Mithat Solmaz: Cezaevinde karikatür çizmeye başladım

Türkiye’nin farklı cezaevlerinde geçen gençlik yılları, siyasi baskılar ve sürgün yolları…

Mithat Solmaz’ın yaşam öyküsü, sadece kişisel bir direnişin değil, aynı zamanda insan hakları mücadelesinin de bir aynası niteliğinde. Karikatürleriyle hem mizahı hem de politik eleştiriyi bir araya getiren Solmaz, bugün Hollanda’da da mücadelesini sürdürüyor.

Baki Karadeniz / Amsterdam

Onun hikâyesi, ifade özgürlüğünün ve dayanışmanın insanı nasıl ayakta tuttuğunu gösteriyor. Bir insan hakları savunucusunun gözüyle bakıldığında, Solmaz’ın yolculuğu, baskılar ve sürgünler karşısında üretmenin, direnmenin ve yaşamı tebessümle sahiplenmenin mümkün olduğunun kanıtı.

Cezaevlerinde başlayan karikatür serüveni, hem politik tutsakların sesi olmuş hem de uluslararası alanda görünürlük kazanmış. İşte Mithat Solmaz’ın kendi sözleriyle hayat hikâyesi:

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Ben Mithat Solmaz. 1961 yılında Elazığ’da doğdum. 17 yaşımda feodal bir olaydan dolayı hapishaneye düştüm. Adana cezaevinde idareye karşı tavır almamdan dolayı baskı görürken devrimci tutsaklarla tanıştım. Fikirlerinden etkilenip kitaplar okuyup siyasi koğuşa geçiş yaptım.

Cezaevi koşullarında sizi en çok etkileyen neydi?

İçerde ya da dışarıda baskılara, haksızlıklara tahammülüm yok. Sol, sosyalist devrimci arkadaşlarla birlikte cezaevinde isyanlara katılıyordum. Bu direnişçi tutumum cezaevi yönetimince yaptırımlara uğruyordu. Cezaevindeki baskılara her direnişimde Denizli, Burdur, tekrar Denizli, Bolvadin, Afyon ve en son Kütahya cezaevlerine sürgün edildim.

Karikatürle tanışmanız nasıl oldu?

Mapusanede kitaplar okurken çocukluğum ve okul yıllarımdan kalma resim yapma hevesim depreşti ve karikatürler çizmeye başladım. Sürgün sonrası Afyon cezaevinde kalırken Kürt Hareketi’nden siyasi tutsaklarla tanışmam politik düşüncelerimin evrilmesinde mihenk taşı oldu. Zorlu koşullarda kitap okumak ve karikatür çizmek bana hayata direnme açısından çok yarar sağladı. Mizahın politik bir güç olmasının yanı sıra psikolojik destek de olduğunu gördüm.

Çizimlerinizi dışarıya ulaştırma imkânınız oldu mu?

Evet. Amatör çizimlerimi o zamanlar çok popüler olan Gırgır dergisine yolladım. Derginin yönetmeni olan ünlü karikatürist Oğuz Aral hem karikatürlerimi yayımladı hem de çizim malzemeleri yolladı. Ayrıca karikatürlerden gelen telif ücretleri de cezaevinde ve dışarıda benim için ekonomik bir rahatlık sağladı. Hapishane karikatürlerinden diğer mapus arkadaşlarla beraber “İçerden Dışarıya Sevgilerle” adlı, dünyada bir ilk olan serginin açılmasına Oğuz Aral çok yardımcı oldu. Tahliye olduktan sonra aynı adla yayımlanan kitabın imza günlerine katıldım.

Tahliye sonrası neler yaşadınız?

Tahliyemden sonra Kütahya cezaevi müdürü tekrar hakkımda tutuklama kararı çıkarınca firari durumuna düştüm. Oğuz Aral’ın da verdiği fikirle turizm yörelerinde kaçak olarak gezerken portre karikatürler çizip yaşamımı sürdürdüm. Karikatür yapmak benim için bir yaşam biçimi olmuştu.

Karikatürleriniz hangi yayınlarda yer aldı?

Çizimlerim Gırgır, Limon, Fırt dergilerinde yayımlandı. Dergi yönetimleri firar gezdiğim için karikatürlerin gönderim adreslerini hep yurtdışı olarak yazıyorlardı. O dönemlerde karikatürlerim Yunanistan’da Anti ve Pontiki dergilerinde yayımlandı. Ayrıca Napoli Üniversitesi’nden gazeteci Valentina Marcella, karikatürlerimi “Fiziksel Kısıtlama Altında Fikri Özgürlüğün Kaçakçılığı, Türk Hapishane Karikatürlerinde Düşmanın Bedeni” adlı kitabında yayınladı. Ayrıca benimle röportaj yaptı.

Çizimlerinizin insan hakları mücadelesiyle bağı nasıldı?

Türkiye’de karikatür çizerken aynı zamanda İnsan Hakları Dernekleri’ne, mahkûm ailelerinin çeşitli derneklerine karikatürler çizdim. Mapusanelerdeki devrimci tutsaklara karikatür kartpostallarımı yolluyordum. Bugün hâlâ elimden geldiğince gorulmustur.org sitesinde yayımlanan politik tutsakların cezaevi adreslerine mektup veya kartpostal göndermeye çalışıyorum.

Türkiye’den Hollanda’ya sürgün süreciniz nasıl gelişti?

Türkiye’de uzun yıllar pasaport alamadım, birçok defa gözaltına alındım. En uzun karakolda gözaltı sürem 28 gündü. Hollanda’ya gönüllü olarak sürgüne geldim diyebilirim. Çünkü Türkiye’de sürekli gözaltına alınıyordum. Baskılar usandırıyordu. Bu yaştan sonra baskı ve cezaevi istemiyordum. Tekrar uzun yıllar mapusaneye girme endişesi beni ta Hollanda’ya kadar getirdi.

Hollanda’da neler yapıyorsunuz?

Burada da çeşitli demokratik kuruluşlar ve Kürt Hareketi’ne yakın derneklerle yakın dostluklarım sürüyor. Yürüyüş, eylem veya çeşitli etkinliklere katılıyorum. Kürdistan dağlarında kullanılan kimyasal silah saldırılarını da çizdim. Bu karikatürler eylemlerde pankart olarak kullanılıyor. Hâlen yaşamak için sokakta portre karikatür çizimleri de yapıyorum.

Avrupa Birliği’ne dair gözlemleriniz neler?

Avrupa Birliği’nin sırf göçmen politikalarından dolayı demokratik değerlerini bir kenara bırakması benim açımdan bir hayal kırıklığı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına rağmen Türkiye’de hâlâ içerde yatan politik tutsaklar için sadece “endişeliyiz, kaygılıyız” demelerini acı bir politik karikatür örneği olarak görüyorum. 

Son olarak okurlarımıza ne söylemek istersiniz?

Herkesin kendi hikâyesini oluşturmasını diliyorum. Hayatın en zor dönemlerinde bile tebessüm edecek bir şeyler yakalamak bizi daha insan hissettirir. Sürekli acıların ağıtlaştırılmasını değil, direnmek ve yaşamak için coşkulu türküler söyleyelim.

İlginizi Çekebilir

Özel: Niyetimiz sokağı karıştırmak değil haneye tecavüze mani olmak
KESK Eş Başkanı Koçak: Barış mücadelesi savaştan daha zordur ama zorunludur

Öne Çıkanlar