Mecit Zapsu: Geç Anlayanların Dünyası

Genel

Bazı şeyler bilinmediği için değil, bilinmek istenmediği için geç anlaşılır. İnsan gerçeği çoğu zaman görmezden gelmez; onu erteler. Çünkü gerçek, yalnızca bir düşünceyi değil, bir hayat biçimini de sarsar. Ve insan, haklı olmaktan vazgeçebilir ama alışkanlıklarından vazgeçmek istemez. Yanlışın içinde yaşamak her zaman zor değildir. Bazen en konforlu alan tam da orasıdır. Yanlış, yeterince uzun süre tekrar edilirse bir süre sonra doğru gibi hissettirir.

İnsan, içinde yaşadığı düzeni sorgulamamayı öğrenir. Çünkü sorgulamak, yalnızca düşünmeyi değil, değişmeyi de gerektirir. Bir fikre bağlı kalmakla, bir fikre tutunmak arasında ince ama belirleyici bir fark vardır. Bağlılık sorgulamayı dışlamaz. Tutunmak ise çoğu zaman korkudan beslenir. İnsan bazen bir düşünceyi doğru olduğu için değil, onsuz kalırsa neye dönüşeceğini bilmediği için savunur. Bu yüzden tartışmalar çoğu zaman gerçeği arayan iki zihin arasında değil, kendi varlığını korumaya çalışan iki korku arasında yaşanır.

Toplumlar da bireylerden farksızdır. Onlar da alışır, onlar da korkar, onlar da erteler. Bir yanlış, yeterince kalabalık tarafından benimsendiğinde artık yanlış olmaktan çıkmaz; sorgulanamaz hale gelir. Normalleşen her şey, zamanla görünmez olur. Ve görünmez olan, en az sorgulanan şeydir. İnsan zihni tuhaf bir şekilde çalışır: Kendisine zarar veren şeyi bile, eğer ona alışmışsa korumaya meyillidir. Çünkü alışkanlık, gerçeğin önüne geçebilir. Bir düşüncenin doğru olup olmadığı değil, tanıdık olup olmadığı belirleyici hale gelir. Tanıdık olan güven verir; güven veren şey ise çoğu zaman sorgulanmaz. Bu yüzden bazı gerçekler bilgiyle değil, ancak bedelle anlaşılır.

İnsan yıllarca aynı yanlışı tekrar eder, aynı hayal kırıklıklarını yaşar, aynı duvarlara çarpar. Yine de vazgeçmez. Çünkü vazgeçmek, sadece bir hatayı kabul etmek değildir; o hatayla kurulan bağı da koparmaktır. Ve bazen insan, kendisine zarar veren şeye bile sadık kalmayı seçer. Geç anlamak bir kader değildir. Ama anlamamakta ısrar etmek, yavaş yavaş kadere dönüşür. Ertelenen her yüzleşme büyüyerek geri döner. İnsan bir gün gerçeği mutlaka görür; ama o gün geldiğinde çoğu şey için artık geç olabilir. İşte asıl mesele burada başlar: Anlamak değil, zamanında anlayabilmek. Dünya, erken anlayanlarla geç anlayanlar arasında görünmez bir çizgi üzerinde ilerler.

Bir taraf, bedel ödemeden önce durmayı öğrenir. Diğeri ise ancak kaybettikten sonra fark eder. Ve tarih, çoğu zaman ikinci grubun hikâyeleriyle doludur. Belki de mesele şudur: İnsan gerçeği öğrenmekten korkmaz; gerçeğin kendisini değiştirecek olmasından korkar. Çünkü bazı bilgiler, sadece zihni değil, hayatı da dönüştürür. Ve herkes dönüşmeye hazır değildir. Bu yüzden bazı toplumlar, bazı insanlar, bazı hayatlar… hep aynı cümlenin içinde sıkışıp kalır: Geç anladım.

Ama asıl soru şudur: Geç mi anladık, yoksa anlamayı hep erteledik mi? Ve en kötüsü: O soruyu sormayı da ertelemek.

İlginizi Çekebilir

Mordem Zel: ​Kalbin ve Newroz’un Yolculuğu; Semsûr’dan Çewlîg’e
Almanya’da “savaş ekonomisi” için hazırlık çağrısı

Öne Çıkanlar