Yılın son günlerinde evin içinde garip bir sessizlik dolaşır. Pencereden bakan insan, yalnızca havanın griliğini değil, içindeki eksik kalmış cümleleri de görür. Takvimde kalan boşluklar incelir, sonra birden kaybolur.
O anda fark ederiz: Zaman, biz hazır olalım diye beklemez. Yeni yıl, hep taze bir başlangıç gibi görünür. İnsan, hayatın bir yerinde nihayet düzeleceğine inanmak ister. Umut, ruhun gizli deposudur; hiç olmadığı gün bile, orada bir yerlerde yanmaya devam eder. Ama yeni yıl yalnızca umut değildir. Geride bıraktığımız günlerin sessiz muhasebesidir aynı zamanda.
Takvimden kopan her yaprak, ömrümüzden kopan ince bir iz bırakır. Bir daha açılmayacak bir ihtimal… bir daha kurulamayacak bir cümle… Bir akşam, telefon rehberinde durup öylece kalan bir ismin önünde yakalandım kendime. “Ara” demiştim; hep “sonra.” Sonra olmadı. İşte o an anladım: Keşkeler yüksek sesle bağırmaz; içe doğru çöker ve ağırlaşır.
Yine de zaman yalnızca alan bir güç değildir. Bazen omzumuza hafifçe dokunur ve fısıldar: Hayat, ertelenmeye gelmez. Mutluluk çoğu zaman büyük zaferlerin sonunda değil; küçük, berrak anların içinde saklıdır. Sabah acele etmeden içilen bir kahvede, hiç beklemediğin bir gülümsemede, yolun ortasında cesaretle verilen minicik bir kararda.
Yeni yıl bu yüzden mucize değil; sessiz bir davettir. Kırdığımız yerleri onarmaya, yüklerimizin adını dürüstçe koymaya, bugünü heba etmeden yaşamayı denemeye çağırır. Geçmişi inkâr etmeden; ama onun gölgesinde kalmadan…
Belki büyük sözlere ihtiyacımız yok. Dünya çoğu zaman küçük ama gerçek adımlarla değişir: gecikmiş bir özür, içten bir teşekkür, kısa bir ziyaret ve ertelenmiş bir hayali sonunda küçücük de olsa başlatmak.
Çünkü zaman kimseyle pazarlık yapmaz. Biz onu tutmaya çalıştıkça, o içimizden geçer. Ama fark ettiğimizde, ona teslim olmadan da yürüyebiliriz; yanımızda, bilgeleşerek. Olgunluk belki de burada başlar: Geçmişin hüznünü saklamadan, geleceğin ışığını söndürmeden — bugünü ciddiyetle ve şefkatle yaşamakta.
Az sonra takvimden bir yaprak daha koparacağız. Sorulacak soru basit: Bu yaprak yalnızca düşecek mi, yoksa ona anlam katacak mıyız? Cevabı, yarına bırakmayalım. Îyî seneler…










