Yazmak, sadece kelimelerle değil, vicdanla yapılan bir yürüyüştür.
Bugün etrafımıza baktığımızda çok sayıda insanın “yazar” unvanını taşıdığını görüyoruz. Kitaplar yayımlanıyor, köşe yazıları kaleme alınıyor, internet ortamında sayısız içerik üretiliyor. Ancak sormamız gereken temel bir soru var: Tüm bu yazı bolluğu içerisinde hakikat neden bu kadar kıt?
Kalem oynatmakla yazar olmak aynı şey değildir. Yazarlık, salt bilgi aktarmak, kurgu üretmek ya da duygu sunmak değil; bir vicdan eylemidir. Kalemin bir duruşu, bir yönü ve bir yükümlülüğü olmalıdır. Eğer yazı hakikate dokunmuyorsa, o yazının ardında kalem değil, yalnızca gürültü vardır.
Hakikat Nedir? Herkesin Gerçeği Olur mu?
Modern çağda sıkça karşılaşılan iddialardan biri şudur: “Herkesin hakikati farklıdır.” Bu yaklaşım, başlangıçta kulağa demokratik gibi gelse de çoğu zaman politik sonuçları sakatlayan, sorumluluğu dağıtan bir retoriktir.
Çünkü zulmedenle zulme uğrayanın hakikati eşitlenemez. Fail ile mağdurun hakikati aynı kefeye konulamaz. Hakikat, göreceli bir inanç değil; adaletin ve vicdanın ortak kesişim noktasıdır.
O hâlde hakikat, yalnızca olan değil; olması gerekendir.
– Bir halk inkâr ediliyorsa, hakikat onun tanınmasıdır.
– Kadınlar öldürülüyorsa, hakikat onların yaşama hakkıdır.
– Emek sömürülüyorsa, hakikat onun özgürleşmesidir.
– Sessizlik egemense, hakikat sözün ta kendisidir.
Yazar ise bu hakikatin takipçisi değil, taşıyıcısıdır. Kalemini onun hizmetine sunan kişidir.
Yazarlığın Ahlaki Eşiği: Taraf Tutmak
Yazarlık, estetik ya da teknik bir hüner değil; bir ahlak biçimidir. Yazar olmak, dünyayı izlemekle değil, dünyaya tanıklık etmekle ilgilidir. Bugün birçoğu yazar kimliğiyle anılan kişiler, sistemin kalemşörlüğünü yapıyor.
– Egemenlerin dilini yeniden üretiyor,
– Olanı süsleyip acıyı estetize ediyor,
– Halkın gerçekliğini değil, piyasanın beklentilerini yazıyorlar.
Bu kişiler elbette kitap yayımlıyor, TV programlarına çıkıyor, söyleşilere katılıyor. Ama bir halkın hafızasında, bir toplumun direniş belleğinde yoklar. Çünkü yazdıkları hakikate değil, piyasaya hizmet ediyor. Onlar kalemi bir süs objesi olarak taşıyor, bir sorumluluk değil.
Kitabı Olmayan Yazarlar, Yazarı Olmayan Kitaplar
Gerçek yazarlar bazen kitap yayımlayamaz. Çünkü sürgündedir, çünkü cezaevindedir, çünkü yoksuldur. Ama onların yazıları vardır:
– Duvarlara kazınan cümleler,
– Revirde saklanan defterler,
– Sessizce paylaşılan şiirler,
– Annelerin mezar taşına fısıldadığı ağıtlar…
Onlar basılı değildir belki, ama bir halkın ruhunda yankılanır. Çünkü yazarlık, yayınevi logosu değil; bir izdir, bir tanıklıktır.
Aynı şekilde, bazı kitaplar vardır ki binlerce basılmıştır ama hiç kimseye dokunmaz.Çünkü içinde hakikat yoktur, sadece ambalaj vardır.
Kalemle Direniş Mümkün mü?
Evet. Çünkü direniş yalnızca sokakta, dağda, grevde olmaz. Zihinler işgal altındaysa, kalem bir direniş silahıdır.
– Bir çocuk bir yazıyla dünyayı anlamaya başlar,
– Bir işçi bir yazıyla sömürüyü fark eder,
– Bir kadın bir yazıyla kendini tanır,
– Bir halk bir yazıyla geçmişini ve geleceğini kurar.
Bu yüzden kalem, devrimin öncüsüdür; Bazen bir gazete sayfasında, bazen bir not defterinde, bazen yalnızca bir cümlede.
Hakikate Sadık Kalmanın Bedeli
Gerçek yazarlar çoğu zaman yalnızdır. Davet edilmezler. Ödül almazlar. Manşet olmazlar. Çünkü hakikate sadık kalmanın bedeli vardır. Ama o bedel, bir gün toplumsal hafızada ödenir. Yıllar sonra insanlar dönüp baktıklarında; Kimin satır aralarında susturulduğunu, Kimin kelimeleriyle onurlandığını bilirler.
Bir halk, yazarını unutur ama hakikatin izini sürmeye devam eder.
Son Söz: Kalemle Yol Yürümek
Yazarlık bir seçimdir: Hakikatin tarafında mı duracaksın, yoksa düzenin konforunda mı? Bugün yazmak isteyen herkesin bu soruya cevap vermesi gerekir. Çünkü kalem bir silahtır. Ya halkı savunur ya da halkı bastıranların eline geçer.
O hâlde yazarlık, sadece bilgi işi değil; vicdan işi dir. Ve hakikatin yazarı olmak, kitap yazmaktan değil, doğrularla yaşamaktan geçer…










