Mehmet Emin Aktar: Tahliyelerin engellenmesi ideolojik ve sistematik bir uygulamadır

* Tahliyelerin engellenmesindeki temel gerekçe gerçekte ideolojiktir. Kişinin politik görüşü ve duruşu ile ilgilidir. Bu tür kararların yaygınlığı dikkate alındığında bunun münferit bir uygulama olduğu ileri sürülemez. Bu sistematik bir uygulamadır. Kürt politik mahpuslarının tamamı için uygulanmaktadır.

*Adına idare ve gözlem kurulu denilen bir kurul, tamamen ideolojik gerekçelerle, politik mahpusları pişmanlık gibi aşağılayıcı bir tutuma zorlayarak yasal haklarından yararlanmalarını engellemektedir. Pişmanlık dayatmasının sonuç vermeyeceği elbette bilinmektedir. Buradaki dayatmanın hukuki bir dayanağı yok. Amaç aşağılamak ve daha uzun süre keyfi biçimde mahpushanede tutmaktır.

Nûpel Yayın Koordinatörü Filiz Deniz, denetimli serbestlik hakkı engelenen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı‘nın avukatı Mehmet Emin Aktar ile Mızraklı’nın durumunu ve tahliyelerinin engellenmesinin ardındaki nedenleri konuştu.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eski Eş Başkanı Selçuk Mızraklı’nın denetimli serbestlik talebinin reddedilmesi Kürt kamuoyunda yoğun tepkilere neden oldu? Gerekçe olarak da, ‘örgütten ayrıldığına dair beyan vermediğini’ belirtiniz. Bu ne anlama geliyor? Bunu nasıl yorumlamalı?

İnfaz mevzuatı uyarınca verilen cezaların belirli bir kısmının kapalı cezaevinde geçirilmesinden sonra kalan cezaları farklı şekilde tamamlanabilmektedir. Bunlardan biri şartlı tahliyedir. TMK kapsamındaki cezaların 3/4 ünün kapalı ceza infaz kurumlarından çekilmesinden sonra hükümlünün şartlı tahliyesine karar verilir ve kalan ceza dışarıda çekilir. Ancak, şartlı tahliyeye 1 yıldan az süre kaldığında kalan 1 yılın açık ceza infaz kurumunda veya denetimli serbestlikle dışarıda geçirilmesine karar verilebilir.

Dr. Selçuk Mızraklı 9 yıl 4 ay 15 gün cezanın infazını çekmektedir. Şartlı tahliye tarihine 1 yıldan az süre kalması üzerine 4 Eylül tarihinde bulunduğu cezaevi müdürlüğünden bu yolda talepte bulundu. Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü 8 Eylül tarihinde talebin reddine karar vermiştir. Gerekçesini de Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliğinin 6/2-ç bendinde “Terör ve örgütlü suçlardan hükümlü olup, mensup oldukları örgütten ayrıldıkları idare ve gözlem kurulu kararıyla tespit edilenlerin koşullu salıverilme tarihine bir yıldan az süre kalması,” hükmüne dayandırmış ve “Yapılan inceleme neticesinde adı geçenin 04/02/2022 tarihinde Kurumumuza geldiği, kurumumuzda barındırıldığı süre içerisinde terör örgütünden ayrıldığı yönünde bir beyanının bulunmadığı,” ifadeleriyle açıklamıştır.

Yönetmelikte böyle bir beyan zorunluluğu düzenlenmemesine rağmen cezaevi idaresi bunu keyfi olarak istemektedir. Bu uygulama yeni değildir. Birçok politik mahpus hakkında aynı gerekçelerle şartlı tahliye kararı verilmeyerek daha uzun süre cezaevinde tutulmaları sağlanmaktadır. Örgütsel bir suçlama ile hakkında ceza verilen ve özgürlüğünden yoksun bırakılan kişinin örgütsel bağının sürdüğü ileri sürülemez. Bu fiziken de hukuken de mümkün değildir. Buradaki temel gerekçe gerçekte ideolojiktir. Kişinin politik görüşü ve duruşu ile ilgilidir. Bu tür kararların yaygınlığı dikkate alındığında bunun münferit bir uygulama olduğu da ileri sürülemez. Bu sistematik bir uygulamadır.

Kamuoyu; Mızraklı’nın mesnetsiz iddialarla iki kez yargılandığını ve 9 yıl 4 ay ceza aldığını biliyor, tahliyeyi hak kazanmasına rağmen tahliye edilmemesi bu cezanının tamamı yatacağı anlamına mı geliyor?

Hayır, o anlamam gelmemektedir. Ancak şartlı tahliye konusunda da aynı tutumun sürdürülmesi halinde verilen cezanın tümü veya tümüne yakınını cezaevinde geçirmesi sonucu yaratılabilir.

Mızraklı ile aynı durumda olan tahliyeleri engellenen başka tutsaklar var mı? Bunların tahliyeleri Cezaevleri Gözlem Kurulları tarafından mı engelleniyor yoksa engeller hukuki olmaktan çok siyasi nedenler mi kaynaklanıyor?

Yukarıda da açıkladığım gibi bu uygulama oldukça yaygındır. Kürt politik mahpuslarının tamamı için uygulanmaktadır. 1990’lı yıllarda Devlet Güvenlik Mahkemeleri tarafından müebbet hapis cezasına çarptırılan çok sayıda politik mahpus 30 yıllarını cezaevinde geçirmelerine rağmen defalarca şartlı tahliyeleri idare ve gözlem kurullarınca ertelendiği bilinmektedir. Hatta örgütten ayrıldığına ilişkin beyan değil pişmanlık duymaları istenmekte ve buna zorlanmaktadır. Düşünün, pişmanlık duymadığı için 30 yıl özgürlüğünden yoksun bırakılan kişiye 30 yılın sonunda pişmanlık dayatılması ve hukuki değil ve hem de abestir.

Adına idare ve gözlem kurulu denilen bir kurul, tamamen ideolojik gerekçelerle, politik mahpusları pişmanlık gibi aşağılayıcı bir tutuma zorlayarak yasal haklarından yararlanmalarını engellemektedir. Pişmanlık dayatmasının sonuç vermeyeceği elbette bilinmektedir. Buradaki dayatmanın hukuki bir dayanağı yok. Amaç aşağılamak ve daha uzun süre keyfi biçimde mahpushanede tutmaktır.

Yeni bir çözüm süreci ile ilgili komisyon toplantılarının devam ettiği, iktidar ortaklarının Kürt Türk kardeşliğine sürekli vurgu yaptıkları bu dönemde bu tür uygulamaları nasıldeğerlendirmeli?

İktidarın ya da devletin “çözüm süreci” ismiyle adlandırdığı bir süreç yok. İlgili komisyonun çalışmasının önemli ölçüde gizli olması nedeniyle bu konuda bir değerlendirme şansına sahip değilim. Verili kanuni düzenleme ve uygulanan idari pratik konusunda yukarıda açıklamada bulundum.

Olayın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne ilgilen boyutu mu var mı? Engellemenin oraya taşınması söz konusu olabilir mi?

Elbette vardır. İç hukuk yolları tüketildiğinde başvuru imkanı ortaya çıkabilir. Ancak burada temel sorun bu sürece ulaşıldığında cezanın tümünün çektirilmesi sağlanmış olabilir.

Eklemek istedikleriniz

İdari pratik haline gelen yani yaygın ve sürekli hale gelen bu keyfi uygulamanın sonlandırılması gerekiyor…

İlginizi Çekebilir

Kongreya Êzidiyên Dîasporayê (KÊD) ava bû
Av. Tekin: Bakanlar Komitesi ‘umut hakkı’ için Türkiye’ye baskı kurmalı

Öne Çıkanlar