İsrail’in sığınak patlatan bombalarıyla Hizbullah’ın karizmatik lideri Hasan Nasrallah’ı Beyrut’un güney banliyölerinde öldürmesinin üzerinden bir yıl geçti. Lübnan hükümeti, Şii militan grubu silahsızlandırmak için çalışırken, İsrail ise grubun gücünün azaldığını söylüyor. Ancak birçok uzman ve Hizbullah destekçisi aynı fikirde değil.
Hizbullah, İsrail’le son savaşında üst üste darbeler aldı ve bunların en büyüğü, militan grubun uzun süredir lideri olan Hasan Nasrallah’ın , İsrail’in Beyrut’un bir banliyösüne düzenlediği büyük hava saldırısında öldürülmesiydi
Grup askeri ve siyasi olarak zayıflamıştı. Rakiplerinin çoğu, örgütün bölgesel ve yerel düzeyde baskın bir aktör olarak günlerinin sona erdiğini ilan etti.
Ancak bir yıl sonra Hizbullah’ın pek çok destekçisi, düşmanı ve analisti aynı değerlendirmede birleşiyor: Hizbullah yeniden toparlanıyor.
Hizbullah’ın üst düzey siyasi yetkilisi Muhammed Fneyş, Nasrallah’ın ölüm yıldönümü öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu liderin kaybı Hizbullah için çok acı verici bir darbe oldu” dedi.
“Ancak Hizbullah, liderini kaybettiğinde zayıflayan alışılmış anlamda bir parti değil. Nispeten kısa bir sürede, (liderleri) şehit düştüğünde kaybettiği tüm mevzileri doldurabildi ve çatışmaya devam etti.”
İsmininin saklı kalmasını isteyen İsrailli bir askeri yetkili, yaptığı açıklamada Hizbullah’ın “etkisinin önemli ölçüde azaldığını” ve “İsrail’e karşı büyük çaplı bir saldırı olasılığının düşük” olduğunu söyledi.
Ancak açıklamada, “örgütün yeteneklerini yeniden inşa etmeye çalıştığı; çabaların sınırlı olduğu ancak genişlemesinin beklendiği” de ekledi.
Hizbullah, üst düzey liderlerinin ve önemli iletişim sistemlerinin çoğunu kaybetmesine rağmen, İsrail birliklerinin geçen ekim ayında Güney Lübnan’ı işgal etmesine rağmen savaşmaya devam etti.
Kasım ayı sonlarında ABD’nin arabuluculuğunda sağlanan ateşkesin ardından çatışmalar durdurulduktan sonra, İsrail güçleri savaş sırasında ele geçirdiklerinden daha fazla bölgeyi kontrol altına aldı. İsrail, Hizbullah militanlarını ve tesislerini hedef aldığını söylediği hava saldırılarını neredeyse her gün gerçekleştirmeye devam ediyor.
Hizbullah ayrıca, Aralık ayında Suriye’deki Beşşar Esad’ın müttefik hükümetinin isyancıların saldırısıyla düşmesiyle, destekçisi İran’dan gelen tedarikler için önemli bir güzergahı da kaybetti. Fneish , bunun Hizbullah’ın “stratejik derinliğine” bir darbe olduğunu kabul etti.
Lübnan hükümeti ise, ABD ve Suudi Arabistan’ın yeniden inşa çalışmalarına fon sağlamadan önce temel talebi olan, örgütün yıl sonuna kadar silahsızlandırılması için çalışacağını açıkladı. Hizbullah ise bu kararı kesin bir dille reddetti.
Siyasi muhalifler ise grubun iktidar kaybını inkar ettiğini söylüyor.
Hizbullah’ı sık sık eleştiren Lübnanlı milletvekili Elias Hankash, “Hizbullah’ın liderliği gerçeklikten kopuk,” dedi ve Hizbullah’ı silahlarını teslim etmeye ve salt bir siyasi parti olmaya çağırdı:
“Hizbullah, Lübnanlıları, kendisini, silahlarını ve komuta kademesini savunmadı.”
Ancak ABD elçisi Tom Barrack, Birleşik Arap Emirlikleri merkezli IMI Media Group’a verdiği röportajda, örgütün hafife alınmaması gerektiği konusunda uyardı:
“Lübnanlılar Hizbullah’ın yeniden inşa edilmediğini düşünüyor. Yeniden inşa ediliyor.”
İsrailli askeri yetkili, “Hizbullah şu anda İran’dan yeterli fon alma konusunda zorluk çekiyor” dedi.
Ancak Barrack, ABD’nin terör örgütü ilan ettiği grubun, İran’dan uçuşların yasaklanması da dahil olmak üzere fonlarının kesilmesine yönelik önlemlere rağmen, bilinmeyen kaynaklardan ayda 60 milyon dolara kadar para aldığını iddia etti.
Barrack, “Hizbullah bizim düşmanımız, İran bizim düşmanımız. Bu yılanların başlarını ve fon akışını kesmemiz gerekiyor,” dedi.
Fneish, grubun finansman kaynaklarına değinmedi ancak mali durumunun “normal” olduğunu ve sağlık, sosyal hizmetler ve silahlı kanadı da dahil olmak üzere kurumlarının eskisi gibi işlediğini söyledi.
İsrail’in Lübnan’ı işgal edip bazı bölgelerini ele geçirmesinden aylar sonra, 1982’de kurulan Hizbullah, bölgenin en güçlü silahlı gruplarından biri haline geldi; İsrail ile birçok savaşa girdi ve 2000 yılında Güney Lübnan’dan çekilmesini zorunlu kılan bir harekâta öncülük etti.
Son çatışma, 7 Ekim 2023’te Hamas öncülüğünde Güney İsrail’e düzenlenen ve Gazze’de devam eden savaşı tetikleyen saldırının ertesi günü başladı. Hizbullah, Hamas ve Filistinlilere “destek cephesi” olarak Lübnan’dan İsrail’e roket atmaya başladı.
İsrail, Eylül 2024’te Hizbullah mensuplarının kullandığı binlerce çağrı cihazı ve telsizi patlatarak saldırılarını genişletti . Birkaç gün sonra, Hizbullah komutanlarını ve yüzlerce sivili öldüren büyük bir hava saldırısı dalgası başlattı.
En büyük darbe ise Nasrallah’ın suikastıydı. Nasrallah ve bazı üst düzey yetkililerinin İranlı bir generalle görüştüğü bloğun tamamı 80’den fazla 1 tonluk bombayla yok edildi.
Günler sonra, Nasrallah’ın halefi Haşim Safieddin hava saldırılarında öldürüldü. Grup daha sonra Nasrallah’ın yardımcısı Naim Kasım’ı yeni lider olarak atadı, ancak yaygın kanı, Kasım’ın Nasrallah’ın karizmasından yoksun olduğu yönünde.
İskoçya’daki Stirling Üniversitesi’nde siyaset ve din alanında öğretim görevlisi olan ve grup hakkında bir kitap yazan Bashir Saade, “Nasrallah’ın suikastı istikrarsızlaştırıcı duygusal bir şoktu, ancak kimlikleri şehitlik kültürü aracılığıyla süreklilik kazanıyor” dedi.
Fneish, grubun bir kimlik bunalımı yaşamadığını söyledi.
‘’Seyyid Hasan Nasrallah bu kimliğin temsilcisiydi; kendisi kimliğin kendisi değildi” dedi.
Hizbullah, özellikle de askeri kanadı, Nasrallah’ın ölümünden sonra büyük ölçüde yeraltına çekildi. Grup yetkilileri, Hizbullah’ın İsrail’in askeri ve siyasi yetkililerini başarıyla hedef almasına yol açan istihbarat açıklarını kapatmak için çalıştığını belirtti. Gruptan bir yetkili, içişleri hakkında konuştuğu için isminin açıklanmaması kaydıyla, Hizbullah üyelerinin artık teknolojiye daha az bağımlı olduğunu söyledi.
Hizbullah yetkilisi, İsrail’in bilgi toplamak ve saldırı planlamak için teknoloji ve casuslar kullandığını söyledi.
Nasrallah’ın suikastından aylar önce, grup, Nasrallah’ın öldürüldüğü bölgede şüpheli bir şekilde dolaşan Lübnanlı bir adamı gözaltına almıştı. Adamın İsrail için bilgi topladığını itiraf ettiğini ve hâlâ Hizbullah tarafından tutuklu bulunduğunu söyledi.
Yetkili, en büyük ihlalin İsrail’in grubun iç kablolu iletişim ağına sızması olduğunu söyledi.
Lübnan’da Hizbullah’ın silahlarını bırakması yönündeki artan baskılar ve savaştan zarar gören bölgelerin yeniden inşasında yaşanan gecikmeler, çoğunluğu Şii olan Hizbullah tabanındaki birçok kişinin kendilerini dışlama girişimleri olduğu hissine kapılmasına neden oldu.
Lübnanlı siyasi yazar Sultan Süleyman, bu duygunun, Hizbullah ve müttefiklerinin bu yıl geleneksel siyasi kalelerinde yapılan yerel seçimlerde tabanda toparlanmaya ve ezici bir zafer kazanmasına katkıda bulunduğunu söyledi.
Başlangıçta silahsızlanmayı savunanların bir kısmı şimdi yeniden değerlendirmelerde bulunuyor.
Lübnanlı gazeteci Jad Hamouch, “Bu savaştan sonra psikolojik olarak yıpranan ve ‘tamam, silahları bırakalım da rahatlayalım’ diyen bir topluluk vardı,” dedi:
“Ancak İsrail’in bölgede nasıl davrandığını gördükten sonra, ‘hayır, silahları elimizde tutmak istiyoruz’ diyorlar.”
Savaş sırasında büyük ölçüde yıkılmadan önce sınır köyü Kfar Kila’da yaşayan Amira Cafer, oğlunu çatışmada kaybetti. Hizbullah’ın tüm kayıplarına, “büyük lideri” Nasrallah’ın ölümü de dahil olmak üzere hâlâ güçlüyüz ve son nefeslerine kadar savaşmaya hazır çok sayıda genç adam var” dedi.
İsminin açıklanmasını istemeyen Batılı bir diplomat, Lübnan devletinin örgütü silahsızlandırma kararı konusunda bir çıkmaza girdiğini söyledi.
Lübnan ordusunun, birçok askerinin geçimini sağlamak için ikinci işte çalıştığı, nakit sıkıntısı çeken ve personel yetersizliği çeken yapısı, savaşta tecrübeli ve daha iyi maaş alan, hatta bazı durumlarda kendi topluluklarından gelen savaşçılarla karşı karşıya gelmeye yeterli donanıma sahip olmadığını söyledi.
“Bu karardan geri dönüş olacağını sanmıyorum ama bundan sonra nasıl ilerleyeceğini de göremiyorum” diyor.
/AP/









