, karanlığa meydan okur.
Biz bu zincirin halkalarıyız. Bizden öncekilerin dualarıyla, bizden sonrakilerin gülüşleriyle örülmüş bir bağ bu. Her hayal, geçmişin terinden ve geleceğin gözlerinden doğar. Bir halkayı koparmak, yalnızca kendini değil, bir halkın hikâyesini eksiltmektir. O yüzden her adımımız bir sorumluluk, her umut bir emanettir.
Bazen bir türküde yankılanır bu bağ, bazen bir annenin sessiz bakışında. Bazen de bir babanın nasırlı ellerinde. Yalnız değiliz; bizden önce de inananlar vardı, bizden sonra da olacak. Biz, umudun ve direnişin çocuklarıyız. Her yara, bir hikâye. Her düşüş, yeni bir başlangıç. Yarın, gözlerimizdeki o küçük ışığın adıdır. Ve o ışık, en koyu gecede bile sönmez.
Kimi zaman bir çocuğun bakışında, kimi zaman bir dostun omzunda, kimi zaman kendi içimizde yeniden yanar. Işık her zaman bir yerlerde saklıdır — bir kelimede, bir anıda, bir tebessümde. Biz o ışığın izini süren yolcularız. Yorulsak da, düşsek de, içimizdeki kıvılcımı söndürmeyiz. Bir gün hepimiz o ışığa kavuşacağız. Ama o güne dek, umudun nöbetini tutmak boynumuzun borcu.
Çünkü yarın, yalnızca bir gün değil… insanın içindeki ışığın ta kendisidir











